Seçimler yaklaştıkça AKP, iktidarını güçlendirmek ve derinleştirmek için Türkiye’deki tüm kesimlere dönük seçim politikalarını somutlaştırma çabasını da yoğunlaştırmaktadır. En son ‘ailenin ve dinamik nüfus yapısının korunması’ adlı program da kısa vadede seçimlerde kadın oylarını almayı hedefleyen, uzun vadede ise kendi iktidar İslam çizgisinin öngördüğü kadın ve aile modelini tüm topluma hakim kılmanın hesabını yapan bir politika olmaktadır.
Bol çocuklu muhafazakar aile modelini kalıcılaştırma programını bizzat başbakan Ahmet Davutoğlu büyük bir basın açıklamasıyla kamuoyuna duyurdu. Belli ki konuyu çok özel ele almışlar. Çok kafa yormuşlar. Bizzat Başbakanın kendisinin konuyla ilgilenme düzeyinden ve açıklamayı kendisinin yapmasından, yine açıklamayı yaparken yanındaki kurmaylarından kimseye söz bırakmamasından bile, kadınların önüne döşedikleri bu yeni tuzağı ne denli önemsediklerini anlamak mümkün.
İlk eleştiriyi Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Ayşenur İslam’a yapmak lazım. Çünkü kadın politikasını geliştirmek, Türkiye’de bu bakanlığın işi olarak tanımlanmış. Projenin içeriğine geçmeden önce projenin açıklanma biçimi de eleştirilmeyi gerekli kılıyor. Baştan sona kadının hayatını belirleyen bir proje olmasına rağmen, yapılan basın açıklamasında bakan Ayşenur’un dışında masada oturan tüm yetkililer erkekti. Ayrıca Bakan Ayşenur’un belli ki o bakanlar panteonu içindeki yeri oldukça formalite bir pozisyon. Çünkü proje ona okutturulmadı bile. Açıklama ardından söz birliği yapmışçasına soru soran gazetecilerin ise tümü kadındı. Kadın gazetecilerin bu ilgili yaklaşımından nem kapan Davutoğlu, onları eleştirmekten kendini alamadı. Orada yanlış olan, tüm soruları kadın gazetecilerin sorması değil de, kadının yaşam rotasını belirleyen böyle bir projeye ilişkin sorulara bir erkek olan başbakanın cevap vermesiydi.
Program olarak adlandırdıkları projenin içeriğine gelince; söylenecek çok şey var. Ancak tek tek ele alıp yorumlamak yerine genel mentalitesini değerlendirmek daha anlaşılır kılabilir. Çünkü kendi içinde oldukça bütünlüklü bir zihniyeti ortaya koymaktadır. Çeyiz hesabı denen şey, çocuk başına devletin vereceği altın meselesi, sınırlı çalışma süresince annenin iş dışı kaldığı saatler için devlet babanın yapacağı ödeme vs. hepsi bütünlüklü bir akıl yapısının teşvik projesi.
Hepsinden önce projenin temel amacı; yaşamı kadın açısından rahatlatmak değil, kadını hakim ideolojinin sınırlarında yaşamaya mahkum bırakmaktır. Cinsiyetçi ideolojinin akıl sınırlarında hazırlanmış bir projedir. Kadının toplumsal cinsiyet rolünü iyice derinleştiren, teşvik etmek için elindeki devlet imkanlarını da devreye sokan kurnazca hazırlanmış bir projedir. Erkek patentlidir.
Bu proje çok tehlikeli bir projedir. Tehlikesi, demokratik toplum olasılığını ve oluşan zeminini kurutmaya dönük olmasındadır. Kadının özgürlük arayışı önüne kurulmuş büyük bir tuzaktır. Özgür yaşam olasılığına düşman bir projedir. AKP’li erkek aklın, devlet aklının özgür kadına ve özgür kadınlığa karşı büyük bir kurnazlıkla kurduğu büyük bir tuzaktır. Türkiye’de ve bölgede Kürdistan orjinli gelişen kadın özgürlük mücadelesinin önünü almaya ve engellemeye dönüktür. Kürdistan dağlarından Rojava şehirlerine, Kobanê sokak ve mevzilerine akan kadının yükselen iradi duruşu var. Kürt kadını şahsında yükselen ama bölgedeki tüm kadınları da etkisine alarak yükselen bu iradi duruşun, dünya kadınlarını da etkileme düzeyi var. Rojava’da ve Kobanê’de direnen kadına esas kazandıranın, kendini kopardığı kölece bağımlılıkları ve kendisini kurtardığı eski cinsiyetçi toplumun rolleri olduğunu da herkes görmektedir. Kendini eski tarz bağımlılıklarından kurtaramayan bir kadınlıktan YPJ direnişi ve duruşu asla çıkmaz.
Özgür Kadın cephesinde yaşanan bu gelişmelerin Türkiye kadınını da etkilediğini kimse inkar edemez herhalde. İşte muhafazakar AKP tam da bundan korkmaktadır. Çünkü AKP çizgisi kadına ideolojik simgesi olarak bakmakta ve kadını öyle ele almaktadır. Biçiminden tutalım yaşam ve ilişki tarzına kadar tüm kadınları kendi çizgisine katmanın çabasını çok özel vermektedir.
Bir de AKP, şimdiye kadar Kürtlerin ve kadınların sırtından geçindi. Şimdi ikisini de kaybetmenin eşiğine geldiğinin farkında. Durumu kurtarmak ve iktidarını kalıcı kılmak için hem kadınlara hem de Kürtlere yatırım yapmaya ihtiyaç duymaktadır.
Yoksullaştırılmış ve toplumsal cinsiyetçilik konusunda yeterince aydınlanmamış geleneksel toplum penceresinden bakınca, bu tür projeler insanlara çekici de gelebilir. Bunun için başta kadınlar olmak üzere demokrat ve aydın kesimlerin, toplumu bu projenin amaçladığı hakikatı hızla aydınlatmasına ihtiyaç vardır.