
Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) Eşbaşkanı Ali Köylüce: AKP zihniyetinden demokrasi beklememiz doğru olmaz. Türkiye'de iki temel grubun üzerinden bir paket açıklanması gerekiyordu. Biri Kürtler, diğeri de Alevilerdir. Demokratikleşmenin daha çok Kürtler ve Aleviler üzerinden okunması herkes tarafından paylaşılan bir düşüncedir. Kamuoyu da bunu bekliyordu. Türkiye'nin demokratikleşmesi her iki kesimin sorunlarının çözümüyle mümkün. Fakat AKP Hükümeti, Kürtler ve Aleviler açısından herhangi bir adım atmadı. Demokrtikleşme bir kültür, bir zihniyet meselesidir. Geçmişte CHP ve benzeri partilerin iktidar dönemlerinde nasıl ki, Türk-İslam Sentezini öne çıkararak politika yapıldıysa bugün de AKP ve ittifak kurduğu kesim, İslam-Türk Sentezi'ni yaşatmaya çalışıyor. Bugünkü İslam Türkçülüğü günümüz koşullarında revize edilerek dayatılıyor. Herkese hak veriyor gibi yaparak kendi tabanına, kendi zeminine, kendi yolunda gidenlerin önü açılıyor. Bu kesimler için yol temizliği yapılıyor. Açıklanan paket bunun bir ifadesidir. Devlet ve hükümet bir inancı resmi olarak kabul etmedikçe, onun yoluna ve felsefesine de yaşam imkanı sunmayacaktır. Bundan dolayıdır ki, AKP Hükümeti'nin böylesi paketlerden Alevilere bir zemin yaratma beklenemez.
Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABF) Başkanı Turgut Öker: Bizim açımızdan paketten olumlu bir şey beklemek AKP'nin yönettiği politikayı, bilmemek anlamına geliyor. AKP, 10 yıllık iktidar süresinde sadece kendi siyasi amaçları doğrultusunda politika üretti. Bu politikanın da, bugüne kadar egemen olan devlet politikasından farklı olmadığı apaçık görülüyor. Türk-İslam Sentezi bugün İslam-Türk Sentezi'ne dönüşmüş durumda. Sadece dini yönü ağırlıkta olan bir politika söz konusu. Temel karekterinde Türk İslamcı devlet politikasının temel karekterinde bir değişiklik yok. Bu açıdan bir çok çevre 'hayal kırıklığına uğradık' diye yorumlar yaptı. AKP'den demokrasi ve özgürlük beklemek gerçek dışı bir davranış. AKP'den Türkiye'nin temel sorunlarının çözümüne olumlu adım beklemek safça bir bekleyiştir. Ancak toplum kendi davasına sahip çıkar ve örgütlenirse haklarını elde edebilir. Kendi egemenliğini yerleştirmeye çalışan AKP'nin Kürtlere, sosyalistlere ve Aleviler demokrasi getirmesi kendini inkar etmesi demektir. Yaşamımızda hangi alanımıza müdahale ediyorlarsa o müdahaleyi tersine çevirmemiz lazım. Demokrasi güçlerinin kurtuluşu da buradadır. Kürtler için de bu geçerlidir. Bir mücadele yürütülüyor. Bunun yanında yaşama dair ne istiyorsak,onun temelini kendimiz oluşturmamız lazım.
Pir Hüseyin Bildik: Aleviler ayrı bir kimlik olarak tanımlanmalıdır. Devletin resmi politikasında ise böylesi bir yaklaşım yoktur. Hele hele bugünkü AKP zihniyeti ne böylesi bir yaklaşıma şans veriyor ne de bunun için herhangi bir adıma izin veriyor. Kendisi gibi inanmayan, kendisi gibi düşünmeyen, kendisi gibi konuşmayan, kendisi gibi giyinmeyen, kendisinin yaşam tarzına uymayanlara ne tolerans ne de saygı gösteriyorlar. Bu tekçi anlayış gerek Osmanlı, gerek Cumhuriyet döneminde olan bir gerçekliktir. Farklı olanın yaşam hakkı tanınmıyor, ellerinden alınıyor, inkar ediliyor ve asimilasyona tabii tutuluyor. Alevi toplumunun, bu pakete karşı tutum alması gerekir. Alevi toplumu kendi demokratik tepkilerini dile getirerek ve kendilerinin ayrı bir inanç grubu olduklarını vurgulayarak inançlarına sahip çıkmalıdır.
Pir Rıza Yağmur: Bu paketle Kürtler kandırılmak isteniyor, Aleviler de hiçe sayılıyor. Hacı Bektaş ve Nevşehir konusunu da önemle eleştirmek lazım. Ki, Hacı Bektaş'ın dergahı bir defa Alevilerin tasarrufunda ve denetiminde olan bir yer değildir. Kültür Bakanlığı'na bağlı bir 'devlet makamıdır'. Yani o dergah bir inanç kurumu olarak geçmiyor. Başta Alevi ocaklarının tanınması lazım. Alevi Bektaşı Dergahı'nın Alevilere geri verilmesi gerekiyor. Bu paket bir aldatmadır. Bundan başka hiç bir şey değildir. Alevilerin de bunu iyi görmeleri gerekiyor. Paketin yanında duran İzzettin Doğan gibileri, durumu protesto eden Alevilere 'Onlar Alevi değiller' diyor. O'nun bu tutumu kabul edilmez. Çünkü, Izzettin Doğan bu yaklaşımı ile Erdoğan'ın müridi olmuştur. Tutumu ancak bu şekilde açıklanabilir. Bundan dolayı O'nu muhatap almak bile doğru değildir. Aleviler Seyid Nesimi'nin, Hallac-ı Mansur'un yolunda gidenlerdir. Hak ve hakikat yolunda olanlardır. Muaviye yanında oturup hakikat yolu sürdürülemez. Bu böyle biline.
NİHAL BAYRAM/FRANKFURT
Ruhban Okulu da yer almalıydı
BDP Mardin Milletvekili Erol Dora, "Türkiye'nin imajını da düzeltecek olan adımlardan birinin Ruhban Okulu'nun açılması olurdu" dedi.
Paketi ETHA'ya değerlendiren Dora, paketin, çözüm sürecinde ikinci aşamaya denk düşen bir paket olmadığını belirtti, "Terörle Mücadele Kanunu'nda, Türk Ceza Kanun'da değişiklik yapılmasını, cezaevindeki KCK'li tutukluların serbest bırakılmasını, hasta tutukluların tahliye edilmesini, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı'ndaki çekincelerin kaldırılmasını bekliyorduk. Ancak bu beklentilerimiz karşılanmadı" dedi. Anadilde eğitim ile ilgili düzenlemenin de eksik olduğuna dikkat çeken Dora, anadilde eğitimin bir kamu hizmeti olarak sunulması gerektiğini vurgulayarak "Türkiye'de devlet okulları Türkçe eğitim veriyorsa, Kürtçe de eğitim verebilmelidir" dedi.
Mor Gabriel Vakfı'nın gayrimenkullerinin iadesi yönündeki düzenleme için, "Var olan hakkın teslimidir. Olumlu bir gelişmedir" dedi. Alevilere yönelik düzenlemelerin de pakette yer almadığını hatırlatan Dora, "Evrensel bir din özgürlüğü gerekir. Ancak din dersleri hala zorunlu. 21. yüzyılda insanları zorla din dersine sokmak kabul edilebilir değildir" diye konuştu. Yeni bir vatandaşlık tanımı içeren yeni bir anayasaya acil ihtiyaç olduğunun altını çizen Dora, son olarak şunları söyledi: "Türkiye, laik, demokratik sosyal bir hukuk devleti olduğunu iddia ediyorsa, azınlık, Müslüman, Hristiyan; kim olursa olsun, herkesin kendini bu ülkede özgürce hissedebileceği, zorunlu vatandaş değil, gönüllü vatandaş olabilecekleri hem yasal düzenleme hem de yeni bir anayasa istiyoruz."
Sıra LGBT’ye yine gelmedi
Yaşam hakkı başta olmak üzere birçok hakları gasp edilen ve nefret cinayetleri ile karşı karşıya olan LGBTT (Lezbiyen, Gay, Biseksüel, Travesti, Transseksüel) bireyler, paketten memnun olmadıklarını dile getirerek tepki gösterdi.
Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği Hukuk Danışmanı ve Genel Sekreteri Ahmet Tokgöz, pakette cinsel yönelime ve cinsiyet kimliğine dair bir ifadenin olmamasına tepki gösterdi. Pakette, "Yaşam tarzına müdahaleye izin verilmeyecek" denildiğini hatırlatan Tokgöz, LGBT bireylerin üzerinde devletin kendi eliyle yarattığı bir ayrımcılık olduğuna vurguladı. Tokgöz, "Devlet memurları eşcinsel olduğunda devlet memurluğundan çıkarılıyor. Varoluşları kabul edilmiyor. Öncelikle var olduğunu tanıyacaksın ki ondan sonra düzenleme yapacaksın" ifadesini kullandı. Türkiye'de sadece Ağustos 2013'te 6 trans bireyin cinsiyet kimlikleri nedeniyle öldürüldüğünü dile getiren Tokgöz, "LGBTT bireylerin hepsine yönelik kolluk güçleri başta olmak üzere bizzat hükümet ve hükümet dışı organizasyonlar tarafından şiddet uygulanması karşısında devlet otoritesinin sessizliğini bozması gerekiyor artık. Faillere cezasızlık politikası ile ödüllendirilmemesini talep ediyoruz" diye konuştu.
Kaos-GL'nin kurucularından Ali Erol ise, "Demokratikleşmede sıra LGBT toplumuna yine gelmedi" dedi. Toplumsal barış için 'yeni anayasa' sürecinin de yetmediğini dile getiren Erol, LGBT realitesinin tanınarak yangında ilk gözden çıkarılacak kesim olmaktan kurtulmaları için Anayasa'nın 'eşitlik' maddesi olan 'Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir' cümlesine 'cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği' ibarelerinin eklenmesi gerektiğini ifade etti. LGBT'lerin adlarıyla artık çağrılmak istediğini söyleyen Erol, "LGBT'ler, eşitlik ve özgürlük isteklerinin önyargılara kurban edilecek fantezi muamelesi görmemesi için adlarıyla çağrılmak ve tanınma talep ediyorlar. Bugüne kadar cinsel yönelimleri ve cinsiyet kimliklerinden ötürü ayrımcılıklara maruz kalan LGBT'ler eşitliğe dahil edilmediler" diye konuştu.