
Türkiye her yönüyle seçim havasına girdi. Son haftaya gelindi. (Avrupa’da ise yarın son gün.) Kampanyanın hız kazanması da normal. Ancak normal olmayan yanlar hayli fazla ve bunların gözden kaçırılmaması gerekir. Özellikle HDP açısından çok açık bir haksızlık ve eşitsizlik var. Seçime katılan diğer üç parti hazine yardımı alıyor. Sadece HDP bundan yararlandırılmadı. Ayrıca önüne yüzde on gibi bir baraj dikilmiş durumda. Ek olarak da cumhurbaşkanı, hükümet ve devletin tüm kurumları tarafından hedeflenmiş.
Seçimlerin demokratik, eşit ve özgür bir ortamda yapılmadığı açık. Davutoğlu ateşkes sürecini Türkiye’nin ve hükümetinin başarı öyküsü olarak dile getirmişti. Bunu seçim kampanyasına hiç yansıtmadı. Elden geldiğince de meydanlarda Kürt sorununundan söz etmemeye çalışıyor. Kürt sorununu barış ve demokrasi sorunu olarak gören ve meydanlara taşırmaya çalışan HDP’yi de dıştalamaya ve baraj altında tutmaya, milyonlarca oyunu çalmaya çalışıyorlar.
Ateşkes ve barış süreci eğer bir başarı öyküsü ise doğal olarak bunun meydanlara taşırılması ve meydanların tam bir demokrasi şölenine çevrilmesi gerekirdi. Gümbür gümbür barış ve demokrasi geliyor diye propaganda yapıp yığınları harekete geçirmeliydiler. Ancak tam tersine bir kampanyaya tanık oluyoruz. Gerginleştirici, kutuplaştırıcı ve barış sürecini tıkayıcı bir pozisyonundalar.
AKP yeni bir Türkiye adı altında seçim kampanyasını sürdürüyor. Bununla hedefledikleri demokratik bir Türkiye değildir. Kendilerinin yeniden iktidar olmalarıdır. Meydanlarda halkı barış, demokrasi ve özgürlükler için harekete geçirmiyorlar. Muhalefet partilerine yüklenerek, devleti daha fazla ele geçirmeye ve iktidarlarının ömrünü uzatmaya çalışıyorlar. Buradan bakıldığında yeni olan birşey yok. AKP mevcut Türkiye’yi elde tutmak ve yönetmek için başka bir şeye talip değil.
Yeni bir Türkiye demeleri bir yönüyle yaşanıyor. Türkiye çok farklı bir noktaya getirildi. Bizim gençliğimiz Demirel, Ecevit, Türkeş ve Erbakan’la geçti. Politik arenada bu isimler hep başroldeydiler. Kıran kırana seçim kampanyalarına ve yarışlarına da tanık olundu. Tüm yaşamlarını politik mücadele içinde geçirdiler. Ancak onlarla AKP ve Erdoğan karşılaştırıldığında aralarında inanılmaz bir uçurum var. Demirel’in bir gazetesi bile yoktu. Ecevit de öyleydi. Sadece MHP ve MSP’nin birer gazetesi bulunuyordu.
Bu partilerden kim iktidara gelirse TRT’den daha fazla yararlanıyordu. Gazete sahipleri bu hükümetlerden ve partilerden korkmuyorlardı. Tersine bu partiler ve liderleri onlarla iyi geçinmeye çalışıyorlardı. İşte şimdi o Türkiye yok. Yeni bir Türkiye, AKP ve Erdoğan’ın Türkiyesi var. Şimdi TRT’nin çok sayıda kanalı var. Hepsi de yıllardır AKP’nin emrinde. Bunların yanında AKP’nin oluşturduğu havuzlarla satın aldığı yarım düzine TV kanalı var. Bu kanallar yalaka ve yandaş elemanlarının yönetiminde ve gün boyu AKP ve Erdoğan’ın hizmetinde. Bir o kadar da günlük gazeteleri var. Bunların yanında da sayısı bilinmeyen yerel TV kanalları ve radyolara sahipler. Sayısız internet siteleri örgütlemişler.
Yazdıklarımız tabloyu yansıtmaktan son derece uzak. Bu konuda ciddi bir araştırmanın yapılması gerekiyor. Biz sadece nereden nereye geldiğini göstermek için bir değinme yaptık. Birçok çevre Türkiye’nin daha fazla otoriterliğe kaydığını, Erdoğan’ın bunun başını çektiğini söylüyor. Basının, TV’lerin bu kadar iktidara bağlandığı, çok renkliliğin ve çok sesliliğinin bu kadar ortadan kaldırıldığı bir ortamda demokrasi nasıl gelişsin? Medyanın bir partinin ve hükümetin elinde tekelleştiği bir ülkede demokrasi gelişmez, seçimler eşit ve özgür bir ortamda yapılmaz.
AKP’nin Türkiye’nin en eşitisiz ve en garip seçim kampanyasını yaptığını artık herkes kabul etmelidir. Normalinde meydanlarda dört parti yarışıyor. Ek olarak cumhurbaşkanı da meydanlara inmiş, beşinci bir parti gibi. Devletin olanaklarını ve güçlerini AKP’nin yanına koymuş durumda. Türkiye’de eşitlikten ve adaletten yana olan tüm kesimlerin bu açık zorbalığa karşı ses vermeleri gerekiyor. Yarışta kuralların ve eşitliğin ayaklar altına alınmasına seyirci kalınmamalıdır.
Sorun sadece seçim kampanyası ve açık adaletsizlikle sınırlı kalmayacak. Seçim sonuçları AKP’nin istediği gibi çıkarsa tüm Türkiye, barış ve demokrasi kaybedecektir. Otoriter ve antidemokratik bir Türkiye istenmiyorsa demokrasi güçlerinin harekete geçmesi, seçimlere ağırlığını koyması gerekir.