AKP yetkilileri, özellikle Başbakan her ağzını açtığında BDP’lilere hakaret yağdırıyor, aşağılıyor. Danışmanları ve yandaş yazarlar da Başbakan’ın bu üslubunu, aşağılamasını ve tahrikini bir propaganda bombardımanı haline getiriyor. Tüm bunlar bilinçli bir biçimde yürütülen bir psikolojik savaş harekatıdır. Yoksa BDP şu eksikliği ve yanlışlığı yaptı diye böyle bir üslup kullanılmıyor. BDP’lileri bir çizgiye getirme harekatıdır. Bu tahrik ve aşağılamalarla BDP kişilik  kompleksine sokulup Kürt Özgürlük Hareketiyle karşı karşıya getirilmek hedefleniyor.
BDP’nin kendi düşüncesi ve kimliği yok, bunlar hep emir aldığı yerin dediklerini yaparlar; bunlar şöyledir, böyledir, söylemleri hep bir politikanın parçası olarak söylenir. Bu hakaretleri ve tahrikleri burada sıralamak istemiyoruz. Aslında kendilerinde var olan tüm özellikleri BDP için söylemektedirler. AKP’nin nasıl bukalemun olduğunu artık sadece içeride değil, dışarıda da herkes söylüyor. Bunu da Erdoğan pragmatizmi olarak ifade ediyorlar. Güçlüye yalakalık, güçsüz gördüğüne ise acımasız olmak! İşte Erdoğan kişiliği! Bir hafta önce “NATO’nun Libya’da ne işi var” diyen Erdoğan’ın bir hafta sonra İzmir’i NATO’nun saldırı üssü haline getirdiği biliniyor. ABD dayatmasıyla kısa sürede çark ederek Kaddafi düşmanlığı yaptığını herkes gördü.
İşte bu AKP her gün BDP’nin kimliğini sorguluyor. Hakaret ve tahriklerle BDP’ye karşı dünyanın en çirkin psikolojik savaşını yürütüyor. Buna kirli savaş demek bile mümkün değil; iğrenç ve aşağılık bir psikolojik savaş demek daha denk düşer. Bu iğrenç savaşı o kadar bilinçli yürütüyor ki, öncülüğünü bizzat Başbakan ve Başbakanın propaganda bakanı Gobels olmaya soyunmuş danışmanı yürütüyor.
Bu kadar tahriki hem de yoğun biçimde yapmak BDP’yi kişilik sendromuna sokmak içindir. Böyle anlaşılırsa saldırılara anlam verilir. Yoksa neden bu kadar yalan söylüyorlar, neden bu kadar kendilerini düşürüyorlar diye kızılır ya da onların söylemlerine laf yetiştirilir. Nitekim bu tahriklerin zaman zaman BDP’yi savunmaya soktuğu, biz öyle değiliz, şöyle değiliz söylemi içine ittiği görülmektedir.
Bazı BDP’lilerin kendilerini makul göstermeleri, AKP’nin istediği söylemlere yakın söylemlerde bulunmaları kesinlikle bu tahrik politikalarının sonucudur. Her gün BDP’lilerde kişilik yok, kendi düşünceleri yok diye diye bu noktaya getiriliyor. Kendi düşünceleri yok derken hükümet ve devlete yakın düşünceleri yok denilmek isteniyor. Olmasını istedikleri düşünce ve söylemler ise bunlar oluyor. Yoksa BDP’lilerin ortaya koyduğu düşünce ve söylemler AKP’lilerin ortaya koyduklarından hem ileride hem de çok çok fazladır. Düşüncesi olmayan, eski zihniyeti tekrarlayan bizzat AKP’dir. AKP ve Başbakan’ın düşünce ve söylemlerinin özü ise Kürtleri soykırım sistemi içinde tutmayı ifade ediyor. BDP’ye de bunun kabul edilmesi dayatılıyor. Bunun için de Kürt halkının soykırım sistemine karşı yürüttüğü mücadele BDP eliyle yumuşatılmak isteniyor.
Bu tahrik ve aşağılamalar “PKK ile aranıza mesafe koyun, PKK’ye karşı çıkın” biçimindeki dayatmanın, tahrik ve aşağılamalarla kabul ettirilmesine yöneliktir. Kuşkusuz BDP’liler AKP Hükümetinin politik amacının farkındadırlar ve gereken tutumu gösteriyorlar. Onlar da bu dayatmalarına BDP’nin boyun eğmeyeceğine görüyorlar. Ancak amaç sürekli tahrik ve hakaretlerle, aşağılamalarla ya tepkilendirip ya da savunmada bırakarak doğru politika izlemelerini engellemektir. Böylece doğru politika doğrultusunda kararlıca yürümeleri ve enerjilerini bu politikaların başarısı için harcamalarının önüne geçmeye çalışıyorlar.
Başbakan’ın konuşmalarının, danışmanlarının söylemlerinin, yandaş kalemşorların yazdıklarının çok ağır bir tahrik olduğu açıktır. Bunların öyle ağızdan kaçmış sözler olduğunu ya da Başbakan’ın kendinden geçerek söylediğini düşünmek büyük bir yanılgı olur. Üslup ve mimikler dahi söylemlerin tahrik amaçlı olduğunu açık gösteriyor. Dolayısıyla başta Kürt halkı olmak üzere tüm demokratik siyasetçiler nasıl bir psikolojik savaş altında olduklarını görmeleri ve ona göre pozisyon almaları gerekir. Tahrik ve kışkırtmayla özel savaş merkezinin psikolojik harekatının istediği tepkileri ve duruşları göstermemek önemlidir. O zaman onların psikolojisi bozulur. Zaten son zamanlarda psikolojik bozukluk belirtisini fazlasıyla vermeleri yürüttükleri psikolojik savaşın istediği sonucu almaması nedeniyledir.
Önemli olan, bizlerin izlediği politikanın doğruluğuna inanmak ve bu konuda kararlı yürümektir. Psikolojik savaşın tahriklerine göre cevaplar vermek ve kendimizi ona göre ayarlamak söz konusu olamaz. AKP Hükümeti yanlış ve çirkin bir politika içinde olduğundan tahriklerle bunun üstünü örtüp Kürt hareketini savunmada bırakmak istiyor. Bunu bilerek mücadeleyi yükseltip, AKP Hükümetini geriletip özgürlük ve demokrasi konusunda sonuç almak gerekir. Yani savunmada değil, mücadele edip sonuç alıcı pozisyonda olmak gerekmektedir.