Aleviler kendi inancını ve tarihini yeterince bilmiyorlar, bilmek ve anlamak için verilen uğraşı da yeterli sayılmaz! Kabaca, kulaktan dolma bilgileri Alevi inancı sanıyorlar veya kendi siyasi düşüncelerini Aleviliğin yerine ikame ediyorlar.

Geçen haftaki yazımızda Alevilerin devlet ve Kemalizm’le yüzleşmesi gerektiğini anlatmaya çalışmıştık. Bu arada siyasal düşüncelerini Aleviliğin yerine koyanlar bilmeli ki; Solculuk, devrimcilik, sosyalistlik... Gibi siyasal düşünceler Alevilik değildir. Toplumsal sorunlara tanım getirmesi, eşitlikçi olması, özgürlükleri esas alması Alevilik ile sözü geçen siyasal düşüncelerin aynı olduğu anlamına gelmez! Alevilik ateistlik de değildir. Alevilik adına ateizmi savunanlar ateistliği de bilmiyorlar!
Bir de "İslam’ın özüyüz, hakiki Müslüman biziz!" diyenler var. Bu bakış, İslam’ı "Asrı Saadet" döneminden ibaret sayar. İslam Peygamberi, Hz. Ali, Ehlibeyt dışında Müslüman tanımaz! "Asıl Müslüman biziz!" anlayışına göre, Sünniler, Ümeyye Oğlulları (Ebu Süfyan, Muaviye, Yezit) Ömer, Osman…dır.
Alevi inancının ortak yaşam alanını paylaştığı inançlarla farkı Hak ve hakikat tanımlamasındadır. Bu bağlamda Aleviliğin Hak ve Hakikat anlayışına kısaca değinmek isteriz.  
Tanrı; doğal (İlkel komünal) toplumların, evreni, doğayı, insanı, yaşamı, olay ve olguları açıklamak için, bir yaratana inanma, tapınma ihtiyacından doğdu. O dönemde Tanrı, dokunulan, görülen, nesnel, somut bir varlıktı. Kimilerinin "İlkel dinler" dediği, kimilerinin "Totemik inanışlar" dediği dönemin hikayesi öz olarak budur.
Allah, Devlet kurmaya başlayan, krallık, imparatorluk döneminin, "Kadri mutlak, koruyan, gözeten, esirgeyen, bağışlayan, ezeli ve ebedi olan, her türlü tanımdan münezzeh, görülmeyen, bilinmeyen, akılla ve duyularla algılanamayacak yaratıcıdır." Onun Peygamberler vasıtasıyla kullara tebliğ ettiği kutsal kitaplar "Tüm doğruları" içerir.
Hak ise kainatı bir bütün tecelliden ibaret gören, kainatı sureti Hak bilen, insanı sureti hakkın makamı bilen, hakkı insanda, insanı Hakta gören, hakkı dışarıda değil kendinde arayan, cümle varlığın bir vücudu, bir dili, bir hakikati olduğuna inanan, halkı haktan ayırmayan, cümle halklara bir nazarla bakan, insanın varsıl olanına değil, Hakka ve hakikate vasıl olanına değer veren, bütün bu tanım ve yorumlarından dolayı egemenlerce "Zındık, mülhit, yoldan çıkmış, Rafızî, kâfir..." diye katledilen Hak ve hakikat aşıklarının baktığı, gördüğü, gittiği, durduğu makamdır!
Hak, Tanrı ve Allah'ın kainatta, hakikatte tekâmül etmiş, oluşmuş, olmuş halidir. Tanrı ve Allah, Hakkı ve hakikati tarifte eksik kalanların ya da bu kutsal değerleri iktidarına, devletine, krallığına, imparatorluğuna malzeme yapmak isteyenlerin, insanları hakir gören, yoksulları ezenlerin eksik ve çıkarıcı tarifidir.
Alevi tarihi, Hak ve hakikat aşıklarının destanıdır. Şahı Merdan Ali, İmam Hüseyin, Hallacı Mansur, Fadllalah Estrabâdi, Seyit Nesimi, Sühreverdi, Pir Sultan Abdal, Baba Tahirê Hemedanî, Sultan Sahak, Hacıbektaş Veli, Yunus Emre, Seyit Rıza… Gibi hak ve hakikat aşıklarını bilmeden, anlamadan Alevilik anlaşılır mı?...  
Alevilikteki Hak ve hakikat ilişkisi anlayıp, tadına varanlarda yaşamsal, kültürel, inançsal bir eylem yaratır. Bu eylem aynı zamanda siyasi bir eylemdir. Çünkü hakikati mahkûm etmek isteyen zalime karşı açık ve net bir tavırdır. Aleviler olarak bu hakikatin farkına vardığımızda neyi, nerede, nasıl yapacağımızın da farkına varacağız.
Hak, adalet, eşitlik, özgürlük, toplumsal barış... Gibi olgulara nasıl bakacağımızı ve bir Alevi olarak nasıl bir tutum alacağımızı da belirlemiş olacağız.  
(Lice… Ölüm karanlığı çöker her gece! Çığlıklar gökte asılı kalır öylece… Lice, sen bilirsin, isyanın dili nece? Lice, ne zor bilmece, yüreğin kanarken zalime inat gülmece! Lice, seni seviyorum deLİCE.)