16 Nisan’da sistem/rejim değişikliği için yapılacak referandum Kürtler açısından dünyayı değiştirmeyecek belki, ama dünyanın hangi yöne doğru evrileceğine dair en önemli referans noktası olacak.

Şimdiye kadarki beyanatlarından ve pratiklerden anladığımız kadarıyla, AKP referandum için Kürtleri iki grup olarak ayrıştırmaya çalışıyor. Esas olarak HDP/DBP kitlesi olan en geniş kitleyi sandıktan uzak tutmayı ve bir nevi boykot etmelerini umuyor. Öte yandan, zaman zaman AKP’ye de HDP’ye de oy verebilen, koşullara, vaatlere ve konjonktüre göre oy tercihi değişebilen diğer kitleyi kendi yanına çekerek referandumda desteğini istiyor.

AKP’nin son iki yılda Kürt meselesine dair yaklaşımının sonuçlarını düşündüğümüzde, birinci gruba referandum için vaat ettiği tek şeyin daha fazla düşmanlık, daha fazla baskı ve daha fazla zulüm olduğu anlaşılıyor. Diğer gruba ise iki temel vaadi olduğunu söyleyebiliriz. Birincisi özellikle Kürtçe ile ilgili son on yılda attığı bağlamından kopartılmış kültürel adımları bir “lütuf” gibi göstererek Kürt kültürünü yalnızca kendisinin “tanıdığını” söyleyip destek istiyor. İkincisi ise el konulan belediyeler ve valilikler üzerinden ciddi rantlar barındıran “yeni hizmetler” sunulacağını fısıldıyor.

Birinci gruba göre, referandumdan AKP’nin istediği sonucun çıkması halinde neleri yapmayı hedeflediği, son iki yılda yaşananlara bakılarak görülebiliyor. Geriye dönüp bu dönemde neler olduğuna baktığımızda çok büyük bir saldırı ve yıkım tecrübesi var. Türkiye genelinde OHAL, 15 Temmuz darbe girişiminden sonra ilan edilmiş olsa da esasında Kürt kentlerinde çok daha önce fiilen uygulanıyordu zaten ve üstelik Türk kentlerindeki uygulamalarla karşılaştırılması dahi zul sayılacak farklılıklar barındırıyordu. Başta Cizre, Nusaybin ve Sur olmak üzere Kürt örgütlülüğünün yüksek olduğu kentler yerle bir edildi. Yüzbinlerce insan yerinden edildi, çoğunun evi ve arsası kamulaştırıldı. HDP eşbaşkanları, DBP belediye eşbaşkanları, binlerce parti çalışanı cezaevlerinde kötü koşullarda rehin tutuluyor. Bir il ve birkaç ilçe/belde dışında, DBP belediyelerinin büyük çoğunluğuna el konuldu, personelleri işten çıkarıldı, dil, kültür ve sanat çalışmaları durduruldu, uzun yılların birikimi ile oluşturulmuş kadın çalışmaları ve sosyal hizmetler dağıtıldı. Yüzlerce Kürt basın çalışanı içeride. Birkaç tanesi hariç neredeyse tüm Kürt sivil toplum kuruluşlarının kapısına mühür vuruldu. Listeyi uzatmak mümkün. Zira irili ufaklı o kadar çok saldırı ve zulüm oldu ki bunların kaydını tutmak bile zor. 

AKP referandumda istediğini elde ederse, bahsettiğimiz uygulamalarının onay gördüğünü söyleyecek ve çok daha beterlerini yapmaya çalışacaktır. OHAL kalıcılaştırılıp şimdiki pratiklerin süreklileştirilmesi sağlanacak. Böylece henüz yakılıp yıkılmamış diğer yurtsever kentler yok edilecek, insanlar evlerinden edilecek ve her yer karakollaştırılacak. Kürtlerin, genel seçim olsa daha da güçlenerek daha fazla milletvekili çıkaracaklarını ve yerel seçimlerde kayyum atanarak el konulmuş belediyelerini geri kazanacaklarını tahmin edebiliyorlar. Bu yüzden seçimler tamamen ortadan kaldırılacak, kentlerin cumhurbaşkanı tarafından atanacak valiler eliyle yönetilmesi sağlanacak. Diğer bir deyişle, kayyum sistemi yasallaştırılıp kalıcı hale getirilecek. Cezaevlerinde tutsak edilen milletvekilleri, belediye eşbaşkanları ve parti çalışanlarına yenileri eklenecek, dışarıda siyaset yapan Kürt temsilci bırakılmayacak. Yine cezaevlerindeki yüzlerce gazeteciye yenileri eklenecek. Henüz kapatılmamış olan bir kaç Kürt sivil toplum kuruluşunun da kapısına mühür vurularak bu alan da tamamen boşaltılacak. Diğer taraftan Rojava ve Başur’da Kürt kazanımlarına yönelik savaşını derinleştirmek için eli daha da güçlenmiş olacak.

Öte yandan, referandumdan HAYIR çıkması halinde AKP’nin şimdiye kadarki politika ve pratiklerini gözden geçirmek zorunda kalacağı, belki de kendi içinde çatışmalar yaşayacağı öngörülüyor. Bu durumda, mevcut aktörlerin nasıl hareket edeceği, yeni aktörlerin ortaya çıkıp çıkmayacağı ve sonuçlarının Kürtler açısından neler getirip götüreceği çok net değil. Ancak her halükarda, son iki yıla oranla çok daha fazla mücadele alanı ve olanaklar yaratacağı belli.

İkinci grup için, AKP’nin yukarıda bahsettiğimiz vaatlerinin şimdilik çok karşılığı görülmüyor. Öncelikle, dil alanındaki adımlar toplumda çok ciddi bir karşılık görmedi. Bu adımların genişletilmesi beklenirken gittikçe daha da kısıtlandı. TRT Kurdi, sadece AKP propagandası yapan bir kanal olarak kaldı ve buna karşın yerel ve ulusal diğer Kürt televizyon kanalları kapatıldı. Özellikle Zarok TV’nin kapatılması ciddi bir tepki doğurdu. Kürtçe seçmeli dersler ilk 3 yılında bir heyecan yaratmıştı ve artan bir ilgi görmüştü, oysa şimdi çok az ilgi görüyor ve birçok okulda derslere son verildi. Kürtçe öğretmen adaylarının atamları yapılmadı, üniversitelerdeki ilgili bölümler ya kapatıldı ya da tasfiye edilerek içi boşaltıldı. İlk kayyumlar atandığında, belediyelerin Kürtçe tabelalarının sökülmesi de bu grup için ciddi bir gösterge oldu. Diğer vaadine gelince, bir kere belediyelere el konulmasını, HDP eşbaşkanlarının, vekillerinin ve Kürt belediye eşbaşkanlarının tutuklanmasını kimse meşru görmüyor. Daha önce AKP’ye oy vermiş olan Kürtlerin büyük çoğunlu bile bu konuda hata yapıldığını düşünüyor. Öte yandan, el konulan belediyelerin “yeni yöneticilerinin” çoğunluğunun Kürtlerle alakası olmayan ve dışarıdan getirilen kişilerden oluşturulması, belediye binalarının her tarafının asker ve polislerce kuşatılarak adeta karakol haline getirilmesi ve herhangi ciddi yeni bir hizmet üretmek yerine var olan projelerinin bir kısmının sonlandırılıp bir kısmının devam ettirilmesi gibi pratikler, bu grup için ibreyi AKP’den uzaklaştıran bir etki yaratıyor. Diğer bir deyişle, bu grup için bu süreçte cazip gelen herhangi bir AKP vaadi yok.

Sonuç olarak, Kürtlerin bu referandumda oy tercihinin rengini belirleyecek esas aktörler birinci grupta. Ancak, AKP’nin şimdiye kadarki Kürt-karşıtı yaklaşımı ikinci grup için de HAYIR’ı daha olası hale getiriyor. AKP, iktidar olmanın tüm imkanlarını kullanarak Kürtleri sandıktan uzak tutmaya çalışacak olsa da, Kürtlerin çoğu sandığa gidecek ve HAYIR oyu verecek gibi görünüyor. Haydi HAYIRlısı!

Not: Yarın 21 Şubat Dünya Anadili Günü. Herkesin, Evrensel Dil Hakları Bildirgesi’ni okumasını tavsiye ederim. Bu bildirgedeki dil hakları garanti altına alınmadan, Kürtlerin özgürlük mücadelesi devam edecektir.