Birkaç yıldır dünyanın gündeminde olan Kobanê’den Türkiye'ye geçmiş bir ailenin iki çocuğunun Ege sularında boğulması sonucu Suriyeli göçmenler konusu dünyanın gündemine oturdu. Türkiye'de göçmen ticaretini bizzat devlet örgütlediği halde hem suçlu, hem güçlü olarak Avrupa’yı suçlamaktadır.
Son iki-üç yıldır özellikle İslam ülkelerinde göç yoğunlaşmıştır. Kuzey Afrika ve Ortadoğu'da IŞİD ve El Kaide gibi örgütler otoritelerini şiddetle dehşet yaratarak, korkutarak sağlamak istediklerinden, insanlar bunların ellerinden kaçmak için ülkelerini terk ediyorlar. Bu örgütler öyle baskı ve öldürme yöntemleri uyguluyorlar ki, kendileri için savaşmayan herkesi düşman ilan ediyorlar. Herhangi bir yeri ele geçirmek için de her türlü yakıp yıkma ve öldürme yöntemini kullanıyorlar. İnsanlar da bu zulümden, bu yönetim anlayışından kaçmak için yönlerini Avrupa’ya veriyorlar. Avrupa da kendine göre haklı nedenlerle hepsini almak istemediğinden insanlık faciaları ortaya çıkıyor. Öyle ki, Türkiye sınırlarında öldükleri halde yine Avrupa suçlanıyor.
Kuşkusuz Avrupa da suçludur ama bu suç esas olarak göçmenleri almak istememesinden değil, izledikleri dış politika ve kapitalizmin tüm dünyayı sömürü alanı görmesindendir. Kuşkusuz son göçlerde de bunun rolü vardır; ancak somut olarak tartıştığımız Ege’deki facia ve son iki yıldır Akdeniz’de yaşanan facialar konusu daha farklı etkenlerden dolayı epeyce yoğunlaşmıştır.
Kobanêli Alan bebeğin Ege’den ölümünden birinci derecede Türk devleti sorumludur. Türkiye, hem Suriye ve Rojava’dan insanları kaçışa teşvik ettiği için, hem de başta Kobanê ve Rojava olmak üzere Suriye'de IŞİD’in saldırılarını desteklediğinden dolayı bu göçlerden sorumludur. Bu açıdan ağlamaları kesinlikle timsah gözyaşlarıdır.
Kürdistan insansızlaştırılmak isteniyor
Avrupa’ya işçi olarak giden Kürtler olmuştur. Aslında onlar da ülkelerinden koparılmak için Avrupa’ya göçertilmiştir. Ancak bu işçi olarak gidenleri dışında tutsak dahi, Avrupa’da en fazla siyasi iltica olarak yerleşenler Kürtlerdir. Avrupa’da siyasi mülteci olarak Kürtler ilk sırada yer aldığı gibi, tüm Avrupa ülkelerine dağılmıştır. Avrupa’da her ülkeye bu düzeyde dağılmış başka bir mülteci topluluk yoktur. Kürtler neden bu kadar ülkelerinden koparılmıştır? Bunun cevabı, Kürdistan'ı insansızlaştırmaktır. Türk devleti 90 yıldır Kürdistan'ı insansızlaştırmak için tam bir özel savaş yürütmüştür. Şark Islahat Planı Kürtler üzerinde nasıl bir özel savaş uygulandığının, Kürdistan'ın nasıl kültürel soykırıma uğratılarak Türkleştirilmek istendiğinin belgesidir. Bu açıdan Kürdistan'ı insansızlaştırma ya da Kürtsüzleştirme kendiliğinden olan bir şey değildir; bir kültürel soykırım politikasının sonucudur.
Sadece bir buçuk milyon Kürdistanlı Avrupa’ya göçertilmemiştir; 1990’lı yıllarda 6-7 milyon Kürt metropollere zorla göçertilmiştir. Bu göçlerin hiçbiri kendiliğinden ya da bazılarının sandığı gibi ekonomik nedenlerle gerçekleştirilmemiştir. Kürdistan'ı insansızlaştırmak için zorla gerçekleştirilmiştir. Ya köyleri yakılarak, yıkılarak ya da faili meçhul cinayet, ağır baskı ve keyfi tutuklamalarla insanlar göç ettirilmeye zorlanmıştır. Tüm bunlarda amaç, Kürdistan'ı insansızlaştırmak ve Kürt Özgürlük Mücadelesi'ni güçsüzleştirmektir.
1978 yılında Maraş Katliamı gerçekleştirildikten sonra sadece Maraş değil, Malatya ve Sivas da Kürtsüzleştirilmiştir. Dersim dışında göç etmiş beş on Dersim vardır. Böylece Şark Islahat Planı'nda öncelik olan Fırat’ın batısı ve Fırat boylarını Kürtsüzleştirme politikaları pratikleştirilmiştir.
Kürdistan'ı Kürtsüzleştirerek ya da Türkleştirerek Kürtlüğü yok etmek istemektedirler. Türk devletinin tüm politikalarının hedefi bu amaca ulaşmak içindir. İşte bu nedenle Kürtlerin Avrupa'ya gitmesinin yolunu açmıştır. Bunun için özel şebekeler kurulmuş, Kürtler Avrupa'ya taşınmıştır.
Türkiye göçü teşvik etti
Suriye'de siyasi kriz başlayıp Kürtler Rojava’da bir ulusal demokratik devrim gerçekleştirince, Türk devletinin düşündüğü ilk şey, Rojava halkını göç ettirmek ve mülteci haline getirmek olmuştur. Nasıl ki Suriye Arap halkının göçünü teşvik etmişse en fazla da Kürtlerin göçünü teşvik etmiştir. Arapların göçünü Suriye rejimine karşı kullanmak isterken, Rojava’da Kürtlerin Rojava’yı terk etmesini teşvik ederek halkın Rojava Devrimi'nden kaçtığı propagandasını yapmıştır. Aslında bu konuda KDP ile ortaklık yapmıştır. Rojava halkının bir kısmı Türkiye'ye, bir kısmı ise Başurê Kurdistan’a göç ettirilerek Rojava Kürtsüzleştirilmek ve devrim güçsüzleştirilmek istenmiştir. AKP'nin esas amacı Kürtsüzleştirmek olurken, KDP ise devrimi güçsüzleştirmek ve Başûr’a gelenleri devrime karşı örgütlemek için bu göçü teşvik etmişlerdir, örgütlemişlerdir.
Türkiye'nin Suriye savaşının derinleşmesindeki rolü bellidir. Aslında IŞİD’in de, El Nusra’nın da diğer İslam maskeli faşist çetelerin de örgütlenmesini sağlayan Türk devletidir. Dolaysıyla savaşı derinleştirerek bu kadar göçün olmasının da sorumlusudur.
Türk devleti ne kadar göç olursa Suriye’nin o kadar teşhir olacağını ve Suriye'ye müdahale gerekçesi olacağını düşünerek göçü teşvik etmiştir. “İki yüz bini aşarsa kırmızı çizgimiz olur, müdahale ederiz” denmiştir. Bunun için Arapların göçünü sürekli teşvik etmiştir. Böylelikle Suriye iç savaşı konusunda söz söyleme ve müdahale etme hakkının doğacağını düşünmüştür. Bir milyondan fazla Arap mültecinin geldiği söyleniyor. Ama bundan rahatsız olmamıştır. Çünkü gelen Arapları karın tokluğuna çalıştırmıştır; ekonomik sömürü nesnesi olarak görmüştür. Göç eden Araplar şu anda Türkiye'de ucuz işgücüdür. Böylece ekonomik sıkıntısını ucuz işgücüyle kısmen gidermiştir.
Kobanê'yi IŞİD eliyle boşalttı
Arapları ucuz işgücü ve Suriye savaşına müdahale nesnesi olarak görürken; Kürtleri ise Rojava’dan koparmayı hedeflemiştir. Arap göçmenler içinde Suriye rejimine muhalefet gruplar yaratarak ve bu zeminde IŞİD ve El Nusra’yı kontrol altına almaya çalışırken, Rojava’dan göç edenler içinde ise Rojava Devrimi'ne düşmanlığı geliştirme çalışması yürütülmüştür. Rojava Devrimi karşıtlığında istenen sonucu alamayınca IŞİD’i Kobanê üzerine sürmüştür. Çünkü Kobanê’nin üç tarafı IŞİD’tir; sadece Türkiye tarafı açıktır. IŞİD'i saldırttı, Kürtler Rojava’yı bıraksın diye sınırları da tümden açtı. Böylece iki yüz binden fazla Kobanêli Türkiye'ye çekilmiştir. Amaç, Kobanê’yi Kürtsüzleştirmek ve devrimi yenmektir. Rojava Devrimi'ni bitirmek ve Kürtsüzleştirmek için IŞİD Kobanê’ye saldırtılmıştır. Eğer Kobanê’de direniş kırılsaydı sadece Kobanê boşaltılmış olmayacak, Efrîn ve Cizîrê’yi de boşaltacaktı. Kobanê düşmeyince bu hedefine ulaşamadı. Ancak Kobanê’nin yarısı dönmedi.
İşte Ege sularına gömülen Kürtler, Türk devletinin Rojava’dan Türkiye'ye çektiği Kürtlerdir. Bunlar bir daha Rojava’ya dönmesin diye insan tacirlerini örgütleyerek onları Ege Denizi üzeri Yunanistan’a atmak istiyorlar. Zaten daha öncesi binlercesini Yunanistan üzeri ya da başka yollarla Avrupa içlerine göndermişlerdir. Özellikle Kürtlerin Avrupa’ya gönderilmesi konusunda özel çaba göstermektedirler. Bu göçmenlerin botlarla Yunanistan’a gönderilmesi konusunda Türk devletinin bilgisi olmadığı düşünülemez. Daha doğrusu bizzat Türk devletinin istihbarat örgütü örgütlemektedir.
Türk devleti
Kürtlere soykırım uyguluyor
Şu açıktır ki, trajediyi yaratan Türk devletidir. IŞİD’i saldırtarak Rojava’yı insansızlaştırmak isteyen Türk devletidir. IŞİD, bir zamanların Moğolları gibi girdiği yeri yakıp yıkmaktadır. Özellikle Kürtlere yönelik tam bir soykırım saldırısı yürütmektedir. Kobanê ve Şengal bu gerçekliğin somut ifadesidir. Dolayısıyla Avrupa’ya yönelik göçlerden de Türk devleti birinci dereceden sorumludur. Hatta bir amacı Kürdistan’ı boşaltmakken, bir amacı da Avrupa’yı zorlamaktır. Eğer benim politikalarıma gelmezseniz, Suriye politikası konusunda Türkiye'yi ortak etmezseniz biz de başınıza bu belayı getirtiriz demektedirler.
Türk devleti gerçekten de şirret bir politika izlemektedir. Hem yüz binlerce, hatta milyonlarca insanın göç ettirilmesinde rol oynuyor, hem de “Avrupa bunları neden almıyor” diye suçluyor. Hem kendisi Türkiye'yi mültecilerin Avrupa’ya gitmesi için sıçrama tahtası haline getiriyor, hem de Avrupa’yı suçluyor. Bu kadar yüzsüzlük ve utanmazlık olamaz. Avrupa’ya neden almıyor diye suçlaması kolaydır. Ama esas olarak suçlanması gerekenler, insanları yerinden yurdundan edenler, bu göçleri teşvik edenler ve aracı olanlardır. Bu açıdan Türkiye bu konuda çok suçludur. IŞİD gibi örgütleri destekleyerek bu göç akımını yarattığı için de suçludur.
Kürtler söz konusu olduğunda bu göçlerden, mültecilerden ve yollarda yaşanan trajedilerden tek sorumlu Türkiye’dir. Bu açıdan Alan’ın katili Türk devletidir. Türk devleti sadece Alan’ın katili değildir; yollarda katledilen tüm Kürtlerin katilidir. Rojava’da katledilen tüm Kürtlerin katilidir. Şengal’deki soykırımın sorumlusu Türk devletidir. Rojava’da Kürtler kazanmasın diye IŞİD’i, El Nusra’yı destekleyen ve Suriye'yi bir enkaz haline getiren Türk devletidir.
Türk devletinin Kürt düşmanlığı ve soykırımcı karakteri bilinmeden ne bölge politikaları ne de iç politikaları doğru tespit edilebilir. Türk devletinin Kürt düşmanı politikaları iyi bilinmeden bu devlete karşı doğru mücadele verilemez. Türk devleti Kürtleri soykırıma uğratmak için herkesle dost da olur, düşman da. Türk devletinin tüm politikaları ancak Kürt düşmanlığı temelinde irdelenirse anlaşılabilir.