Son dönemlerde çocukları zorla dağa kaçırıldı iddiasıyla birkaç aileye T.C Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) özel harp dairesinin stratejisi doğrultusunda BDP parti binalarının önünde oturma eylemleri yaptırılıyor. Bu Türkiye havuz medyası, gazete, TV ve gazetecileri tarafından gündem yapılarak gerçek gündemler saptırılıyor.

Üstelik 18 yaşından küçüklerin savaş alanlarında bulunmalarını savaş suçu olarak değerlendiriyorlar. O insanlara sormak gerekir 12 yaşındaki Uğur Kaymaz 12 kurşunla T.C askerleri tarafından vurulduklarında savaş suçu işleniyor dediniz mi? Berkin, Ceylan, Enes Roboskî’de katledilen 19 çocuk ve daha yüzlercesi AKP Hükümetleri döneminde polis, asker tarafından vurularak öldürüldü ne AKP ne de başkaları bu çocuklar neden vuruluyor dedi mi? Ne dediğiniz ‘benim polisim kadında olsa, çocukta olsa önüne çıkanı vuracaktır’ dediniz. Oysa Halk Savuma Güçleri’nin (HPG) ısrarla biz imzaladığımız Cenevre Sözleşmesinin arkasındayız (18 yaşından küçüklerin silahlı güce alınmaması sözleşmesi) demesine rağmen bazı yandaşlarıyla beraber bu konunun altını kazıyorlar. Bu konunun çok planlı, bilinçli olarak gündeme konulmasının iki nedeni var.
Erdoğan’ın HDP ve BDP’yi tehdit ederek ‘o çocukların yerini biliyorsunuz gidip getirmeseniz biz “B ve C” planlarımızı devreye koyarız’ diyerek aslında bu ailelerin kimler tarafından örgütlendirildiği ve ne kadar bilinçli bir tezgâh olduğunu ortaya koyuyor. Sadece Erdoğan da değil M.Metiner bir televizyon programında aynı planlarla tehditler savurması bu planların nasıl itinayla işbirlikçi Kürtlerle ölçülerek tartılarak hazırlandığını ortaya koyuyor.
Şimdi AKP’nin Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın başlatmış olduğu siyasi çözüm sürecindeki oyalayıcı politikaları, Irak KDP’yle yine Yaşar Kaya, Kemal Burkay gibi kendilerini Kürtlerin aristokratları ilan eden kişilerle olan ilişkisini yaklaşımlarını da göz önünde bulundurursak aslında çok açık olan ama gizli tutulan B ve C planlarını şu şekilde dile getirebiliriz.
B Planı: Erdoğan ve arkadaşlarının B planı dedikleri ETA modelinin Türkiye versiyonuna çevirdikleri modeldir. Bilindiği gibi ETA 43 yıl boyunca bağımsız bir Bask ülkesi için silahlı mücadele verdikten sonra 2011’de silahlara veda etmişti. ETA’yla İspanyol devleti arasında bazı siyasi çözüm görüşmeleri olmuştu. Bölgeye verilen özerklik sorunların çözümü ve savaşın sona ermesi için yeterli olmamıştı. ETA’nın yeniden mücadeleyi yükseltmesine karşı ETA’ya mücadelesizliği dayatan bazı Basklılar hatırlanacağı gibi BASTA YA ‘artık yeter’ sloganıyla gösteriler yapmışlardı.
ETA ve İspanya’dan bahsederken yanlış anlaşılmasın oradaki durumu Türkiye ile karşılaştırmıyorum. Belki de ‘BASTA YA’ onlar için olumlu bir adım olmuştur. Çünkü İspanya Basklara temel hak ve hürriyetleri çerçevesinde anayasal özerklik vermişti. Türkiye’de bırak Özerkliği, Kürdün adını bile anmak istemeyen bir rejim ve hükümet var. AKP bu modeli çıkarları doğrultusunda kullanarak PKK’ye karşı kendi Kürdünü yaratma çabası içindedir.
Son zamanlarda Güney Kürdistan’daki KNK, DİHA, PÇDK gibi yasal kurumlara saldıran KDP’nin tutumu kesinlikle AKP’nin B ve C planlarından bağımsız değildir. Türkiye’de kurulan TKDP bu planların başrol oyuncusu konumundadır. AKP Abdurrahman Kurt, Galip Ensarioğlu, Mehmet Metiner, Yaşar Kaya, Kemal Burkay vb. kişileri bu strateji doğrultusunda kullanıyor. AKP orta sınıf burjuva Kürtleri de yanına alarak aslında yine Kürt sorununu PKK’siz ve kendi istediği gibi ‘çözme’ çabası içindedir.90’lı yıllarda Tansu çiller, Mehmet Ağar ve Doğan Güreş çetelerin köyleri yakıp Jitem ve hızbul-kontra gibi karanlık güçlerin eliyle sivilleri katledip ve bunları PKK yapmıştır diyerek, PKK ile Kürt halkını bir birinden ayrıştırma çabaları içindeydiler. Şimdi de AKP yozlaştırma, mücadelesiz kılma, çocukları gerillada olan aileleri kandırarak gündem saptırma gibi farklı yöntemlerle bunu yapmayı planlıyor.
Onun içinde öncelikle yukarıda bahsettiğimiz orta sınıf elit kalan kendi bireysel çıkarları dışında hiçbir şeyi düşünmeyen sözde Kürtleri kullanarak PKK’ye karşı Kürtleri BDP’nin kapısına dayandırarak, geçenlerde Hewler ve Avrupa’da bazı işbirlikçilerin, Rojava’da kendilerine dayatılan teslimiyete karşı mücadeleyi yükselten PYD’yi protesto ettikleri gibi KDP’yi kullanarak Kürt demokratik kurumlarını ve PKK’yi teslimiyeti kabul etmedikleri için protesto etme yürüyüşleri düzenlemeyi düşünüyorlar. Bunlar Avrupa, Güney Kürdistan, Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da gerçekleşebilir. Ama AKP bu planları yaparken Kürt halkının serhildanlarda çokça attıkları “PKK HALKTIR HALK BURADA” sloganının ne anlama geldiğini iyi analiz etmelidir. PKK ile birlikte ortaya çıkan direnişçi Kürt gerçekliğini, yurtseverlik gerçekliğini göz önünde bulundurmalıdır.
C Planı: AKP aslında çözüm süreci başladığından beri bu planın alt yapısını ve hazırlığını yapmaktadır. Sınır boylarına yapılan kalekollar, barajlar, asker ve cephane yığınakları vs. bunun hazırlığını zaten yapmaktadır. B planında bahsettiklerimizin hepsi bu hazırlıkların yasal kılıfı anlamına geliyor. T.C ordusunun Türkiye ve Kürdistan’da ateşkesi ihlal eden ağır tahrikler var, AKP aslında hiç düşünmediği Kürt sorununa demokratik siyasi çözümden vazgeçmiştir.
 B planında bahsettiğimiz yöntemlerin hepsi eski çatışmalı sürece geri dönme çabası içindir. B planı tutarsa, zaten kendi iyi Kürdü ile birlikte Kürt sorununda yüzeysel bir biçimde dondurmanın çabası içindeler. AKP ve yol arkadaşlarının şu düşünceleri var; eğer PKK’yi susturursak artık Türkiye’de hiç kimse demokrasiden söz etmeye cesaret edemez. Çünkü başta PKK olmak üzere Alevilerin, İşçilerin, Sol demokrat kesimlerin vb. etnik ve sosyal grupların demokrasi reflekslerini kendilerine ayak bağı olarak görüyorlar. B planı tutmasa C planı için zemin olarak kullanıp askeri baskıyı ve çatışmalı durumu gündemine alacak. Mehmet Metiner’in ‘biz askeri tasfiye etme fikrimizden asla vazgeçmiş değiliz’ demesi boşuna değildir. AKP, PKK’nin kırk yıllık askeri tecrübesini, en zor koşullarda bile tasfiye edilemeyen gerilla güçlerini tasfiye edeceğini düşünüyorsa büyük bir yanılgı içerisindedir.
AKP iktidara geldiğinde Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan uluslararası bir komplo ile esir düşmüştü ve PKK içinde bir tasfiyeci grup çıkmıştı. Herkes PKK’nin tasfiye olacağına tam inanmışken PKK’nin paradigma değişimi ile başlatmış olduğu 1 Haziran 2004 atılımını ve ortaya çıkan gerçeklikleri iyi analiz ederse. AKP’nin başlatmak istediği Askeri bir baskının başarımı yoksa; AKP’yi Suriye gibi içinden çıkılamaz bir çatışma ortamına götüreceği mi çok net ortaya çıkar. AKP bu planları yaparken Kürt halkı nezdinde teşhir olmuş kişilerle başaracağını düşünüyorsa yanılıyor. Kürt sorunu ve Türkiye’nin demokratikleşmesinin yolu PKK’nin atmış olduğu adımlara karşılık AKP samimi adım atma ve kendini siyasi çözüme ikna etmesidir. Bunun dışında ki yöntemlerin hepsi büyük kaosların dışında hiçbir şey kazandırmaz.