Karakollar yapılacaksa, koruculuk kadrosu artırılıp devam ettirilecekse, seçim barajı kaldırılmayacaksa, anadilde eğitim yapılmayacaksa, sokak ortasında kameraların karşısında gençlerin kafasına polis kurşun sıkıp elini kolunu sallayıp gidecekse, memleketin başbakanı da “kahraman polisim” diyerek kutlayıp, ikramiye verecekse, yaşlı, genç, çoluk çocuğun katıldığı protestoyu otomatik silahlarla tarayacaksa, halkın kendi özgürlüğü için her eylem “provokasyon” olarak tanımlanacaksa, iktidar istediği zamanda istediği hakareti Kürtlere, muhaliflere yapacaksa nasıl olacak bu işler?
Ya da, askerlerin Kürt çocuklarına tecavüzü ortaya çıkınca sessiz kalınacaksa, Lice’de kendi onurlarına sahip çıkan halka “uyuşturucu için yaptılar” denilecekse, çözüm için yapılacak her uyarıyı “süreci zorlama” diye tanımlayacaksa, AKP’nin yandaşı medyada Kürtlere, inançlara hakaretlere karşı ses çıkarılmayacaksa neye hizmet edecek bu gelişmeler?
Roboskî’de çoğu çocuk 34 kişiyi katledenlerin üzerine gidilmeyecek, mezarları başında ya da katliam yerinde ağlayan anaların gözyaşlarına da para cezaları kesilecekse nasıl vicdani olunacak? Binlerce insanın tutukluluğunu sürdürecekseniz, mahkemeleriniz hala adaletin devletin polisinden ve askerinden yana karar verecekse adaletinize nasıl inanacak bu insanlar?
Sabiha Gökçen’i Dersim’de katliam yaptığı için isminin anılmasından rahatsız olacaksanız, Yavuz Sultan Selim isminin yapılacak köprüye verilmesinde ısrar edecekseniz samimiyetinize Aleviler nasıl inanacak?
AKP’nin danışmanları, milletvekilleri, sözüm ona uzmanları da toplumda yalan ve yanlış bilgi ve yorumlarla toplumun gündemini belirleyip “İki BDP, üç PKK, altı KCK var” teraneleri yayarak kara propaganda ve cahillik yapılacaksa kiminle tartışılacak bu gerçekler?
Daha da vahimi Recep Tayyip Erdoğan kendisi devletin de bütün imkanları toplayıp yaptığı mitingleri “milli irade” diye gösterecekse, bir gece de 4 yerde konuşup insanlara hakaret edecekse ama muhaliflerin ve özellikle de BDP’nin mitinglerine “provokasyon” diyecekse hangi zeminde demokratik siyaset kendisini geçerli kılacak? Kısacası taşlar bağlanacak ve meydanlarda polis noktaları, Kürdistan’da askeri noktalar artırılacaksa neyin özgürlüğü ve güvenliğinden sözedeceksiniz?
Bakın ve iyi görün... Biz AKP’yi çözüm politikalarında zorlayan Cemaat merkezli süreci zorlayan politikaları, polisin bu süreçteki provokatif girişimini, Almanya ve Fransa’nın Paris katliamındaki rolünü ya da bazı statükocu çevrelerin eski devlette ısrarını görebiliyor ve anlayabiliyoruz. Ancak AKP’nin bu süreçteki politikaları büyük bir provokasyona zemin sunan hatta provokasyonun oluşumunu sağlayan özellikte olduğunu da rahatlıkla söyleyebiliriz. Çünkü Kürt meselesinin çözümünde tarihi bir şansı yakalayan Türkiye’de AKP siyaseti, sorunun çözümünden çok kendi iktidarının devamını esas almaktadır.
Erdoğan ve ekibi ortaya çıkan koşulları demokratikleşme, özgürlüklerin genişletilmesi ve ortak yaşamı örme özelliğini geliştirmeyi esas almamaktadır. Sadece seçimlere giderken yolunun düz ve sorunsuz olmasını istemektedir. Oysa bu Kürt meselesinin çözümü, Türkiye’nin demokratikleşmesi anlamına gelmiyor. Mesele böyle hafifliklerle ele alınabilecek sorunlar değildir. Bütün bu söylemler, adımlar sadece ve sadece öfke biriktirir. Öfkeyi katmerleştirir. Öfke patlamasının Kürtlerdeki tezahürü 15 Ağustos 1984’tür, 1 Haziran 2004’tar, 1 Haziran 2010’dur, 19 Haziran 2013’tür...
AKP’ye çözüm soruları ve öfke birikimi
AKP cephesinden Kürt Sorununun çözüm sürecini anlamaya çalışınca herşey “güllük gülistanlık” gibi görünüyor. PKK’nin attığı her adımı AKP sanki kendisi atıyormuş gibi “işler yolunda gidiyor” diye açıklamalar yapıyorlar. Yeni Şafak’tan Abdulkadir Selvi, Star’dan Yalçın Akdoğan gibiler de öylesine yazıyor çiziyor... Ama durum hiç de onların yazdığı ve çizdiği gibi değil. Memlekette gerillim var, öfke birikiyor. Bakın halkın bize sorduğu sorulara ve kendiniz karar verin: