
Bu makaleyi kaleme alırken de aynı zorlukları yaşıyoruz. Söyleyeceğimiz şeyler AKP-Tayyip Erdoğan ve Davutoğlu ekseninde sürdürülen tekrarın değişik biçimdeki versiyonu olacak. Yıllardır söylenen aynı yalanları biz de kendi "hünerimizi" kullanarak yorumlamaya çalışacağız. Ama bence de "artık yeter", "Êdi bes e" demek gerekiyor.
Gelelim esas konuya...
AKP Hükümeti, Davutoğlu ve Tayyip Erdoğan düpedüz ikiyüzlü davranıyor. Bu beşli kurum ve şahısların siyasi çizgilerinin tamamen yalan, ikiyüzlük ve yıkım siyaseti üzerinde inşa edildiği artık kesidir. Eğer tartışılmayacak bir şey varsa o da, AKP-Erdoğan’ın-Davutoğlu’nun, daha özgün bir deyimle mevcut iktidarın siyasi çizgisinin tamamen kanla, yalanla ve şiddetle yoğrulmuş olmasıdır.
Sopayı gösterme, sıkışınca da havuç politikasını izleme onların temel politikası haline gelmiştir. Şantaj yap, tehdit et, oyala, sürümcede bırak, beklentiye sok, sonra da alttan alta tasfiye etme politikasını uygula. Bu, zaman zaman başvurdukları bir politika değil, iktidara geldikleri günden itibaren geliştirdikleri ve giderek bir yaşam stratejisi haline getirdikleri bir başka doğru olarak karşımıza çıkmaktadır.
Barış süreci denilen süreçle bağlantılı olarak da bu stratejiyi uygulamış, bazen sıkıştığında da Kürt Özgürlük Hareketi’ne başvurma zorunda kalmıştır. "Hassas olmak zorundayız", "Türk tarafını da dikkate alarak ve ikna ederek sürece doğru yol aldırtmak çok daha doğrudur" deyip, en ufak bir adım atmayan bu oyalama ve yalan politikasının ta kendisidir.
Tüm bunlardan hareketle Kobanê direnişi ve buna bağlı olarak Kuzay Kürdistan’da ortaya çıkan serhildan ile ilgili Türkiye’nin duruşunu ele almak gerekiyor. Öncelikle Türk Hükümeti ve onun "beyni" o kadar açık ve bariz yalan söylüyor ki, insanı gerçekten de hayretler içerisinde bırakıyor.
Belki IŞİD’i yaratan değil, ama ona can-kan ve yaşam oksijeni veren kendisi olmasına rağmen ısrarla inkar ediyor. Halbuki herkesin gözünün önünde IŞİD’e TIR’lar dolusu mühimat veren, katillerin geçişini sağlayan ve bunun için tüm tekniki-hukuki ve yasal olanakları sağlayan kendisidir. Rojava ve Kobanê’ye saldırı planlamasını yapan ve bu planı bizzat yürüten Çeçen asılı, Kanada oturumlu "Kızıl sakalı" denilen katili ağırlayan Tayyip Erdoğan’ın ta kendisidir. Bu "kızıl sakal" denilen katil bir toplantıda Tayyip Erdoğan’ı kutlayıp alnında öpmüş ve bu kare bütün dünya basına da servis yapılmıştır.
Ama gelin görün ki hükmet ve onun başı hala kem-kümlerle yaşanan sorunları izah etmeye çalışıyor. Fakat çok daha önemli olan, Kürt halkının IŞİD’e verilen desteğe karşı geliştirdiği duruşla bağlantılı olarak hükmetin tutumudur.
Evet, Kürt halkının tavrı bir serhildan tavrıdır. Eylemi ve duruşu serhildanı ifade ediyor. Kürt halkı bunu zaten açık söylüyor. Hala da "eğer sorun çözülmez ve tasfiye dayatılırsa daha da yapacağım" diyor. Bu konuda da bir sorun yok. Esas olarak sorun hükmetin zihniyeti ve duruşundadır. Süreçten bahs ediyor, ama süreci tanımıyor, barıştan söz ediyor ama üç gün içinde onlarca insanı katlediyor, üslubun hassasiyetinden dem vuruyor, ama en kötü üslubu kullanan ve tahrik eden kendisi oluyor.
Kısacası AKP Hükümeti ve dolayısıyla devlet hem doğru düşünmüyor, hem doğru yapmıyor, hem süreci tanımıyor, hem tüm bu konularda doğru söylemiyor ve hem de Kürtlere karşı büyük bir savaş yürütüyor. Kuzey’de "uzlaşma, Rojava’da savaş ve tasfiye etme siyaseti bugün Hükümetin sürdürdüğü en temel siyaset oluyor.
Demek ki AKP için ne "süreç", ne "barış" ve ne de "Kürt sorununün çözümü" diye bir gündemi vardır. Yalanlar üzerinde kurgulamış olduğu gündeminde sadece doğru olan tek bir şey var: Savaş!