Operasyonlar aralıksız sürüyor. AKP, baskının ve şiddetin dozunu artırarak toplumu teslim alacağını düşünüyor, o nedenle de daha çok operasyon, daha çok gözaltı ve daha çok tutuklama, sindirme politikaları ile iktidarda uzun süre kalacağını ve başarılı olacağını düşünüyor. Ümmetçilikten, milliyetçiliğe terfi ederek halkın geri yanlarını örgütleyerek, „böldürmem, bölücük“ sloganlarıyla psikolojik savaş sürdürüyor ve yandaş bulduğunu, bulacağına inanıyor. Bu konuda başarılı olduğu da söylenebilir.
Çok yüzlü siyaseti benimsemiş durumda. Bir yanda darbe teşebbüsçüsü eski generalleri tutuklayarak, 12 Eylül darbecileri hakkında dava açarak demokrasi havarisi kesiliyor, öte yandan, düşünce ve örgütlenme alanındaki çalışmalara aman tanımıyor, kürt siyasetçilere karşı kapsamlı bir saldırı sürdürüyor. Sivil örgütlere, meslek örgütlerine, BDP il ilçe örgütlerine baskınlar düzenleyip siyasetçileri tutukluyor. Cezaevleri yetmiyor artık. Yatırım diye yeni cezaevleri planları yapmalarına şaşmamak gerekiyor. Milletvekili Leyla Zana’nın evinin kapısı kırılarak arama yapıldı. Zana’nın dediği gibi „kendi hukuklarına bile saygıları kalmadı.“ Milletvekilinin evinin kapısı kırılıyor, ‘Zana’nın evi değil’ deniyor. Yalanları gerçekmiş gibi halka yutturabileceklerini düşünüyorlar. Bir yandan dağın yolunu gösteriyor, öte yandan çözüm yeri parlamento deniyor. Ama, parlamentoda Kürtlere yapılan hakaretin hesabı tutulmuyor.
Daha önce sanatçıları, yazarları, ressamları „terörist“ ilan edip hedef gösteren İçişleri Bakanı İ.Naim Şahin, TBMM’de, Kürt halkını kastederek „siz on para etmez insanlarsınız“ diyor. Özür dilenmesi istendiğinde yüzsüzce „peki özür diliyorum on para edersiniz“ diyebiliyor.
İleri demokrasinin göstergesi yıldırma sindirme, imha politikaları hız kesmiyor. Kırda kentte koordineli biçimde imha ve inkar operasyonları hızını kesmiyor. AKP devlet terörünü devralmış durumda, muhalif hiçbir sese tahammül etmiyor. Hele de muhalefet Kürtlerden gelmişse çıldırıyor. Ne akıl, ne izan ne insaf ne de hukuk kalıyor. Hukuk dedim de hukukun en temel kabullerinden biri olan masumiyet karinesi tersten okunuyor, adalet dedikleri şey sudan nedenlerle, somut deliller olmadan gözaltına alınanları suçlu ilan ediyor, teşhir ediyor. Gözaltı sürelerini uzun tutuyor. 12 Eylül’ü söz verdik yargılıyoruz diyorlar, ama 12 Eylül’ün tüm hukuku hüküm sürüyor, Devlet Güvenlik Mahkemeleri yerine Özel Yetkili Mahkemeleri ile, Terörle Mücadele Kanunu’nun yürürlükte olması ile… Hukuk siyasi amaçlarına ulaşmak için araç olmuş durumda şimdi..
İki yüzlü siyasetleri hız kesmiyor ve hiç utanmıyorlar ileri demokrasi demekten, şunları şunları yaptık demekten evet şunları şunları yapıyorlar, devlet terörünü uygulayıcısı oluyorlar. Ümmetçilikten tek’çiliğe terfi ettiler, KCK davlarında ana dilleriyle savunma yapanlara karşı zalimane davranıyorlar, Kürtçeyi „bilinmeyen dil olarak“ tanımlıyor tutanaklara geçiriyorlar. Özcesi Kürt tutukluların savunma haklarını ellerinden alıp kendi kendilerine davaları sürdürüyorlar. İnatla ısrarla hiç kimseyi tahliye etmiyorlar…
AKP hükümetinin öfkesini, tavır değişikliğini anlamak zor değil Hoca’sının talimatlarını yerine getiriyor. İmha ve inkarda kararlı görünüyorlar. Sivil ve çocuk yaştaki kişileri kendileri kaçağa gönderip bombalıyorlar. Kürtlerin en masum girişimleri bile engellerle, coplarla, gazlı saldırılarla karşılanıyor. Sürekli şikayette bulundukları BDP’yi kapatmaya çalışıyor genel başkanı hakkında soruşturma istiyorlar, dönüp „Biz parti kapatmaya karşıyız“ diyerek çok yüzlü politikalarını sürdürüyorlar. AKP devlet palitikalarını devralarak Kürtlere açık savaş ilan etmiş durumda, Kürtlerin sabırlarını sınıyor. AKP, Türkiye’yi bir iç savaşa sokacak zemin yaratmak için ne yapılması gerekiyorsa onu yapıyor. Kürt halkına karşı süregelen ve gittikçe dozu artan saldırıları başka nasıl anlamalıyız.