
Çünkü ne Roboskî katliamı, ne de en son yaşanan Yüksekova katliamı bir tesadüf değildi. Doğrudan bir siyasetin, AKP’nin yürüttüğü Kürt siyasetinin bir parçası olarak yaşanıyorlardı. Dolayısıyla doğru anlamak için katliam olaylarını bir bütünlük içinde ve AKP siyasetine bağlı olarak ele almak gerekli oldu.
Öyle ya, durup dururken ve bizzat Başbakan Tayyip Erdoğan tarafından Çözüm Sürecinin devam ettiği hususunun ısrarla söylendiği bir ortamda Yüksekova’da üç yurttaşımız polis kurşunlarıyla can verdi. Mehmet Reşit İşbilir, Veysel İşbilir ve Bêmal Tokçu isimli kişiler göz önünde polis kurşunlarıyla katledildi. Yüksekova halkı dondurucu soğuk altında bir de ağır acıları yaşar hale getirildi.
Bunlar görülmeden ve anlamlandırılmadan hala Başbakan Tayyip Erdoğan tarafından kardeşlikten söz ediliyor. Peki nerede bu kardeşlik? Bu tür gerçek dışı sözlerle hala bu toplumu aldatabilmek mümkün mü?
AKP çevreleri tarafından deniyor ki, yaşanan olay provokasyon! Kabul edelim ki bu ifade doğru olsun. Peki bu durum AKP Hükümetini ve onun polisini sorumluluktan kurtarır mı? Kurtarmayacağı çok açık! Çünkü Hükümet ve polis provokasyonları önlemekten sorumlu. Yüksekova’da ise, bırakalım engellemeyi, zaten polisin bizzat kendisi provokasyon yaratıcısı!
Bu durumda şunu düşünmekten edemiyoruz: Yüksekova ve Roboskî katliamları bir tesadüf değil. Kesinlikle AKP’nin bir katliamcı yüzü var. Çünkü hala Roboskî katliamının hesabı verilmeden, şimdi bir de Yüksekova katliamı gerçekleştirilmiş bulunuyor. Bunlar Tayyip Erdoğan yönetimindeki AKP’nin politikaları sonucu ve bizzat yönetimi altında gerçekleşiyor. Başbakan Tayyip Erdoğan’ın 2006 Martında ifade ettiği “Çocuk da olsa, kadın da olsa, güvenlik güçlerimiz gereğini yapacak” sözlerinin hayata geçirilmesi oluyor.
Gerçekten de AKP yönetimi altında ne kadar çocuk ve kadının katledilmiş olduğunun genel bir dökümünü yapmak son derece öğretici sonuçlar veriyor. Bunları İnsan Hakları Derneklerinin yıllık raporlarında bulmak mümkün. Kimler katledilmedi ki! Daha beşikte uyuyan Mehmet Uytun’lardan köyünün kenarında hayvan otlatan Ceylan Önkol’lara kadar! Suçu babasının yanında bulunmak olan Uğur Kaymaz’lara kadar! Sınırda ticaret yapmaya çalışan Roboskî çocuklarına kadar!
AKP iktidarı altında onlarca, hatta yüzlerce çocuğun katledilmiş olduğu açık. Hem de bunlar faili devlet katliamlar oluyor. Bunlarla birlikte cezaevlerine tıkılan ve insanlık dışı kötü muamelelere tabi tutulan yüzlerce ve binlerce çocuk da var.
AKP Hükümeti de çocuk-yaşlı, kadın-erkek demeden katlediyor. Bu bakımdan geçmiş hükümetlerden ciddi bir farkı yok. Sadece onlar onar onar katlediyorlardı, AKP ise ikişer üçer katlediyor. Bu biçimde içten ve dıştan fazla tepki gelmesini önleyerek toplumu sindirme çabası yürütüyor.
AKP yönetimi altında yaşanan kadın katliamlarının ise zaten genel bilançosu bile yok. Bu işlerden sorumlu Bakan, bu konuda kamuoyuna bilgi verme gereği bile duymuyor. Her ay neredeyse otuz civarında kadın egemen erkek tarafından katlediliyor. Kuşkusuz bunun da AKP yönetimiyle bağı var. Kadın katliamlarının AKP yönetimi altında bu kadar artmış olması bir tesadüf değil. Bunun da AKP’nin yönetim tarzından kaynaklanan yönleri söz konusu.
AKP’nin 12 yıllık iktidarına şöyle bir bakalım. 2004’te Uğur Kaymaz’ın katliamıyla başlayan ve bugüne kadar sürece yayılmış olan çok önemli bir katliamlar serisi var. Hem de hepsi polis ve asker tarafından, yani devletin açık ve resmi güçleri tarafından işlenmiş katliamlar. Bazı AKP’li yöneticiler “Biz öldürmüyoruz, tutukluyoruz” dese de, AKP’nin de öldüren yüzü hiç de zayıf değil!
Kuşkusuz katliamlar eski dönemlerde de vardı. Neredeyse katliamsız hükümet ülkemizde yok gibi! Yirminci yüzyılın ilk yarısında gerçekleştirilen katliamları çok az bulunan belgelerden öğreniyoruz. Diyarbakır’da, Bingöl’de, Ağrı’da, Dêrsim’de yaşananlar korkunç! Neredeyse katliam yaşamamış Kürt kasabası ve şehri yok gibi! Dêrsim kelimenin tam anlamıyla bir soykırım!
Yirminci Yüzyılın ikinci yarısı da pek geri kalır değil. Katliam sayısında bir azalma olmuyor, tersine artıyor. Sadece katliamların düzeyi eskisine göre biraz düşüyor. Yani katledilen sayısı yüzlerce ve binlerceden onlarcaya düşüyor. Yoksa 12 Mart 1971 darbesinin katliam ve işkenceleri unutulabilir mi hiç! Çorum, Sivas, Malatya, en son 24 Aralık 1978’de gerçekleştirilen Maraş katliamı unutulabilir mi? 12 Eylül 1980 askeri-faşist darbesinin ve Kürtler üzerinde yürütülen topyekun özel savaşın sonuçları unutulabilir mi?
AKP’nin katliamları işte bunların ardından geliyor. Sayı ve nitelik bakımından aslında ciddi bir fark yok. AKP’nin kendini önceki hükümetlerden farklı göstermeye çalışması aslında yalan ve demogojiden başka bir şey değil. Daha önce belirttiğimiz gibi, tek fark bir seferde katledilenlerin sayısında azalmanın olması.
Bu Aralık ayı Maraş katliamının 35. Yıldönümü! Katliamı bir kez daha nefretle kınıyor, şehitlerini anıyoruz. Maraş katliamı aslında 12 Eylül faşist-askeri darbesinin ayak sesleriydi. Kenan Evren cuntasının önemli bir icraatıydı. Alevileri ve Kürtleri katliamla korkutarak sindirmeyi hedefliyordu. Tam başarıya ulaşamamış olduğu açıkça görülüyor.
Yine 28 Aralık’a çok az bir zaman kaldı. AKP Hükümetinin en açık ve en vahşi katliamı bu tarihte gerçekleştirilen Roboskî katliamı oluyor. İki yıl önce suçsuz ve sivil 34 Roboskî köylüsü, ki çoğu çocuk yaşta, AKP Hükümetinin verdiği emri uygulayan F 16 savaş uçaklarının bombardımanıyla vahşice katledilmiş bulunuyor.
İkinci yıldönümü vesilesiyle bu insanlık dışı katliamın şehitlerini bir kez daha saygıyla anıyoruz! İki yıldır yılmadan mücadele eden Roboskî Köylülerinin yiğit direnişini yürekten selamlıyoruz. Roboskî direnişi gerçekten de en somut bir insanlık mücadelesi! Her şey açık olmasına rağmen, AKP Hükümetinin sorumluluğunu açıkça kabul etmemesi ve içten özür dilememesi, AKP gerçeği ile demokrasimizin durumunu en iyi gösteren bir husus konumunda.
Belli ki katliamın üçüncü yılında da AKP katliamcılığına karşı Roboskî halkının hak ve demokrasi mücadelesi sürecek. İnsanlık ve demokrasi mücadelesinin nabızlarından biri 2014 yılında da Roboskî’de atacak. Kuşkusuz Roboskî halkı bu mücadelede yalnız değil. Tüm demokratik güçlerin desteği Roboskî halkının yanında. O halde Roboskî halkı ve yürüttüğü adalet mücadelesi kazanacak!