Demagoji dilini iyi kullandığını zanneden AKP hükümeti, nihayet dilinin altındaki baklayı çıkardı. Yıllardır bu ülkenin köklü bir meselesi olan ve demokrasinin işlememesinden kaynaklı sorunun güzel, kulağa hoş gelen söylemlerle götüremeyeceğini gördü. Burada artık ya resmi, yasal ve anayasal çözümü esas olan bir müzakere gerekiyordu ya da eski faşist devlet geleneğine dayanıp tekrardan savaş ilan etmesi ve bu ikinci seçeneği kendi iktidarını koruma adına yürürlüğe koydu. AKP, bu kararıyla birlikte belki de binlerce insanın yaşamına mal olacak bir adım attı.

Şimdi gelinen noktada bir darbe hükümeti var karşımızda. İsmi geçici olabilir ama özü darbe hükümetidir. Toplum adına bir savaş kararı alıyor. Oysa toplum, yani seçmenler artık bu ülkede demokrasi daha güçlü olsun deyip AKP’yi seçimde cezalandırmıştı. Bu tutum topluma, insanlığa karşı da gelişen bir savaştır. AKP, bu ülkede herkesi karşısına almış bulunuyor. Halkın talepleri karşısında daha duyarlı olacağına kendi iktidarı uğruna bu ülkeyi savaşa soktu. Ama kendi sonunu ilan eden fermanını da kendisi yazdı ve imzaladı. AKP’nin demagog, iki yüzlü, sahtekar siyaseti artık son buldu ve giriştiği hamlenin de hesabını tıpkı kendisi yargılamaya çalıştığı ama anlaşarak masadan kalktığı Ergenekon ve Balyoz operasyonundakiler gibi olmayacak. Bu ülkenin halkına hesap vermeden kurtulamayacak.

Seçimlerden sonra iktidardan düşen AKP, iktidar ömrünü uzatmak ve iktidarda olduğu sürece girdiği tüm pis işlerin üstünü örtmek için tekrardan iktidar olmaya çalışıyor. Topluma gerginlik ve agresif bir tarzla korku salmaya çalışan Recep Tayyip Erdoğan şimdi bunu yeni bir formata kavuşturmuş bulunuyor. Önceden bağırıp, çağıran, insanın yüzüne bakarken bile insanlığı aradığı bu ülkenin cumhurbaşkanı bu kişilik özelliklerini AKP’de bir forma kavuşturup hükümet aracılığıyla toplumda bir infial oluşturuyor. Yapılan tutuklamalar ve askeri operasyonlar için "bir süreçtir ve devam edecek" diyor. 

Yani "bana karışan kim varsa zindana atılacak" diyor. Oysa Türkiye’nin toplumsal hareketliliği ve katılımının en çok arttığı dönemdeyiz. Gezi’den Kobanê’ye bu ülkede devletin politikaları deşifre oldu. Dahası insanlığın "kara faşizm" olarak bildiği DAİŞ, senin beslemen değil miydi? Senin ülkeni kullanarak Kürtleri katletmedi mi? Senin ülkende de Kürtleri ve Türkiye toplumunu katletmedi mi? Şimdi insanlarımız soruyor: Terör nedir? Terörist kimdir? Evet, bu soru bile devleti ve iktidarı açığa veriyor.

İçine girilen süreç, "AKP’nin savaş süreci" olmuştur ve tek sorumlusu da bu darbe hükümetinin başında olan Davutoğlu ve Erdoğan’dır. Türkiye halkları artık kendi çocuklarının yitirilmesini bekleyecek bir noktada değil. Ölümleri, yitirilmeleri yıllardır yaşayan bu ülke artık buna karşı durmalı. Bu ölümleri yaşatan siyasete, faşizme izin vermemeli. Bu alınan karar bizim, halkın aldığı bir karar değil. Ölümleri, yitirilmeleri yıllardır yaşayan bu ülke bizim, halkın aldığı bir karar değil. Ülkeyi savaş meydanına çevirecek olan AKP "terör operasyonu" deyip bir algı yönetimi yapıyor. Oysa gözaltına alınıp tutuklananların çoğu HDP’de demokratik siyaset yürüten genç, kadın ve aktivistlerdir.

Kısaca söyleyecek olursak: AKP, halktan intikam alıyor, HDP’den intikam alıyor. Rojava’da gerçekleşen direnişten, İmralı’daki koşullarda fikirleri ve düşünceleriyle toplumsal alanda yeni bir siyaset geliştiren sayın Öcalan’dan intikam almaya çalışıyor. Ama bu faşizmle ancak kendini tüketecektir. Çünkü barış, uğruna savaşılacak bir toplumsal değerdir.


Elazığ E Tipi Cezaevi