Suriye’de kimyasal silah kullanıldığı gerekçesiyle başlayan gerginlik ABD-Rusya arasındaki anlaşma sonucu şimdilik sona ermiş gibi görünüyor. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi 2014 yılına kadar Suriye’nin elindeki kimyasal silahların yok edilmesini içeren bir kararı kabul etmiş durumda.

Diğer yandan Suriye’deki durumu görüşecek 2. Cenevre Konferansı’nın Kasım ayı ortalarında yapılacağına dair haberler basın bültenlerine düşmüş bulunuyor. Bu konferansa PYD’de dahil Suriye’deki Kürt muhalefetinin de katılacağı biliniyor.
Bütün bunlar Ahmet Davutoğlu’nun yürüttüğü AKP diplomasisinin bir kez daha boşa çıktığını ve başarısız kaldığını gösteriyor.
Bilindiği gibi AKP diplomasisi Suriye üzerinde hep yenilgi alıyor. Libya’nın düşüşü ardından AKP Hükümeti ABD’nin Suriye’ye de silahlı müdahalede bulunacağını sanarak herkesten önce Esad yönetimine savaş ilan etmişti. Ancak ABD Yönetimi askeri müdahalede bulunmayıp da muhalefeti desteklemekle yetinince adeta savaş ilan etmiş olan AKP Hükümeti yalnız başına kalmıştı.
Ahmet Davutoğlu’nun bütün tahriklerine ve Başbakan Tayyip Erdoğan’ın her fırsatta Beşar Esad aleyhine söylediği düşmanca sözlere rağmen, bu durum değiştirilemedi ve AKP’nin Suriye politikası müttefikleri tarafından desteklenmeyerek hep başarısız kaldı. AKP’nin Suriye’de izlediği politika ve yaşadığı başarısızlık Arap Alemi içinde de giderek yalnızlaşmasına yol açtı.
Şimdi Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun yürüttüğü dış politika Suriye’de yeni ve çok önemli bir yenilgi almış bulunuyor. BM Güvenlik Konseyi kararı ile 2. Cenevre Konferansı’nın toplanacak olması bu durumu ifade ediyor.
Çünkü bunların AKP Hükümeti’nin tüm gücüyle yürüttüğü karşıt faaliyetlere rağmen gerçekleştiği biliniyor. AKP Hükümeti bunları engelleyebilmek için her türlü çabayı harcayıp, ağır tahriklerde bulunmuştu. Kimyasal silah kullanımına sarılarak BM’nin Suriye’ye askeri müdahalede bulunmasını sağlayabilmek için her şeyi yapmıştı. Suriye’nin sınır üzerinde uçan helikopterini düşürmekten, “Suriye’ye askeri müdahalede bulunmuyor” diye BM Güvenlik Konseyi için her türlü hakaret içeren sözler söylemeye kadar birçok yönteme başvurmuştu.
Ancak bütün bunların sonuçsuz kaldığı ve AKP’nin Suriye politikasının bir kez daha başarısızlığa uğradığı ortadadır. AKP’nin savaş politikası bir kez daha müttefiklerinden destek bulmamış ve AKP bir kez daha yapayalnız kalmıştır. Başbakan ve arkadaşlarının bu gerçeği halktan gizlemek için yürüttüğü demagojik propaganda artık kimseyi kandıramayacak durumdadır.
Esad yönetimine karşı olan Suriye muhalefeti içindeki son gelişmeler de AKP’nin Suriye politikası açısından pek iç açıcı görünmemektedir. Çünkü “Özgür Suriye Ordusu” adı verilen muhalefet güçleri ile El Kaide’ye bağlı olduğu söylenen güçler arasında yoğun çatışmaların yaşandığı haberleri gelmektedir.
Kuşkusuz bu haber de AKP’nin Suriye politikası açısından iyi bir haber değildir. Çünkü bu durum, her şeyden önce Esad yönetimine muhalefet eden güçleri zayıflatmaktadır. Bu da Esad yönetimini güçlendirmekte veya en azından rahatlatmaktadır ki, bu durum da AKP’nin Suriye politikasının yeni bir başarısızlığı olmaktadır.
Oysa dış askeri müdahalenin gerçekleşmesini sağlayamayan AKP, tüm umutlarını muhalefetin güçlendirilmesine bağlamış durumdadır. Bunun için muhalefet güçlerine ev sahipliği yapmaktan, onlara her türlü silah ve cephane desteği vermeye kadar her türlü çabayı harcamaktadır. AKP’nin umut bağladığı ve her şeyiyle desteklediği muhalefetin kendi içinde parçalanması ve daha da ötesi birbiriyle savaşır hale gelmesi AKP’nin Suriye politikasını iyice zor bir duruma sokmuştur.
İşin bir de Rojava Kürtleri boyutu var. Bilindiği gibi, Suriye içinde Kürtlerin özerk bir statü elde etmelerini engelleyebilmek için AKP Hükümeti her şeyi yapmaktadır. Yani AKP sadece Türkiye sınırları içinde Kürt sorununun çözümüne karşı değil, Suriye’de de Kürt sorununun çözümüne ve Kürtlerin kimlik ve demokratik haklarını elde etmelerine karşıdır.
AKP sadece Rojava Kürtlerinin özerklik statüsü elde etmelerine pasif bir biçimde karşı çıkan güç durumunda da değildir. Tersine Rojava Kürtlerinin statü elde etmelerini engellemek için politik-askeri her türlü faaliyeti yürütmektedir. Örneğin Rojava Kürtlerinin dış güçlerle siyasi ilişki geliştirmesini engellemek için en çok AKP’nin çalıştığı yönünde bilgiler vardır.
Dahası Rojava Kürtlerine saldıran güçleri de en çok AKP’nin desteklediği artık bir sır değildir. ÖSO güçleri ile El Kaide’ye bağlı güçleri bu amaçla desteklediği, onlara her türlü desteği vererek Rojava halkına saldırttığı bilinmektedir. Bu saldırıların tüm Kürt bölgelerini içine aldığı ve sivil halkı hedefleyerek katliamlar düzeyine vardığı her gün basına yansımaktadır. AKP bir de Rojava’da Kürtlerle çatışma halindedir.
Şimdi hem Suriye’ye dönük dış gelişmeler ve hem de muhalefet güçleri arasındaki çatışmalar AKP’nin Rojava politikasını iyice zora sokmuş durumdadır. ÖSO ile El Kaide arasındaki çatışmalar AKP’nin muhalefeti öncelikle Rojava Kürtlerine saldırtma politikasını iyice zayıflatmaktadır.
Zaten muhalefet içinde böyle bir bölünme ve çatışma yokken de AKP’nin beslediği çetelere karşı Kürtler başarılı bir direniş yürüttüler. Şimdi parçalanan güçler karşısında Kürt direnişi çok daha güçlü hale gelecektir. Hatta Kürt direnişçilere değişik ittifaklar yapma imkanı bile doğacaktır. Nitekim ÖSO ile YPG arasında ittifak yapıldığına dair bilgiler daha şimdiden basına yansımaya başlamıştır. AKP aslında Suriye’de yenilmiş durumdadır. Suriye yenilgisi bir bakıma Ortadoğu yenilgisi olarak görülebilir. Bu durumun iç politikaya da yansıması kaçınılmazdır. Nitekim artık AKP devrinin sona ermekte olduğu söylenebilir. Eğer demokratik güçler birliklerini büyütüp yeterli bir muhalefeti etkin bir biçimde geliştirmeyi başarabilirlerse önümüzdeki seçimler bu geriye gidişin başlangıcı olabilir.
AKP’nin tüm gücünü ortaya koyarak ve basını çok yoğun bir biçimde kullanarak gizlemeye ve engellemeye çalıştığı gerçek budur. Bunu kendisi için hayati önemde görmekte ve bu konuda her türlü yalana ve demagojiye başvurmaktadır. Fakat AKP artık kendine verilen krediyi çoktan tüketmiştir. Dolayısıyla geleceğini AKP’nin kendisi değil, demokratik güçlerin başarılı olup olamayacağı belirleyecektir.