Ava NEŞE KALP

Alevilere yönelik belli aralıklarla tekrar edilen tehditlerin zengin bir tarihi vardır. İslam’ın baskın yorumu olan politik İslam, namı diğer ile Vahabizm, devletler/iktidarlar/güç odakları tarafından kullanılan bir şiddet ideolojisi olarak Anadolu’da özellikle Alevilere karşı etkili olarak kullanılmış ve kullanılmaktadır.

Bu anlamıyla iktidarların kendi çıkarları için manipüle ettiği dinsel alanın en tipik örneğini, Türkiye’de bizzat devlet eliyle Alevilere karşı cinayet şebekelerinin oluşmasını sağlayan sistematik ve süreğen şiddette görmekteyiz. Bu anlamda “her Müslüman’ın din tebliğ etme görevi, tebliği kabul etmeyenlerin öldürülmesi ve bunu yapanların derhal cennete gideceği” gibi korkunç ideolojik yorumlamaya 5-6 yaşlarından itibaren maruz kalınan ve beyni yıkanan bir kitlenin egemenliğindeki bir ülkede, Alevilere yönelik şiddet eğiliminin ve cesaretin nereden geldiği açıktır.

Bu nedenle, son İzmir ve İstanbul Sultangazi’de Alevilerin evlerine işaret konarak “Alevi defol!”, “Gebereceksin!” gibi yazılar yazılmasını sarhoş veya çocukların yazmış olabileceğini savunarak hoş gören bir “Emniyet” teşkilatının olduğu bir ülkede, Aleviler asla emniyette değiller. Bu Alevilere saldırılara onay veren devletin sembolik dilidir. Dolayısıyla da bu ülkedeki sarhoşların ve çocukların neden Sünnilerin ya da Türklerin kapılarına değil de sürekli olarak Alevilerin, özellikle de Kürt Alevilerin kapılarına “defol!” “Gebereceksin” yazdıkları sorusunun sorulmaması da şaşırtıcı değildir. Daha da önemlisi esas sarhoşlar ve çocuklar yazıyorsa daha da endişelenmek gerekmez mi? Zira sarhoşların yazması böyle bir anlayış varlığından da öteye, onun derinliğine yani tehdit potansiyeline işaret eder. Zira bu bireyin bilinç üzerindeki kontrolünü yitirdiğinde ortaya çıkıyorsa, bunun anlamı toplum içinde Alevilere yönelik ciddi bir nefretin örgütlendiğidir.

Eğer çocuklar yapıyorsa daha da vahim. Bu durumda da Türk-Sünni Müslüman cenahın içinde çocukların da ciddi oranda maruz kaldığı bir Alevi düşmanlığının aktif olduğunu gösteriyor. Bu hem bir nefret suçudur hem de ciddi bir tehdittir. Bu durumda başta Emniyet olmak üzere devletin görevi nedir? Bunları geçiştirmek mi yoksa bunu ciddiye alarak önlem almak mı?

Bu kadar Alevi katliamına rağmen, özellikle de devlet cenahında Alevilerin ayrımcılığa maruz kaldığı, kamusal kaynaklardan alenen dışlandığı bir ülkede, bir tedbir alınmamasının anlamı, bunun bizzat devlet tarafından örgütlendiğidir. Maraş katliamının Ülkü Ocaklarında devlet tarafından özellikle Kürt Alevilere yönelik tezgahlandığı açıkça belgelenmiş durumda. Maraş örneğinde olduğu gibi Türkçü ve İslamcı beyin yıkama sürecinden geçen büyük bir Türk-Sünni kesim, bu ideolojinin taraftarı olduğundan buna karşı çıkmayacak, tam tersine destekleyecek, fırsatı bulduğunda kendisi de saldıracaktır. Bütün Alevi katliamlarında Türk bayrakları, MHP’nin üç hilali, bozkurt işaretleri ve cihatçıların kullandığı tekbirlerle yapılmasının anlamı bu ideolojik beyin yıkanma süreci ve onun devletle ilişkisini göstermektedir.

Katliam yaparken resmi bayrağın kullanılmasının anlamı da devletle ilişkisine işaret eder. Hele hele saldırılarda yer alanların bırakın yargılanması, hepsi ödüllendirilmesinin anlamı bunu daha da güçlendirmektedir. Hem Aleviler hem de Sünniler, bu devletin resmi ideolojisi olan Türk ve İslam parantezine ikisine birden girmeyen hiç kimseye hayat hakkı tanımadığını iyi bilir. Bu hayat hakkı tanınmama dönemleri de belli süreçlerde artar ve azalır. İşte son dönemlerdeki bu artışın Ergenekon-AKP-MHP iktidarının yeni şiddet alanlarına duyduğu “ihtiyaç”tan olduğunu düşünmek için güçlü nedenler vardır. Anlamı, Kürtlerden sonra şimdi de Alevileri saldıracak alanlar olarak işaretledikleridir. Bu nedenle dışarıda saldıracak alanlar fazla verimli olmadığında, önceden hassaslaştırdıkları belli fay hatlarını harekete geçirerek içerideki düşmanlık ve kandan beslenmeye yöneliyorlar.

Dolayısıyla Türkiye’de Alevilere yönelik yapılan hiçbir eylem öylesine yapılan bir şey olmayıp, her durumda TİS kapsamında yapısal bir planlamadır. Dolayısıyla fail devletin kendisidir.

Hani, son zamanlarda Şili’den doğru yayılan kadın eyleminde yapıldığı gibi sorumlular açıkça devlet, polis, başkan, hakimlerdir. Bunlar aynı zamanda bu ülkede Alevilerin katilleridir. Dolayısıyla duvara yazılanların faili sarhoşlar ve çocuklar değil, her durumda devletin kendisidir.

O nedenle de TC devletine bakıp, “Katil sensin! Xunî tûyî!”yi haykırmaktan vazgeçmemek lazım.