Türkiye devletinin zulmünden kurtulmaya çalışan Kürtler, bu kez de Avrupa devletlerinin politikalarına takılıyor. Sistemin hukuk çarkındaki Kürtler ezilmeye devam ediyor. Hollanda’nın ilticasını kabul etmediği Kürt mülteci Yılmaz Albaslan’ın hayat öyküsü de birçok ırkdaşı gibi trajik.  Yılmaz Albaslan, köklü bir Kürt aileden geliyor. Babasının dedesi Kamer Ağa, Haydaran Aşireti lideri olarak 1937’de Elazığ‘da Seyit Rıza ile birlikte yargılanarak 33 yıl ceza alır. İzmir Cezaevi’nde öldürülür ve nereye gömüldüğü bilinmeyen bir direnişçidir artık. Dedesi Kalman Ağa ise 1938’de yakalanır, yargılanır, sürgünde Balıkesir Savaştepe’de ani bir şekilde ölür. Yılmaz’ın babası Kamber Albaslan, mecburi sürgün sonrası Dêrsim’e geri dönerek evlenir. 1963 yılında Yılmaz, 1965 yılında ise kız kardeşi Saray doğar. Saray daha doğmadan babası evi terkeder. Bir kaç yıl sonra anne başka biri ile evlenip gider. Baba da başka bir kadın ile evlenir. O zamana kadar iki kardeş kimliksizdir ve annelerinin ailesi bakımını yapmaktadır. Baba çocuklarını dört yaş daha küçük yazarak yeni eşi üzerine kayıt eder. Yani biyolojik anne resmiyette artık çocuklarının annesi değildir.


Eşi ve çocuğundan koptu

Bütün bu çetrefilli yıllardan sonra Yılmaz Albaslan, Kürt Özgürlük Mücadelesi içinde faaliyet yürütmeye başlar. Ancak polisin ele geçirdiği bir kişi, Yılmaz Albaslan’ın ismini verince, Albaslan mecburen evden uzaklaşmak zorunda kalır. Bu şansızlıklar nedeniyle evliliğini resmileştirme çocuğuna da kimlik edinme imkanı olamamıştır. Bu olayla birlikte bir daha eşini ve çocuğunu da göremeyecektir.

Kaçaklıktan mülteciliğe geçiş

Albaslan, Türkiye’deki kaçak olarak kaldığı yıllarından sonra 2002 yılında Hollanda’ya gelerek siyasi mülteci olur. Hollanda’da siyasi oturumlu olan iki dayısı ve teyzesinin yanına gelen Yılmaz’ın karmaşık hikayesine Hollanda makamları inanmaz ya da inanmak istemez.

Kemoterapi sırasında ifade

Böylece anlattığı her şeye ‘yalan’ derler. 11 yıldır Hollanda’da siyasi mülteci olarak bulunan Albaslan, bu sırada kan kanserine yakalanır ve kemoterapi tedavisi sürerken ifadeye alınır. Lösemiyi atlatan ancak hastalık riskini halen taşıyan Albaslan’ın, diabet, tansiyon, kolestrol hastalıkları da mevcuttur artık.

Sınır dışı edilmek isteniyor

Bir süre Rotterdam Detentie Centrum’da sınır dışı edilmek için tutulan Kürt mülteci, avukatının itirazı üzerine şartlı olarak serbest bırakılır. Her hafta polise imza vermeye gitmek zorunda bırakılarak psikolojik baskıya maruz kalan Yılmaz Albaslan “Türkiye’ye gidersem yıllarca cezaevinde yatmak zorunda kalacağım ancak buna gücüm yok” diyor.


‘Pasaport vereceğiz’ aldatmacası
Albaslan, nişanlısı ile evlenmek için de başvuruda bulunur ancak bu defa da kendisinden pasaport istenmektedir. Mehmet Ece isimli bir şahıs ilgili bakanlıkta avukat olduğunu ve kendisine Türk Konsolosluğu’ndan pasaportta çıkarabileceğini, sonrasında ise oturum alabileceğini söyleyerek ilk etapta 1000 Eurosu’nu alır. Birlikte gittikleri Türk Konsolosluğu’nun bahçesinde Albaslan beklerken Ece ise içeri girip çıkar ve geri kalan paranın verilmesi karşılığında işlemlerinin devam edeceğini ve pasaportu o zaman kendisine vereceğini söyler. Oysa Albaslan’ın parası yoktur. Herhangi bir ödeme yapamadığı için pasaportu da göremez. Daha sonrasında polis kendisine konsolosluktan pasaport çıkartabildiği için herhangi bir sorunu olmadığını ve Türkiye’ye dönebileceğini söyler ve bunu Albaslan’a dayatır. Böylece Yılmaz Albaslan, pasaportunun Mehmet Ece tarafından gerçekten çıkarıldığını öğrenmiş olur. Durumu polise anlatır ancak bu kişinin mağdurları zaten çoktur ve kendisi de ortada yoktur.

Türk Konsolosluğu’nun yalanı

Türkiye’nin Roterdam Konsolosluğu ise pasaport başvurusunun bizzat Yılmaz Albaslan tarafından yapıldığını söyleyerek işin içinden sıyrılmaya çalışmakta ve bir taşla iki kuş vurmaktadır.

Karar duruşması 30’unda

Hayat hikayesi Hollanda’da yayınlanan De Volkskrant gazetesine de konu olan Yılmaz Albaslan’ın iltaca davasının son duruşması 30 Ekim’de görülecek.


BİRGÜL ROAVA/DELFT