Akdoğan Buyurmuş: Lider, halkı sokağa dökebilenmiş!

AKP adına en “vurucu” cümleler genellikle Yalçın Akdoğan tarafından sarf edilir. Okullarda liderlik dersi vermiş olan Akdoğan’ın bu haftaki liderlik tanımındaki en vurucu cümle hapishaneye gönderilen HDP’lileri ve “suçlarını” tarif ediyordu ama o “Lider, halkı sokağa dökebilendir” derken Erdoğan’ı kastediyor ve allayıp pullayıp anlatıyordu. 

Akdoğan’ın dediği gibi Atatürk gibi olmak istediği görülüyor ama daha çok Kenan Evren mentalitesini taşıyor. Emeklilik yıllarında resim yapmaya özenmişken Pablo Picasso’nun resimlerini dudak bükerek izlediği ve “bunlar da nedir, ben daha iyisini yaparım” dediği hatırlardadır. Evet, belki Guernica resmi için geçerli olabilirdi! Gerisi cehaletin şişirdiği egodan başka bir şey değildi. Peki, Erdoğan’ın aşağılamadığı kim kaldı acaba? HDP’liler için “şimdi YPG, HPG, PKK gelsin sizi kurtarsın” derken tam olarak işkencecilerin psikolojisini taşıdığını kanıtlamıştı. Türkiye’de işkencelerden geçen herkes bu sözlere aşinadır!

Kompleksli ruh hali

En son olarak Can Dündar’a saldırırken yine Kenan Evren ağzıyla konuşuyordu. “Ben diktatör olsam sen kaçıp gidemezdin” diyor. Kaçamamış olan yüz binlerce tutukluyu yok sayabildiği gibi ikide bir idam cezasını ağzına dolayabiliyor.

Can Dündar karşısında yaşadığı kompleks onun psikolojisini çok net yansıtıyor. Dündar, 1979’dan beri gazetecilik yapıyor; aynı zamanda iyi bir belgeselci, araştırmacı, yazar ve TV programcısı ama belli ki cezaevi yerine Almanya’ya gitmesi Erdoğan’ın epey zoruna gitmiş ki ona “köşe yazarı müsveddesi” diyebildi. Ülkenin binlerce onurlu insanına “aydın müsveddeleri” dediği gibi…

Kibrin ve cehaletin önde gidenini, Yalçın Akdoğan ise aynı gün “Atatürk’ten sonra gelen tek lider” olarak tanımlayıverdi. 

Kendisi de basın okumuş, bazı gazetelerde yazarlık yapmış. Mesleğinde başarılı ya da değil, hiç kimse ona, Erdoğan’ın tanımına uyacak şekilde “müsvedde” demedi. 

Herkese sert sözlerle hakaretler yağdırmayı marifet sayan bir liderliği, Atatürk liderliği sayan bir “liderlik dersi hocası” olan Akdoğan Gladio adamı değilse, ülkedeki Kürt sorununu, Müslüman sorununu, Alevi sorununu ve emek sorununu çözmeyene lider denilemeyeceğini belki bir gün anlayabilir ve bunu itiraf edebilir. Fakat o gün gelene dek dökülen her damla kanın sorumluluğunu taşıdığını bilmek zorundadır. 

PKK çözüm istemiyormuş!

Bunca yaşananlara rağmen “PKK çözüm istemiyor” klişesini kullanan Akdoğan’ın samimi olduğunu bir an için düşünelim. Çözüm isteyen bir Akdoğan ve Erdoğan fena halde “çözüm istemeyen” bir PKK’nin yönlendirmesine gelmiş durumdalar demektir! Nerde kaldı liderlikleri?

“PKK savaş istedi biz de savaşla karşılık veriyoruz” diyorlar. Oysa PKK ve Önderliği bunları hep uyardılar. “Geleneksel vekâlet savaşı; Türkü Kürde saldırt, Kürdü Türk’e isyan ettir!” şeklindedir diyerek Kürt-Türk birlikteliğinin önemine dikkat çektiler. Ama AKP ülkeyi uçuruma sürüklemekle görevliymiş gibi gladio emirlerini uygulamaya devam etti. 

Şimdiki gidişat yalnızca AKP’nin sonunu değil tüm Türkiye’nin sonunu getirebilir.

Kürdü ve Kürdistan’ı yok sayan Lozan’ı tanımamak!

Misak-ı Milli’den geri adım atıldığı için Musul sorunu ve Kürt soykırımı başladı. Bugün ise Erdoğan Lozan’ı tanımıyoruz diyor. İlginçtir, bu ne anlama geliyor? Lozan’ı tanımamak Misak’ı Milli’de ısrar anlamına geliyorsa diğer anlamı Kürtlerle uzlaşmak olmalıdır. Fakat O’nun kafasında Kürtlerle uzlaşmak değil, Lozan’ın çizdiği sınırları aşıp Enverpaşavari tarzda tüm Ortadoğu’ya saldırmak vardır. 

Yeni Osmanlıcılığın maceralarının ülkeyi nereye sürükleyeceğini yüz yıl önce yaşananlar anlatmaktadır:  1.Dünya savaşı sonunda topraklarının yüzde 85’ini kaybettiler; bugün AKP eliyle Ortadoğu savaşına sürüklenmiş olan ülkenin karşı karşıya olduğu tehdit, eldeki yüzde 15’in de yitirilmesine kadar gidebilir. Yani AKP’nin savaş politikaları sayesinde Türkiye diye bir ülke kalmayabilir. Ama bunların umurunda değil. 

Bir günlük paşalığa ülkenin yıkımını göze almışlar. Bir olasılık olarak, 2019 gelmeden AKP yıkılırsa Türkiye kurtulur. 

Başka bir seçenek ise her zaman vardır. Fakat artık AKP’ye “barış, çözüm” gibi kutsal kelimeler yakışmıyor. Kendilerine yakıştırmıyorlar ki biz yakıştırabilelim. Pratikleri zaten ortada!

Bu durumda savaşı tüm Kürt coğrafyasına yayacaklar. Kürtlerle uzlaşmayan bir Erdoğan’ın 2019’da başkanlık hayaline kavuşması bir yana Mısır’daki halk isyanını heba eden Mursi’nin akıbetiyle karşılaşması kaçınılmazdır. 

Tahrir Meydanıyla sembolleşen direnişin ardından Mursi Cumhurbaşkanlığına seçilmiş ama Müslüman Kardeşler’in programını anayasa haline getirmeye çalışınca darbeye fırsat sunmuş ve devrilmişti. Şimdi, kendisi de bir İhvan üyesi olan Erdoğan, 15 Temmuz darbe girişimini kendi darbesine zemin yapmış olarak, kendi programını tüm ülkeye dayatıyor. 

Milliyetçi cepheyle uzlaşmayı sağlamış ama tüm muhalifleri ezmeyi hedeflemiş durumdayken yeni bir anayasa yapması “12 Eylül Anayasası” yapmaya benzer. Başka bir anlamı olmaz. Fakat bunun için bile bu kışı saldırganlıkla geçirmek dışında bir şansının kalmadığını “ölüm-kalım mücadelesi veriyoruz” diyerek itiraf etmiştir. Bu kadar zor durumdadırlar.

Bahara Kürt birliği ile çıkalım

İçte-dışta tüm politikaları iflas etmiş olan AKP şimdi sadece içteki “milli uzlaşmayı” sürdürebilmek için bile olsa bu kışı atlatabilecek bir savaş arayışındadır. Bunun için KDP’yi “Bağımsız Kürdistan’ın liderliği” vaadiyle yanlarına alarak savaşa alet edecekleri iddiaları ortalıkta dolaşıyor. 

KDP bu oyuna gelmeyecek kadar tecrübe sahibi olsa da bazen gafletin ihanetten daha tehlikeli olduğu durumların analizini yapamayacak kadar dar çıkarlarla yaklaştıkları düşünülürse, yapacakları bir yanlış kendilerini de AKP ile birlikte bitirir. Bu aşamaya dek tüm halklara tarihi zararlar verirler. Bu durumun önüne geçmek için tüm Kürt güçleri demokratik birlik çağrısında bulunmalıdır. 

KDP ve Barzani liderliği Türkiye ve AKP ile olan ilişkilerini çözüm ve barış çizgisinde değerlendirmelidir. Maxmur kampındaki halka uyguladıkları baskıda olduğu gibi AKP’nin istediği türden yaklaşımlar kendilerine de kaybettirir. 

Bırakın bu kış AKP yalnız kalsın; bahara Kürt birliği ve Kürdistan’ın özgürlüğüyle çıkalım!