Kürt Halk Önderi İmralı’da 14 yıldır esaret altında. Bir yıl öncesine kadar tek kişilik cezaevindeydi. Bu uygulama dünyada ilktir. Bir adada tek kişilik cezaevinde bu kadar yıl ne bir siyasi tutsak ne de herhangi bir mahkum kalmıştır. Bu koşullarda bırakalım bir insanının düşünce sağlığını ve siyasi duruşunu sürdürmesi, ruhsal sağlığını sürdürmesi bile mümkün değildir. Bu bile bir mucizevi duruştur.  Bu duruşu sürdürmek ancak büyük bir dava ve büyük bir inançla mümkündür. Herhangi bir dava adamı ve inanç sahibi bile bu koşulara dayanamaz. Eğer Kürt Halk Önderi dayanıyorsa bu büyük bir davanın varlığını ve büyük bir inancı gösteriyor.
Bu büyük dava nedir? Bu dava, insanların ilk toplumsallaştığı, ilk kültürleri yarattığı coğrafyanın en eski halkının yok edilmesi karşısında varlık mücadelesinin verilmesidir. Yok edilmek istenen Kürt halkının varlığını güvenceye alma ve özgürlüğünü sağlama kadar başka büyük bir dava olabilir mi? Kürt halkı şahsında sadece bir halk değil, tarihin en eski kültürü yok edilmek isteniyor. Bu aslında insanlığın kök hücresinin yok edilmesidir.
Derin bir insanlık ve halk sevgisiyle böyle bir halkın varlık savaşını vermek kutsal bir davadır. Öte yandan Kürt halkının özgürlüğü ve demokratik yaşamı Ortadoğu’daki tüm sorunların çözümü, özgür ve demokratik yaşamı anlamına gelmektedir. Kürt halk Önderi ilk çıkışından bugüne hem pratikten çıkardığı hem de tarihsel toplumu iyi çözümleyerek elde ettiği bilinçle Kürt halkının özgürlüğüne ve Ortadoğu’nun demokratik yaşama kavuşmasına inanmaktadır. Özgür bir kişiliğin, özgür bir toplumun, özgür bir ülke ve özgür bir dünyanın nasıl olacağını kendi kişiliğinde çözdüğü için kendini esaret altında yaşayan bir konumdan çıkarmıştır. Dışarıdaki insanlardan daha fazla kendimi özgür hissediyorum derken bu gerçeği ifade etmektedir. Zindanı kişiliğimde yendim, bu nedenle bu koşullarda dayanma gücümü gösteriyorum, demektedir.
Türk devleti Kürt Halk Önderine yenilmeyen bir halk gerçekliği, yenilmeyen bir Özgürlük Hareketi gerçekliği, yenilmeyen bir liderlik gerçekliği yarattığı için çok öfkelidir. Bu öfkeyle üzerindeki ağır tecrit uygulamasını daha ağırlaştırdılar. Bu öfkeyle, avukat ve aile görüşmelerini kişiye özel yasayla sıradan mahkum görüşmeleri haline getirmek istediler. 1980’li yıllarda Amed zindanındaki gibi görüşmeleri “bakış”la sınırlamaya çalıştılar. Nasıl ki Amed zindanlarında ölüm militanlara karşı bir silah olarak kullanılırken direnişle bu silah 12 Eylül rejimine döndürülmüşse tecrit de şu anda AKP hükümetini vuran bir silah haline gelmiştir. Kürt Halk Önderi aileleri kabul etmediği gibi avukat görüşmelerinin bir tiyatroya dönüştürülmesine izin vermeyeceğini de ortaya koymuştur. Şu anda düşündükleri avukat görüşmesi biçimini Kürt Halk Önderinin kabul etmediğini gördükleri için “koster bozuk” bahanesiyle avukatların İmralı’ya gidişine izin vermiyorlar. Ya görüşmeler evrensel olan hak düzeyinde gerçekleşecektir ya da Kürt Halk Önderi kabul etmeyecektir. Şimdiye kadar avukat görüşmeleri gözetim ve kayıt altında yaptırılmış, ama avukatlar, Kürt Halk Önderi üzerinde psikolojik baskı kurmak ve başka avukatlara gözdağı vermek için tutuklanmıştır. Kürt Halk Önderi bu tutuklamaları komplo olarak değerlendirmektedir. Kürt Halk Önderi bu tutuklamaları da boşa çıkaracağı için avukatlar İmralı’ya götürülmüyor.
Bir tecrit sürüyor, ama bu korkudan sürdürülen tecrittir. Kürt Halk Önderi AKP’nin politikalarına karşı direndiği için görüşme yaptırılmıyor. AKP’nin görüşmeleri sıradan mahkum görüşmesi haline getirmek istemesine, birçok kısıtlama ve yasakla avukat görüşmesine formalite haline getirmesine karşı tutum alacağı ve direneceği bilindiği için bu tecrit sürüyor. Artık buna tecrit değil, Kürt Halk Önderinin direnişi demek gerekiyor.
İmralı’yla görüşmeyiz biçiminde kabadayılık yapmaları da benzer bir durumu ifade ediyor. Kürt Halk Önderi artık gayri ciddi ve oyalama olacak görüşmeleri kabul etmeyeceğini ortaya koyduğu için İmralı’yla görüşme olmaz diyorlar. Çünkü daha önceki görüşmelerden sonuç çıkmaması AKP’nin oyalamacı ve aldatıcı yaklaşımlarından dolayıydı. AKP hala çözüm için bir görüşme anlayışına sahip olmadığından “İmralı’yla görüşmem” diyor. Yeni bir görüşme olduğunda AKP hükümetinden çözüm için somut adımlar istenilecektir. Nitekim KCK tutukluları serbest bırakılmadan, İmralı’nın kapıları açılmadan, bir çözüm projesi ortaya konulmadan eskisi gibi zaman kazanmaya yönelik görüşmelerin olmayacağı netleşmiştir. AKP artık eski tür oyalama görüşmelerinin olamayacağını gördüğü için ucuz kabadayılık yaparak İmralı ve PKK ile görüşmenin olmayacağını söylemektedir. Eğer oyalama ve zaman kazanma imkanı görseydi İmralı’yla da Kandil’le de her gün, her saat görüşme yaparım derdi.
Eğer görüşme olmuyorsa AKP’nin bir çözüm politikası olmadığı içindir. Çözüm politikası olanlar herkesle görüşürler. İmralı’yla ve PKK ile görüşülmez gibi tabularının kalmadığı geçmişte görülmüştür. Kürt Özgürlük Hareketi karşısında sıkışınca bu sıkışıklıktan kurtulmak için görüşmeler yapmışlardır. Özel temsilcilerini PKK temsilcileriyle görüştürmüşlerdir. Bunu Emniyet istihbaratı tarafından sızdırılan Oslo görüşmeleri tutanaklarından bilmekteyiz. Şu bu sızdırmış biçiminde yansıtılan haberlerin de emniyet istihbarat örgütü tarafından yayınlatıldığı anlaşılmıştır. Bunu en iyi bilen Başbakan Erdoğan ve MİT müsteşarı Hakan Fidan’dır. Çözüm için olacak bir görüşmeye İmralı da PKK de hazırdır. Ancak AKP’nin böyle bir görüşme anlayışı yoktur. Bu nedenle İmralı ve PKK ile görüşmem diyerek ucuz kabadayılık yapıyor. Böylelikle kamuoyunu aldatıyor ve milliyetçileri tatmin etmeye çalışıyor. Bu tür söylemlerde bulunanlar “terörle mücadele, uzantılarıyla müzakere” gibi ucube laflar ediyor. Çocukların bile ne anlama geldiğini bildiği bu duruma BDP net cevap vermiştir. “Çözüm anlayışın yok, olsa şu anki politikayı mı izlerdin? Şimdi de BDP üzerinden mi oyalama yapacaksın?” demiştir. BDP çok isabetli tespit yapmıştır.
Geçmiş görüşmelerde AKP ve devletin anlayışı oyalama ve zaman kazanmaydı. Kürt Halk Önderi de Kürt Özgürlük Hareketi de bunu biliyordu. Yani öyle kandırılmış ve aldatılmış değildi. Hiçbir zaman biz kandırıldık dememiştir. Sadece AKP’nin niyetini ortaya koymuşlardır. AKP’nin bu niyetine rağmen bu süreci toplumu ve devleti çözüme hazırlamada değerlendirmek istemişlerdir. Toplumda çözüm eğilimi yaratmada belirli bir zemin sağlatılmış olsa da AKP’yi ve devleti çözüme yanaştırmada sonuç alınamamıştır. AKP’nin 2011 seçimlerine rağmen adım atmaması bu niyetle yapılan görüşmelerin limitini bitirmiştir.
Herhangi bir siyasi gücün 8 binin üzerinde yöneticisini, üyesini ve taraftarını zindana koyacaksın, ondan sonra gel görüşelim diyeceksin! Dünyada böyle bir örneğe rastlanmış mıdır? Bu bir görüşme tutumu değil, bastırma, irade kırma tutumudur. Nitekim BDP’ye uygulanan budur. Böyle bir uygulama yapan partiyle bırakalım görüşme yapılması, selam vermek bile mümkün değildir. AKP tam da Türk devletindeki irade kırma zihniyetini uyguluyor. Osmanlı’da da Türk egemenleri hiçbir toplumsal gücün iradesini tanımamışlardır. İradesini kırdıktan sonra da sadece kölece yaşama imkanı vermişlerdir.
Bir toplum varsa onun iradesi ve temsilcileri tanınır. Günümüz dünyasında demokratik tutum budur; sorunlar böyle çözülür. Kürtleri toplum olarak tanımam, iradesini ve temsilcilerini tanımam, ama ben bir şeyler veririm demek tam da despotların zihniyetidir. Osmanlı da böyle yapmıştır. Şimdi kendilerine aydın demokrat diyen bazıları bile birileri muhatap alınmadan ve temsilcileri tanımadan da AKP bu sorunu çözebilir, diyor. İşte yaman çelişki budur. Oportünizm de budur. Çözüm niyeti olmamak da budur. Nitekim AKP çözüm için adım atmıyor. Kürtleri bir toplum olarak kabul etmeyenler, irade ve temsilcilerini tanımayanlar sorunu çözemezler. Çünkü onların zihniyeti değişmediği için çözüm için adım atmaları mümkün değildir. Çözüm zihniyeti olanlar çözüm için adım atma kararında olanlar şunu bunu muhatap almam, şunun ile görüşmem demezler.
Türk devleti Kürt halkının duruşu, mücadelesi karşısında İmralı’yla da PKK ile de görüşmek zorunda kalacaktır. Tabii devlet ve AKP tanımama ve görüşmemede ısrar edecektir. Ama Önderliksiz çözüm olmaz; PKK halktır, halk burada diyen halk, mücadelesini yükselterek Türk devletini çözüme zorlayacaktır. Kürt halkı bir yandan Türk devletini çözüme zorlarken, diğer yandan kendi özgür ve demokratik yaşamını kurumlaştıracak, çözümü fiili olarak gerçekleştirecek ve dayatacaktır.
Her türlü baskıya rağmen Newroz’da ayağa kalkan, özgürlük savaşçılarına sahip çıkan Kürt halkının iradesini kırmak artık mümkün değildir. Kürt Halk Önderi İmralı’da dört duvar arasında özgür bir kişilik olarak zindanları anlamsız hale getirmişse, Kürt haklı da zindan haline getirilen Kürdistan’da özgür toplum ve demokratik yaşam gerçeğini yaşayarak Türk devletinin inkarcı sömürgeci gerçeğini anlamsız hale getirecektir.