* KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık, AKP’nin kirli ittifak kurduğu eski ortağı ile çatışmasının, dış politika, Kürt sorunu ve devlet komutası bağlamında kaçınılmaz olduğunu söyledi.


* Bayık, AKP’nin zihniyeti ve siyasal konumlanışı açısından zayıf bir ihtimal şerhiyle birlikte tek kurtuluş reçetesini sundu: “Demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümü için adım atıp paralel devletin üstüne yürümek.”

* AKP Hükümeti’nin nasıl bir yolsuzluk iktidarı kurduğunun alenileştiğine dikkat çeken Bayık, “Muhalif demokratik güçler, paralel devletin/dış güçlerin yedeğine düşmeden, harekete geçecektir” diye vurguladı.

Devletin temel bürokratik yapısı olan Mülkiye, Harbiye ve Adliye üçlüsüne yerleşip özellikle yargıya hükmedenin hegemon güç olduğunu hatırlatan KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık,  referandumdan sonra yerlerini daha da sağlamlaştıran Fethullah Gülen Teşkilatı’nın moderatörlüğündeki paralel devletin artık taşeron kullanmakla yetinmediğini söyledi. Siyasete hakim olma, siyaseti yönlendirme biçiminde bir strateji değişikliğine gidildiğini kaydeden Bayık, “Bölgedeki gelişmeler, AKP ile ABD’nin belirli düzeyde karşı karşıya gelmesi, Kürt sorunundaki tıkınma, Fethullahçıların böyle bir hamle yapmasını beraberinde getirmiştir” dedi.
KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık, 2013 yılına damgasını vuran temel gündemleri ANF’ye değerlendirdi. Değerlendirmelerin bir bölümünü özetleyerek paylaşıyoruz.

2013 yılı başlarken barış süreci gündemleşmeye başlamıştı. Tam da bu sırada Paris Katliamı gerçekleşti. Katliam sürece nasıl etki etti? Katliamı gerçekleştiren güçlere karşı nasıl bir cevap verildi?

Bu katliam, Kürt Özgürlük Hareketi’nin yönetimini tasfiye etme kararının bir parçası olarak yapıldı; travma yaşatılmak istendi. Önceden kararı alınan böyle bir tasfiye harekatı ve bu yönlü planlamalar, Önder Apo’nun başlatmak istediği hamleye rağmen durdurulmadı. Kürt Halk Önderi’nin başlattığı süreçten sonra bu olayın gerçekleşmesi bir gerçeği ortaya koymuştur: AKP Hükümeti, Kürt Özgürlük Hareketi’ni tasfiye etmede Fethullahçıları; polis ve yargı içindeki güçlerini kullanmaktadır. Kürt Özgürlük Hareketi’ni tasfiye etme politika ve planlamaları içine Fethullahçıların merkezinde yer aldığı paralel devlet fazlasıyla girmiştir. Dolayısıyla bu katliamda da bunların esas rol oynaması en büyük olasılıktır. Polis, Emniyet İstihbarat içinde etkili oldukları gibi, kendi bağımsız istihbarat birimleri de bulunmaktadır. Kürdistan’da MİT ve Emniyet İstihbarat içindeki varlıklarının yanı sıra bizzat örgütledikleri bir istihbarat çalışması vardır.
Hareketimizin yönetiminin daha önce belirttiği gibi bunun belgeleri vardır. Bu paralel devlet, eski devletin yıkılması üzerinden devlet içinde örgütlenmeye başlamış, giderek devleti ele geçirip derin devlet, hatta esas devlet olmak istemektedir.
Bu katliamı yapan kişinin izleri Fethullahçılarla ilişkili olabileceğini gösteriyor. Büyük Birlik Partisi (BBP) ile organik ilişki içinde olduğu yönünde önemli belirtiler/deliller vardır. BBP ile Fethullahçılar arasında derin bir ilişki vardır. BBP’nin son yıllardaki kirli cinayetlerin arkasında olma gerçeği de bunu göstermektedir. Rahip Sandro’dan tutalım, Hrant Dink’e, Malatya’ya kadar birçok olayda Alperen Ocakları’nın parmağı olduğunu düşünüyoruz.  
Kürt Özgürlük Hareketi, kesinlikle Paris Katliamı’nın peşini bırakmayacaktır. Fransa’nın ya da başka uluslararası güçlerin varsa bu katliamdaki rollerini de çıkarmaya çalışacaktır.
Tetikçinin arkasındaki güçler de büyük oranda oranda bellidir. Bunların da yakası bırakılmayacaktır. Bunun herkes tarafından bilinmesi gerekir.

2012’de yükselen gerilla mücadelesinin ardından Newroz’daki manifesto noktasına nasıl gelindi?

Önder Apo 2012 yılında yükselen gerilla mücadelesinin ardından Newroz hamlesini yapmayı bir tarihsel sorumluluk olarak görmüştür. Halk güçlerinin esas olarak etkili olacağı demokratik siyaset alanının önünü açmak istemiştir. Egemenler, demokratik ortamda güçsüz kalırlar. Demokratik ortam halkları güç yapar. Önder Apo, gerçek anlamda bir demokratikleşme zeminini demokratik mücadele imkanının ortaya çıkarabileceğini düşünmüş ve bu çerçevede adım atarak; Türkiye’nin demokrasi birikimini, Kürt halkını yürüttüğü mücadelenin birikimini arkasına alıp hedeflerini gerçekleştirmeyi düşünmüştür. Böyle bir yaklaşımla Newroz manifestosunu deklere etmiştir.

Süreç, bundan sonra nereye evrilecek?

Önder Apo ve Kürt Özgürlük Hareketi’nin muhatap alınması Kürtler açısından büyük bir kazanımdır. Türk devletinin/AKP’nin niyetinden bağımsız olarak bu önemli bir gelişmedir. Bu süreç, Türkiye’de Kürt sorununun çözümünün gerçekleşmesi yönündeki eğilimin yükselmesi açısından da önemli olmuştur.
Görüşmeler müzakereye evirilmemiştir. Bu görüşmelerin geleceğinin ne olacağı hükümetin ve devletin tutumuna bağlıdır.

AKP Hükümeti bu yönde adım atabilir mi?

Şu anda herhangi bir şey söylemek mümkün değildir. Bugüne kadarki yaklaşımları, ne çözüm zihniyetinin/iradesinin ne de çözüm niyetinin olduğunu ortaya koyuyor.

Gerillanın Kuzey’den çekilmesi artık tamamen gündemden kalktı mı?

Devleü ve AKP, geri çekilmeyi anlamsız hale getirince PKK Kongresi geri çekilmenin durdurulması kararını aldı. Bundan sonra çekilme olacaksa artık eskisi gibi olmaz. Ancak çözüm iradesi ortaya konulursa, ciddi adımlar atılırsa gündeme gelebilir.

Halen 10 bine varan BDP üyesi/yöneticisi, milletvekillileri cezaevinde. Ne olacak?

Devletin/AKP Hükümeti’nin politikasıydı: İlk önce ‘KCK davası’ adı altında bütün yurtsever siyasetçiler, toplumun doğal önderleri zindanlara atılacak, toplum örgütsüz bırakılacak; arkasından da askeri saldırılarla Kürt Özgürlük Hareketi tasfiye edilecek!
AKP ile Fethullahçılar ittifak halindeydi. Kürt Özgürlük Hareketi’ni tasfiye etme konusunda ortaklaşmışlar, siyasi soykırım operasyonu gerçekleştirmişlerdi.
Bu konuda Milli Güvenlik Kurulu’nun da bir kararı olduğu açıktır.
Kürt sorununda çözüm zihniyeti oluşmadan tutsakların bırakılması söz konusu olamazdı. Bunlar zaten rehindir. Türkiye yasalarına göre bile cezalandırılmayacak, ceza almayacak pozisyondalar.
AKP Hükümeti şimdi ‘bu savcılar hukuksuz davranıyor, polise sızmışlar, emniyete sızmışlar, yargıya sızmışlar’ diyor. ‘Devlet içinde çeteler var, paralel devlet var’ diyor. Doğru, ama şimdi sızmamışlar ki! Bunların hepsini biliyordunuz. HSYK’yi siz onlara teslim ettiniz! Emniyet’i biliyordunuz. İşbirliği içinde olduğunuz, ittifak içinde olduğunuz için teslim ettiniz. Özellikle Kürdistan’da özel kirli savaşı yürütmede esas rolü bunlara verdiniz...
Seçim öncesi, seçimlere giderken bu siyasetçilerin bırakılmaları mümkün değil. Zaten Kürtlerin demokratik örgütlenmeleri dağıtılıp güçsüz bırakılmak için zindana atılmıştır. O zaman KCK tutuklularını neden bıraksınlar? Bırakmazlar. Rehin tutmaya devam edeceklerdir.
14 Nisan 2009’da siyasi soykırım operasyonlarını başlatan zihniyet değişmemiş ve o süreç devam etmektedir.
Artık Kürdistan’daki kültürel soykırımcı sömürgeci sistemin hiçbir meşruiyeti kalmamıştır.
Hasta tutsakları bile bırakmıyor. Fethullahçı hakim ve savcılar var, onlar bırakmıyor, deniyor. Böyle bir gerekçe olabilir mi? Hükümet isterse hemen bir karar çıkarır ve hukuki altyapısını hazırlar, hiç kimse de hasat tutsakların tahliyesini engelleyemez. Ama böyle bir yaklaşım yok. Çünkü çözüm niyeti yok.

Paralel devletten söz ettiniz. Bu son günlerde Fethullahçılar ile AKP Hükümeti karşılıklı hamleler yapıyor. Nedir bu paralel devlet, bu çatışma çözüm sürecini nasıl etkiler?
Çatışmanın uluslararası, bölgesel ve iç boyutu var. Özellikle de Özgürlük Hareketi’nin yürüttüğü mücadeleyle ilgili boyutu var.
AKP Hükümeti, savaşın durduğu, ancak savaşın biriktirdiği ağır ekonomik sorunların ağır bir devalüasyonla halka fatura edildiği; bu ağır yükün diğer partilerin üzerine kaldığı bir ortamda iktidara geldi. ABD’nin bölgeye müdahale edeceği dönemde İslamcı karakteri olan bir partinin Türkiye’de iktidar olmasının avantajları da vardı.
12 yıllık iktidarı süresince Türkiye’nin hiçbir temel siyasal sorunlarına çözüm getirilmedi. Sürekli beklenti yaratarak ve belirli güçlerin desteğini alarak bugüne kadar iktidarını sürdürdü. Bir yandan Kürt Özgürlük Hareketi’nin sunduğu fırsatları seçimlere tahvil ederken diğer yandan ‘en iyi ben ezerim, en iyi ben tasfiye ederim’ diyerek birçok kesimle ittifak yaparak, onların desteğini alarak bugünlere geldi.
Sonuçta ne Kürt Özgürlük Hareketi’ni ezebildi, ne Türkiye’nin temel sorununu çözdü ne de Türkiye’nin bölgede etkinliğini sağlayabildi. Özellikle de bütün iç ve dış politikasını Kürt Özgürlük Hareketi’ni tasfiye etme üzerine kurup ABD’nin rahatsız olduğu güçlerle ilişkiye geçince dış politikada ciddi sorunlarla karşılaştı. İçeride de demokratikleşme isteyen Türkiye toplumu ve Kürt halkıyla karşı karşıya geldi. Böylece iç ve dış desteği kaybetti. AKP ile Fethullah Gülen Teşkilatı arasındaki krizi bu çerçevede ele almak gerekir.
Kuşkusuz Fethullahçıların ABD ile ilişkisi vardır ve  AKP’nin ABD’nin bölge politikalarıyla zaman zaman uyuşmaması, İsrail ve Batı ile yaşadığı sorunlar ortamında Fethullahçılar harekete geçirilmiştir. Diğer taraftan Fethullahçılar AKP’nin arkasındaki bu desteğin zayıfladığını, sıkıştığını görerek AKP Hükümeti döneminde her alanda devlet içindeki palazlanmalarını, yerleşmelerini daha etkili hale getirmek için bir hamle yapmışlardır. Çünkü bir iki yıldır AKP Fethullahçıların birçok alandaki gelişmesine karşı fren koymaya başlamıştı. Çatışmayı bu çerçevede ele almak mümkündür.
AKP ile Fethullahçılar, koalisyon/ittifaktılar. Bütün rakiplerini ortaklaşa saf dışı etmeye çalıştılar. Bu konuda da işbölümü yapmışlardı. Özellikle yargı ve poliste Fethullahçılar vardı. Dolayısıyla rakiplerini tasfiye etmede Fethullahçılar aktif oldular. Öte yandan Kürdistan da bir yönüyle Fethullahçılara bırakılmıştı. Kürtlere karşı yürütülen kirli savaşta en önde kullanıldılar. Çünkü polis, yargı ve özel savaş örgütlenmeleri Fethullahçıların elindeydi. Kürdistan’da siyasal sömürgeciliği yeniden pekiştirme, Kürt Özgürlük Hareketi’nin tabanını daraltma politikası esas olarak Fethullahçılara bırakılmıştı.
Ancak bu ittifak, işbirliği diğer rakiplerini etkisizleştirmede sonuç alsa da, Kürt Özgürlük Hareketi’ni tasfiye etmede sonuç alamadı.
Erdoğan’ın Yaşar Büyükanıt ile 2007 yılı Mayıs’ında Dolmabahçe’de yaptığı bir anlaşma vardı. AKP iktidar olma karşılığında Kürt Özgürlük Hareketi’ni tasfiye edecekti. Bu gerçekleşmedi. Yine Fethullahçılarla birlikte Kürt Özgürlük Hareketi’ni tasfiye etmek için büyük saldırılar, siyasi soykırım operasyonları yaptılar ama bunlar da sonuç alamadı. Bu durum karşısında AKP Hükümeti sıkıştı. Rojava’da da Kürt Özgürlük Hareketi’nin, oradaki özgürlük güçlerinin hamle yapmasını engelleyemedi.
Bütün bunlar AKP’nin politikasıyla Fethullahçıların merkezinde olduğu paralel devletin politikaları arasında belirli farklıklar ortaya çıkardı. AKP esas olarak oyalama, ekonomik ve siyasi imkanlarını kullanarak Kürt Özgürlük Hareketi’ni tasfiye etme biçiminde bir özel savaş, bir psikolojik savaşa ağırlık vermeyi hedeflerken, bunu başarabileceğini düşünürken, Fethullahçılar ve klasik iktidar bloklarının bir kesimi bu politikayı doğru bulmadı. Bunun yerine sürekli savaşın daha da şiddetlenmesi biçiminde bir eğilim taşıdılar. AKP Hükümeti bunu denemiş, başarısız kalmıştı; yeni bir savaşın kendisini tümden ortadan kaldıracağını düşündü. Fethullahçıların da kendilerini daha şiddetli bir savaş içine sokarak yıpratacakları kanaatine vardı.
Son periyotta Kürt Özgürlük Hareketi artık çözüm dışında hiçbir yaklaşımı kabul etmeyeceğini gösterince AKP politikasız kaldı. Ne Kürt sorununu çözebiliyor, ne de savaşabiliyor durumuna düştü. İçeride düştüğü bu durum ve dışarıdaki sıkışıklık AKP Hükümeti karşısında hamle yapmak isteyen Fethullahçılara fırsat verdi. Fethullahçıların yaptığı hamlenin esas nedenini böyle görmek gerekmektedir.
Önder Apo uzun süredir Türk devleti içinde bir paralel devletten söz etmektedir. Kim yargıyı ele geçirirse sistemin hegemon gücü o olur. Nitekim yakın zamana kadar ulusalcı güçlerin en etkili olduğu alan yargı alanıydı. Fethullahçılar da sistemin yeni hegemon gücü olmak istedikleri için yargıda önemli bir güç olmuşlardır. 2010 referandumundan sonra da yargıya tam hakim olmuşlardır. Yargıdaki ulusalcılar temizlenmiş, onların yerine Fethullahçılar yerleştirilmiştir.
Mülkiye, harbiye ve adliye denilebilecek devletin temel bürokratik kesimlerini hedefleyen çalışmalarını yürütmüşlerdir. Referandumdan sonra yerlerini daha da sağlamlaştırınca artık bir taşeron kullanma ya da belirli siyasi güçleri kullanma değil de, bizzat kendisi siyasete hakim olma, siyaseti yönlendirme biçiminde bir strateji değişikliğine, politika değişikliğine gitmişlerdir. Bu durum Fethullahçılarla AKP’yi karşı karşıya getirmiştir. Bölgedeki gelişmeler, AKP ile ABD’nin belirli düzeyde karşı karşıya gelmesi de Fethullahçıların böyle bir hamle yapmasını beraberinde getirmiştir.
Bu paralel devlet de, çeşitli lobiler de Kürt sorununun çözümünü istemeyen, Kürtlerle Türkleri sürekli çatıştıran bir politikanın sahibidirler.

AKP-Fethullahçılar çatışması, süreci nasıl etkiler?

Süreç vardı, AKP ve devlet cephesinde adımlar atılıyordu, bu nedenle süreç bozulacak diye bir değerlendirme yapmak yanlıştır.
Belki AKP, çözümsüz politikalarının kendisini ne hale getirdiğini, hem Türkiye’de, hem Kürdistan’da yanlış politikaların kendisini yıkılmayla, tasfiye olmayla yüz yüze getirdiğini görerek özeleştiri verip Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununun çözümü konusunda bir adım atabilir. Bu durum hayırlara vesile olabilir. Bu zayıf bir ihtimaldir, ama AKP’nin tek kurtuluşu da budur. Ya tasfiye olacaktır ya da bu zayıf ihtimale sarılarak, bunu tercih ederek, bu konuda cesaretli davranarak Kürt sorununun çözümü ve Türkiye’nin demokratikleşmesi yönünde adım atacaktır. Yine cesaretli davranarak paralel devletin üzerine gidecektir. Paralel devletin üzerine gitmeyle demokratikleşme hamlesi iç içe yürürse sonuç alabilir. Yoksa sadece paralel devletin üzerine gidiyorum diyerek AKP’nin hiçbir sonuç alması mümkün değildir. Sonunda kaybeden AKP olacaktır.
AKP Hükümeti’nin de nasıl bir yolsuzluk iktidarı kurduğu ortaya çıkmıştır. Buna karşı toplum ve halk mücadele edecektir. Gerçek muhalif demokratik güçler, paralel devletin ya da dış güçlerin yedeğine düşmeden kendi bağımsız programları temelinde harekete geçecektir. Demokrasi güçleri açısından bu hem haktır hem de gereklidir.
Her işte bir hayır vardır derler. Bu açıdan bu gelişmeler AKP ve süreç açısından hayırlı olabilir. Süreç tek taraflıydı, AKP açısından aslında bir süreç yoktu. Bu çerçevede belki süreç iki taraflı hale gelebilir. Bu da zayıf bir ihtimaldir.
Artık süreç neyi gösterecek, bu Kürt Özgürlük Hareketi’nin tutumundan çok, AKP’nin bu dönemde göstereceği tutuma bağlıdır.