‘Ben MİT Müsteşarım Emre Bey zamanında başlattım görüşmeleri. Ve şu anda kesilmenin bazı sebepleri oldu. İletişimdeki samimiyetsizlik nedeniyle burada bu işi keselim dedik.”
Bu sözler Başbakan Tayyip Erdoğan’a ait. Başbakan, PKK ile yapılan görüşmelerin, “Silvan çatışması“ nedeniyle kesildiğini söylemiyor; “iletişimdeki samimiyetsizlik” gibi bir nedenden söz ediyor.
Bu “iletişimdeki samimiyetsizliğin” ne olduğunu bilmiyoruz. Kendisi de açıklamıyor. Ama artık şunu biliyoruz: Oslo’da “masayı” PKK “Silvan saldırısı” ile “devirmemiştir”.
Başbakan, “İletişimdeki samimiyetsizlik nedeniyle burada bu işi keselim dedik” demiş, yani müzakereyi bizzat kendisinin kestiğini açıklamıştır.
Şimdi AKP ve ona destek olan çevreler, aylar boyunca ağızlarında çiğnedikleri “Oslo’da masayı PKK Silvan saldırısı ile devirdi” yalanından ötürü kamuoyundan özür dilemelidirler.
Müzakere sürecinin önünden büyük bir engel kalkmıştır. “Müzekere masasını PKK devirdi, o nedenle onunla yeniden müzakere yapılmaz” tezi Başbakan’ın bu açıklaması ile birlikte çökmüştür. PKK müzakere sürecinin yeniden başlatılmasından yana olduğunu zaten açıklamıştır.
Şimdi müzakere sürecinin yeniden başlatılması, tümüyle Hükümetin kararına bağlıdır. Eğer hükümet, daha fazla kan dökülmesini önlemek istiyor ve ülkenin hızla sürüklendiği ekonomik dar boğazda ve Suriye bataklığında iç savaş duvarına çarpmak istemiyorsa, bizzat kestiği müzakereleri yeniden başlatmalıdır.
Bu tartışmada CHP’nin yeri nedir? CHP müzakere sürecinin başlatılmasından yana mıdır? “PKK ile yalnızca onun silah bırakmasını görüşmek üzere müzakere yapılır” görüşünde hala ısrar etmekte midir? Bu görüşün “müzakere yapılmasın” anlamına geldiği CHP tarafından anlaşılmış mıdır? Bu soruların yanıtını bilmiyoruz. Ancak Adalet Bakanı’nın İmralı’yla müzakereye ilişkin sözlerinden sonra, bu parti adına Kamer Genç adında tuhaf bir figürün, milyonları ilgilendiren bu konuya ciddiyetsiz yaklaşımı CHP’nin müzakere sürecine nasıl katkıda bulunacağına dair kafalardaki soru işaretlerini çoğaltmıştır.
Eğer AKP’nin “müzakere” hakkındaki olumlu açıklamaları gerçekten samimiyse, bu durumda CHP’nin gelişmeye destek vermesi hayati öneme sahiptir. AKP samimiyse, CHP’nin müzakere süreci karşısında takınacağı ciddiyetsiz tutum, müzakere sürecini baltalar ve akan kanın sorumluluğu CHP’nin sırtına biner. Müzakere konusunda mutlak bir AKP-CHP mutabakatına ihtiyaç kesindir.
Kürt tarafı AKP cenahında ortaya çıkan kimi olumlu belirtilere ihtiyatla, fakat pozitif yaklaştı. Hükümetin güven verici adımlar atması gerekiyor. Çünkü Başbakan’ın dediği gibi, AKP Oslo müzakere sürecini “kesmiştir” ve bu durum Kürtlerin kafasında, “müzakereleri bir oyalama, seçim sürecini rahat atlatma ve Kürt toplumunun bir kesimini, sorunu AKP’nin çözeceğine dair boş umutlara yönlendirme” kuşkusunu haklı olarak uyandırmıştır. Şimdi de Kürt özgürlük hareketi, AKP’nin samimiyetine güvenemiyor.
Daha “müzakere” sürecinden söz edilir edilmez, Mersin merkezli olmak üzere, pek çok yerde 50’ye yakın BDP’li, İHD’li ve Kadın örgütlerine mensup insanların gözaltına alınması, Kürt tarafındaki güvensizliğin hiç de haksız olmadığını göstermiştir.
Denebilir ki, PKK de silahlı eylemlerini sürdürüyor. Şurası açık ki, ortada bir savaş var ve bu savaşta HPG TSK’nın, TSK da HPG’nin mensuplarını öldürüyor. Bu karşılıklı bir durumdur.
Buna karşılık AKP ile BDP arasında bir “savaş” sürmüyor. AKP ile BDP parlamenter zeminde kıyasıya bir “yarış“ içindeler. Ama Hükümet bu “yarışı” eşitsiz bir yarışa çevirmiştir. AKP rakibini seçimle, propagandayla, ikna yöntemiyle yenik düşürmeye çalışmıyor; BDP’yi elindeki polis, savcı ve yargı gücüyle kitlesel tutuklamalar yoluyla yenik düşürmeye çalışıyor.
Müzakere için “savaşın durması” iyi olur. Ama savaş sürse bile, o savaşın nasıl durdurulacağını “müzakere” etmek mümkündür. Savaş koşullarında müzakere yapılabilirse de, anti-demokratik bir baskı altında “müzakere” mümkün olamaz. AKP BDP’lileri tutuklarken, BDP’liler AKP’lileri tutuklayamıyor. TSK ile HPG arasındaki “mutekabiliyet”ten farklı olarak, AKP ile BDP arasında kıyas kabul etmez bir eşitsizlik vardır.
İşte AKP’nin “müzakere” süreciyle ilgili sözlerine güven duyulabilmesi için, bu “eşitsiz” duruma son vermek, tutuklamaları durdurmak ve tutuklu sivil ve silahsız siyasileri, gazetecileri, Belediye Başkanlarını, parlamenterleri serbest bırakmak gerekir.
Ve en önemlisi, “iletişimdeki” aksamalardan söz edildiğine göre, PKK önderi Öcalan’ın hem Hükümetle, hem de kendi örgütüyle doğrudan “iletişim” kurması, böylece her türlü iletişim aksaklığının sona ermesi için Öcalan’ın “sağlığı, güvenliği ve özgürlüğü” teminat altına alınmalıdır.
Müzakereye başlamanın tam zamanıdır.
Dağ, Ada ve zindan müzakere için elinden geleni yapıyor. Şimdi Türkü ve Kürdüyle tüm Ova AKP ve CHP’yi “masa”ya çağırmak için milyonlar halinde gücünü ortaya koymalı. Çünkü herkes konuşuyor, bir tek asıl konuşması gereken susuyor. Hükümetin “müzakere” ile ilgili yaydığı havanın gerçek olup olmadığı, ancak milyonların “silahı sustur, masaya otur” diyerek, sokağa çıkmasıyla ve ona karşı hükümetin takınacağı tutumla anlaşılabilir…
AKP’ye samimiyet CHP’ye ciddiyet