Hafta sonu İmralı’ya giden HDP heyeti, Kürt Halk Önderi’nin yeni bir müzakere taslak belgesi hazırladığını ve bunu hem hükümet hem de Kandil taraflarına sunacaklarını açıklamışlardı. Taslağın birkaç başlığını da basına yansıtmışlardı.
Başbakan Davutoğlu diyor ki, "Gönül ister ki biz seçimlere kadar bu meseleyi büyük ölçüde çözelim. Hatta yeni yıla kadar çözelim" diyor. Ama bir yandan da elinden geldiği kadar görüşmeleri erteliyor ve sürece yayıyor. Böyle konuştuğu günün ertesinde –Allah rahmet eylesin- bir dostunun vefatı nedeniyle cenaze törenine katılacağı ve bundan kaynaklı olarak hükümetin süreçten sorumlu kılınan kurulunun toplantısını erteledi. 
Cenaze töreni nedeniyle yapılamayan ve ertelenen kurul toplantısı, Kürt Halk Önderi’nin HDP heyetiyle gönderdiği taslak metnini görüşecekti. Bir an önce gerçekleşmesi oldukça önemli bir toplantıydı. Türkiye’nin en temel sorunu olan Kürt sorununu çözmek üzere oluşturulmuş bir taslak üzerinde çalışmak elbette ertelenemez bir çalışma olmaktadır. Çünkü bütün Türkiye artık bu sorunun çözülmesini istiyor ve bekliyor. Çözümün sürüncemeye girdiği her bir gün ve her an, önemli bir gecikme demektir. Ancak Davutoğlu’nun içine girdiği bu yaklaşım bile AKP’nin "yürütmekteyiz" dediği sürece ne kadar ciddiyetsiz yaklaştığını ortaya koymaktadır. Kurul toplantısını arka plandaki başka nedenlerden dolayı da ertelemiş olabilirler belki, ancak yine de sürece gereken ciddiyeti göstermedikleri tespitini ortadan kaldırmaz.
Diğer yandan ise 29 Kasım günü HDP heyeti İmralı’da müzakere taslağını teslim alırken, aynı gün eşzamanlı olarak Türkiye’nin Rojava ile sınır kapısı olan Mürşitpınar'dan DAİŞ’in korkunç bir saldırısı gerçekleşti ve çok şiddetli çatışmalar Bakur toprakları üzerinde yaşandı. Bomba yüklü araç Türkiye-Suriye sınır kapısı denen yerden geçti. Bomba yüklü o araçların geçeceği başka bir yol kesinlikle yok. Devlet ve hükümet buna göz yumdu, bu vahşete izin verdi. Belki bu planlamada katkıları da olmuştur, nereden bilelim ki?
Diğer yandan ise kalekol yapımları durmak bilmiyor, sürüyor. Güvenlik yolu adı altında tüm sınır karakollarını birbirine bağlayan bir bağlantı zinciri oluşturuluyor. Bu karakolların arasından ve güvenlikli yol denen yerlerde halk hareket edemiyor. Bu çok ciddi bir savaş hazırlığıdır. Çözüme niyeti olan bir güç neden bu kadar kalekol ve askerin tuttuğu yollar yapsın ki? Neden bu denli askeri yatırım yapsın ki?
Ayrıca siyasi soykırım çerçevesinde günlük toplu tutuklamalar sürüyor. Her gün evlere baskınlar yapılıyor ve onlarca genç içeri atılıyor. Ölüm sınırındaki tek bir hasta tutsak bırakılmıyor ve siyasi pazarlık konusu yapılıp duruyor. DAİŞ faşizmine destek de en son 29 Kasım’da Mürşitpınar’da görüldüğü gibi çok açık sürüyor. Görüntü delilleri olmasına rağmen herhangi bir açıklama yapma gereğini bile duymuyor.
Sürmekte olan bütün bu uygulamalar hükümetin sürece ikili yaklaşımını göstermektedir. Çözümü geliştirme adına İmralı ile görüşmeleri genel seçimlere kadar belli bir sınırda ve bir dengede tutup, süreci seçim sonrasına sarkıtma niyet ve yaklaşımı, ortada olan bu uygulama tablosundan oldukça açık bir biçimde görünmektedir. Kürtler bunu görüyor ve bunun farkındadır. Bu kez yutmaya niyetleri yoktur.
AKP Hükümetinin Kürt sorununu çözme konusunda en ufak bir niyeti olsa, bu süreci seçimlerden sonraya sarkıtmamak için elinden geleni yapar. Seçim öncesi bu sorunu çözmeyen bir AKP’nin genel seçimlerden sonra Kürtlerin şimdiye kadar elde ettikleri kazanımlarını da ellerinden almaya dönük büyük bir saldırganlık içine gireceğini bilmek gerekmektedir. Seçimden güçlü çıkarak yeniden tek başına iktidar olmuş ve Kürtlere artık ihtiyacı kalmamış bir AKP, çizgisi gereği de Kürt sorununun demokratik çözümünü bir daha gündemine almaz.
Bundan dolayı da AKP’nin sorunu demokratik yollardan çözme niyeti varsa ve bu endişelerimiz yersiz ise o zaman süreci oldukça hızlı bir biçimde yürütmelidir. Kürt sorunu herhangi sıradan bir sorun değildir. Uğruna kırk yıl savaşılıp binlerce insanın canına ve hesabı tutulamayan maddi manevi kayba yol açmıştır. Ortaya çıkardığı kazanımları kadar mal olduğu kayıpları da vardır. Bu açıdan aldatma ve oyalama yöntemlerinin artık tutmayacağı bir hal almıştır.