Perşembenin gelişi çarşambadan belli olur diye bir söz var. 2014’ün gelişi de 2013’ten belli oldu. Oldukça zorlu ve çatışmalı bir yıla girdiğimiz açık. Yine eğer doğru değerlendirilirse Kürt sorununun çözümü ve demokratikleşmede devrim niteliğinde gelişmelerin olabileceği bir yıla girdiğimiz ortada.

Hangisinin gerçekleşeceğini pratik gösterecek. Belli ki yıl boyu çok yönlü ve derinlikli bir mücadele yaşanacak. Sonucu ise mücadeleyi yürüten güçlerin ustalığı, hazırlık düzeyi, cesareti, örgütlülüğü ve disiplini belirleyecek.
Başbakan Tayyip Erdoğan istediği kadar “Bu memlekette ameliyat yaptırmam” desin. Türkiye ciddi bir siyasal değişim sürecine girmiştir. 2014’ün sonunun şimdiye göre çok farklı olacağı net olarak görülmektedir. Bu durumu değil Tayyip Erdoğan, hiç kimsenin engelleyemeyeceği anlaşılmaktadır.
Peki bu duruma nasıl geldik? Aylardır ve yıllardır bu soruya cevap oluşturmaya ve daha doğrusu bu soruyu engellemeye çalıştık. Fakat maalesef başarılı olamadık. Ne ülkeyi yönetenler biraz demokratik duyarlılık gösterebilir noktaya geldiler; ne de demokratik güçler gereken değişimi yapabilecek bir güce ulaşabildiler. Sonuç bugünkü yaşananlar oldu.
Mevut durum var oldukça başka ne olabilirdi ki! Kürt sorunu çözülmedikçe, ülkemiz demokratikleşmedikçe, dışa bağımlılık sürdükçe, gelir dağılımındaki adaletsizlik arttıkça, yokluk ve yoksulluk büyüdükçe, bunlara bir de yolsuzluklar eklendikçe başka hangi sonuç ortaya çıkardı ki! Elbette toplum bunlardan rahatsızlık duyup değişim mücadelesi yürütecekti. Ve nitekim öyle de oldu.
Ancak bu mücadelenin gereken sonucu ortaya çıkaracak düzeye ulaşamaması, ülkemizi dış müdahaleye açık hale getirdi. Ve sonunda bu da oldu, 2013’ün sonunda söz konusu dış müdahale de gündeme geldi. Halbuki PKK Lideri Abdullah Öcalan bu durumu değerlendirmiş, defalarca hükümeti ve toplumu uyarmıştı. Ancak ne hükümet gerekeni yaptı, ne de toplum demokratik devrimi gerçekleştirebildi. Bundan yararlanan dış güçler de sözü edilen müdahale sürecini başlattı.
Peki şimdi ne olacak? Kuşkusuz başa dönülemez ve yaşananlar olmamış gibi görülemez. Ortaya çıkan durumun doğru değerlendirilmesi temelinde barış ve demokrasi için neler yapmak gerekiyorsa o adımları atmak şarttır. Bunu da ancak demokratik güçler yapabilir. Her ne kadar AKP Hükümeti durumu kendi lehine değiştirmek için yoğun çaba gösteriyor olsa da, AKP’nin şansını büyük ölçüde kaybettiği ve artık aşılma noktasına geldiği açıktır.
AKP’nin yeniden şans kazanabilmesi için zihniyet ve politikalarında çok köklü değişiklikleri yapması gerekir. Önüne barış ve demokratikleşme temelinde Kürt sorununun çözümünü ciddi ve açık bir biçimde koyabilmesi gerekir.
Kürt sorununu çözebilmek için, yani barışı getirecek bir demokratik yaklaşımı gösterebilmek için neler yapmak gerekiyor? Kürt sorununun çözümüne dayalı bir barışa ulaşabilmek için, her şeyden önce Kürt sorununun varlığını doğru ve tam olarak kabul etmek gerekir. Kuşkusuz bu da Kürt halk varlığını açıkça kabul etmeyi gerektirir.
Yani bir çatışmayı sona erdirip barışa ulaşabilmek için üç temel şarta ihtiyaç vardır. Birincisi, her çatışmada taraflar vardır ve tarafların varlığının kabulü gerekir. İkincisi, savaşan tarafların yenişememiş olması gerekir. Üçüncüsü ise, tarafların karşılıklı olarak birbirinin varlığına saygılı davranmaya hazır olması gerekir. Bir çatışmalı sorunda müzakere yapılabilmesi ve sonuç alınabilmesi için bu üç şartın yerine gelmesine ihtiyaç vardır.
Peki AKP’nin Kürt sorununun çözümüne ve dolayısıyla ülkemizin barışa ulaşmasına yaklaşımı bu temelde midir? Böyle olmadığı çok açık. Geçen on bir yıllık iktidar dönemindeki yaklaşım böyle olmamıştır. AKP’nin mevcut kriz dönemindeki yaklaşımlarının da böyle olmadığı ortadadır. Aslında Kürt halk varlığına ve Kürt sorununun çözümüne yaklaşımında ciddi hiçbir değişikliğin olmadığı gözlenmektedir.
Her ne kadar taraflar bazı görüşmeler yapıyor olsa da, aslında AKP’nin Kürtleri bir taraf olarak görmediği, Kürtlerin temsilcisi olarak da kendisini gördüğü, CHP’nin ulus anlayışını esas alarak “Tek millet” yaklaşımı çerçevesinde Kürt varlığını inkar ettiği açıkça ortadadır. Tüm siyasi strateji ve taktiklerini Kürt tarafını yok etme üzerine kurmuştur ve pratiği de bu temelde yürütmektedir.
Bütün bunlar ne anlama geliyor? Belli ki AKP değişemeyecek ve Kürt sorununu çözemeyecek. Dolayısıyla ülkemizde demokratikleşmeyi geliştiremeyecek. O halde ne yaparsa yapsın mevcut dış müdahaleye karşı başarılı olamayacak. Ancak ömrünü biraz daha uzatabilir. Bunun için de, şimdiye kadar izlediği politikaya uygun olarak hep bir şeyler yapıyor gibi gösterip aslında ciddi bir şey yapmaz.
O halde AKP’nin son dönemdeki bazı söz ve pratiklerine aldanmamak gerekir. “Devlet içindeki paralel yapıdan ve onlara karşı mücadeleden” söz etse de, bunun gereği olan demokratikleşme adımlarını atmamaktadır. Kürt sorununa yaklaşım ve pratikte ciddi bir adımı söz konusu değildir. Geliştirdiği mağduriyet edebiyatı Kürtler açısından aldatıcı olmamalıdır. Tutuklu milletvekillerinin bırakılması bir demokratik adım olarak değerlendirilmemelidir. Zaten milletvekillerinin şimdiye kadar tutuklu olması açık bir suçtu. Hem de mevcut yasalara göre suçtu ve şimdi sadece bu suç durumuna son veriliyor.
Kürtler açısından AKP’nin aldatıcı söz ve davranışlarına karşı uyanık olmak önem taşıyor. AKP’den beklenti içinde olmak yerine, mevcut imkan ve fırsatları değerlendirerek kendini çözüm gücü haline getirmek gerekiyor. Bu konuda özellikle tüm demokratik güçlere büyük ve tarihi görev düşüyor. Unutmayalım ki, 2002’de boşluk yaratıldı ve AKP bu boşluktan yararlanarak iktidar oldu. Şimdi 2014’te yeniden boşluk yaratıcı bir zayıflığı kesinlikle yaşamamak gerekiyor.
Demek ki 2014 yılı sonundaki durumun nasıl olacağı esas olarak demokratik güçlerin ve Kürt halkının bu süreçte yürütecekleri mücadelenin başarısıyla belirlenecektir. Kesinlikle AKP veya benzer başka bir gücün tutumu ve mücadelesi belirleyici olmayacaktır. Demokratik güçler başarılı mücadele yürütürlerse ülkemiz demokratikleşecek ve Kürt sorunu çözülecek, başarılı olamazlarsa o zaman dış müdahale ve işbirlikçileri sonuç alacaktır.
Kısaca 2014 yılında belirleyici olan demokratik güçlerin ve Kürt halkının tutumudur. Kürtler ve demokratik güçler kendilerini böyle tarihsel bir özne olarak görebilmeli ve bunun gereğini pratikte mutlaka yerine getirebilmelidir. Ortaya çıkan fırsat ve imkanları doğru ve yerinde değerlendirerek 2014’ü mutlaka bir demokratik devrim ve özgürlük yılı yapabilmelidir.  Tarihin çarkını döndürecek olan gerçek budur.