
Bilindiği gibi Akademi, yoğunlaşmayı, uzmanlaşmayı, alanında otorite olmayı da içeren bir eğitimi temel alır. Esasını insan sevgisinin ve kendini bilmenin oluşturduğu Akademi eğitimleri, hak ve özgürlüklere sahip olan insanın güzelliğini, gücünü, barış, adalet ve kardeşliğini esas alırken, bunlar için mücadeleyi de meşru savunma hakkı olarak öğretir. Bu özelliklerinden dolayı bir Avrupa Alevi Akademisi’nin oluşturulması da ertelenemez temel görevlerden biri olmaktadır. Buna ek olarak Avrupa Alevi Kadın Akademisi ile Avrupa Alevi Gençlik Akademisi’nin kurulması da ihtiyaçlarımızdandır.
Alevi Yazarlar, Alevi Sanatçılar, Alevi Hukukçular, Alevi Akademisyenler ve Alevi Öğrenciler Birliği gibi birlikler de bu ihtiyaçlar arasındadır.
Diğer bir sorun ise kadrolaşma sorunudur. Bilindiği gibi kadro demek, yaratıcı, yetenekli, bilgili, “kendini bil”meyi asgari ölçülerde bilince çıkartmış, net, moral ve vicdan durumu iyi, iradeli, planlama ve denetleme gücüne sahip, sözü ve özü bir olan ve özgür ilişkileri yaratma yolunda kendini de özgürleştirme becerisinde yol alan insandır. Tüm yaşamını insanlığın özgürleşmesine adamış saygın insanlardır kadrolar. Ama bu saygınlık hak edenlerde mevcuttur. Yoksa, biçim de “kadro” ama özünde onun vasıflarından uzak olanlar burada kastedilmemektedir. Çok önemli ve kritik bir süreçten geçmekteyiz. Bu nedenle, kadrolaşmak dünden daha da elzemdir. Alevi örgütlerinin en büyük sıkıntılarından biri de sözde kalmış bir kadro politikası söylemine sahip olmasıdır. Görüldüğü gibi, Akademi’nin önemi burada da karşımıza çıkmaktadır.
Yerelde örgütlenmek şarttır
Sadece kapısı açık olan ama içinde başta eğitim olmak üzere insanlar için çekim merkezi olabilecek faaliyetleri oturtamayan kurumlar, ne yazıktır ki kansere yakalanmış bir beden gibi kendi kendini tüketmektedir. Oysa, eğitim-denetim-güvenlik üçlüsünün olmamasından kaynaklı zaafların vurduğu darbeler, çok büyük acılar yaşamamıza da neden olabilmektedir.
Diğer bir problem de, federasyon ve üyesi olan dernekler arasındaki iletişimsizlik ve örgütsüzlüktür. Örgütlenme modeli bunun başat nedenidir. Bu durum, biçimsel olarak, milletvekili seçilenlerin Ankara’ya yerleştikten sonra seçim bölgelerine gitmemesine benzemektedir. Bu zaaf federasyon yönetimine seçilenlerin zamanla federasyonla olan bağlarını da fiiliyatta kesmesini doğurmakta ve bütün faaliyet bir veya bir kaç kişinin omuzlarına binmektedir. Bunun böyle olmasının en temel nedenlerinden birisi, meclise dayalı bir örgütlenmenin olmamasıdır. Bu durum tüm yetkilerin merkezde toplanmasına neden olduğundan, taban da yöneticiler de işlevlerini yerine getirememekte, birbirlerinden kopuk ve atıl kalmaktadırlar.
Bu durum, dar yönetim modelinin de bir sonucudur. Böyle olmasının diğer br nedeni de “kongreyi yapalım ve yönetim yeter sayısını bulalım da gerisini boş ver” yaklaşımıdır. Bu da yetenekli, birikimli ve tecrübeli yönetici bulma sorununa yol açmaktadır. Görüldüğü gibi akademi, eğitim ve kadro sorunu burada da zorunlu ve gerekli bir ihtiyaç olarak ortaya çıkmaktadır. Kürt Halk Önderi Öcalan’ın boşuna “bir ağaç altında bile eğitim yapılabilir” uyarısında bulunmamıştır. Buna neden olan diğer bir etkende, varolanla yetinme / hazırı tüketme yaklaşımıdır. Oysa ulaşamadığımız yerler de o kadar çok birikim var ki! Sadece küsmüş, her hangi bir nedenle uzaklaşmış, ilgisiz bırakılmış ve oturmuş insanlarmızın yarısı bile ikna edilip çalışmaya dahil edilse, muazzam bir tecrübe aktarımı da gerçekleşmiş olacaktır.
Nasıl bir örgütlenme modeli sorusuna şöyle bir cevap verilebilir: Nerede dernek veya komiteler şeklinde varsak, oradaki yerel meclislerin veya komün-komite vb’nin kendilerinin seçtiği delegelerini kongreye göndermeleri ve kongre de yerelden gelenlerin kendi aralarından demokratik yolla seçtiği yeterli sayıdaki temsilcilerden oluşan genel meclisini (gerektiğinde geri çağırma yetkisiyle)seçmesi ve ülkelerdeki federasyonların da kendi eşbaşkanlarıyla konfederasyon meclisini oluşturması ve bu yolla koordinasyon görevi görecek olan genel meclis yönetiminin oluşturulması ve tabi ki, bunların da kendi içlerinden yetenek ve birikimini esas alarak seçtikleri eş başkanlarını belirlemeleri, hem daha demokratik ve hem de paradigmamıza daha uygundur.
Alevilik arşivi oluşturulmalı
Burada esas alınması gereken, ihtiyaca göre yöneticinin (federasyon meclisi’nin) seçilmesidir. Örneğin Almanya’da kaç yerde örgütlüysek yönetici ya da meclis yani yönetim de en az o yerin sayısı kadar olmalıdır. Fazla olmalı ama eksik olmamalıdır. Yoksa 7 veya 10 kişiyle koskoca bir ülke ve Avrupa’daki çalışmalara yetişmek mümkün değildir. Bu 30 ila 50 kişi arasındaki bir sayıdan oluşturulabilir. Bunun tüzüğe ilişkin engeli varsa, Kongre’de bu da aşılır. Burada önemli olan biçim değil, o biçimi yansıtan özdür. Yani esas olan, çözümleyici ve işlevsel olan aşağıdan yukarıya doğru örgütlenmenin esas alınmasıdır. Seçilen delegeler hem federasyon meclisinin(yönetimin) adayı veya seçmeni ve hem de nerenin delegesiyse oranın da yerel meclisinin koordinesi ve çalışanıdır. Böylece federasyonun yükü de paylaşılmış olacak ve içindeki herkes aynı zaman da sorumluluk sahibi olarak sürece ve işleyişe aktif biçimde katılacaktır. Kuşkusuz örgütlenmeye ilişlkin çok daha yetkin öneriler olacaktır. Üretici olmalıyız.
Bir Alevi-Kızılbaş Şehitler Albümü ve Alevilikle ilgili bir genel arşiv ve kütüphane çalışması da bir ihtiyaç olarak durmaktadır.
Alevi derneklerimize yerleşmiş olan diğer yanlış bir anlayışta “memur tipi yöneticilik” anlayışıdır. Bu anlayış aynı zamanda, boş zamanların değerlendirildiği bir hobi anlayışını da kapsamaktadır. Bunlar Alevi çalışmasını, sadece kurumun bürokratik işlerinin yapıldığı ve birtakım kültürel faaliyetlerin örgütlendirildiği iç hizmetler olarak görmektedirler.
Dışımızda ki demokratik kurum ve kuruluşlarla ilişkiler geliştirmek, ortak faaliyet ve etkinliklerde bulunmak gibi dış hizmetler ilgi alanlarına girmez. “Küçük olsun benim olsun” anlayışı esastır. Hatta buralarda kendini yaşatmayı esas almış bir takım uyanıklar, kendilerinden birikimli ve becerikli insanların kurumda yer almalarını da hazmetmezler. Çünkü olnların olduğu yerde kendilerine ihtiyaç kalmayacağını veya beceriksizliklerinin açığa çıkacağını düşünürler. Bu nedenle hep tedirgin ve sinsidirler. Bunların yaşamları biçimsel olarak kuruma hizmet gibi görülse de, özünde liberal yaşamın hizmetindedirler. Bunlar farkında olarak veya olmayarak objektif tasfiyeci konumundadırlar. Bunların kendilerini yaşattığı en elverişli ortamlar, eğitim çalışmalarının olmadığı ortamlardır. Çünkü eğitim, onları deşifre eden bir işleve sahiptir.
Kadın ve gençlik meclisleşmeli
Alevi Özgür Kadın Hareketi örgütlendirilmesi de önemli görevlerdendir. Bu örgütlenmeler Bulunulan ülkelerin adlarıyla olduğu gibi, aynı isimle başına bulunulan ülkenin, şehirin ve yerelin adı eklenerek (örneğin, Bielefeld Alevi Özgür Kadın Hareketi/Meclisi veya Komünü) ve giderek Federasyon olarak da kurularak, yukarıda önerildiği gibi yerel meclis örgütlenmeleri-federasyon ve konfederasyon tarzıyla örgütlenebilir. Bu örgütlenmeler başlangıçta özgün olarak örgütlenebileceği gibi-ki esas olan budur, Alevi Federasyonu bünyesinde de örgütlenebilir. Veya önce federasyon bünyesinde örgütlenir ve sonra da özgünleşir. Ama buna esas olarak Alevi kadınlar karar vermelidir. Bu yaklaşım aynı şekilde Alevi Özgür Gençlik Hareketi içinde geçerlidir. Bu örgütlenmelere farklı isimlerde bulunabilir.
Kurumlarımızın bulunmadığı yerlerde komiteler şeklinde örgütlenmek ve kendi içinde sistematik eğitim çalışmaları yapmak, diğer kurumlarla ilişkilenmek ve potansiyel varsa ve güç getirilebilecekse giderek dernekleşmek biçiminde bir yol izlenebilir. Ama bulunulan yerde Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu gibi başka Alevi kurumları varsa oralarda da oluşturulan komitelerle yer alınabilir. Burada esas olan, girilecek kurumların bizleri ulusal kimliğimizle kabul etmesidir. Bu kurumları ele geçirmek veya içinde gruplaşmak ve bölmeye çalışmak gibi olumsuz pratiklerden kaçınmak kadar, kendi propagandamızı yapmak, kimliğimizi savunmak ve düşüncelerimizi tartışmak da demokratik hakkımızdır.
Broşürler hazırlanmalı
Gönüllülerden oluşmuş ve Alevilik alanında yeterli olan bir ekiple, Alevilik, Alevilikte kadın, Alevilikte insan ve Tanrı tasarımı, Cem, Müsahiplik, Alevilikte doğa, felsefe ve yol erenlerimiz hakkında anlaşılır basitlikte, Kürtçe, Türkçe ve bulunulan ülkelerin dillerinde el broşürleri hazırlamak kadar, derneklerimize tarihte ki Alevi önderlerin resim tasarımlarının altında hayatları ve düşüncelerinin yazılı olduğu afişlerin asılması yeni nesiller için de öğretici ve eğitici olacaktır. Yeni kuşaklar, Alevi yol erenlerinin Ali, Hüseyin ve H.B.Veli olduğunu sanacaklardır. Kaldı ki, Ali, Hüseyin (12 İmamlar)’ın tarihimize nezaman, neden (dışardan) dahil edildikleri de bilinmektedir. Ayrıca, görsel yayında her gün veya haftada bir defa da olsa bir Alevi erenini ve önderlerini tanıtarak da buna katkıda bulunulabilir.
Maliye sorunu ise, güçlü bir çalışma yürütebilme, istenilen seviyeye ulaşabilme, örgütlenmeye yoğunlaşabilme ve hızlı hareket edebimenin önündeki çok ciddi bir engeli oluşturmaktadır. Bir yandan bu alanın çalışanları üretici emek için kendini zorlarken, diğer yandan da bu çabayı ihtiyaca göre güçlendirici destek önemlidir. Bu, “geçiş aşaması”nın da bir gereğidir.
Eğitim, Denetleme ve Örgütlenme birimlerinin oluşturulması kadar, FEDA’nın İnternet sitesinin düzenli, işlevsel ve nitelikli hale dönüştürülmesi de bir diğer ihtiyaç ve görev olmaktadır.
Eğitim için önemli sorular
Okullar da Alevilik derslerinin verilmesine ilişkin yasal olarak adım atılan Almanya, buna örnek bir ülkedir. Ama nasıl bir Alevilik öğretilmektedir? Kürt Aleviler çocuklarını rahatlıkla bu derslere gönderebilirler mi? AABF’nin okullarda verdiği Alevilik dersleri, Alevi tanımlanmasındaki farklılıkları da gözeten bir eğitim midir? Eğer “hayır” deniyorsa, ilgili Alman kurumlarıyla ve AABF ile bu konu üzerinde görüşülmüş müdür? Alman makamlarına, “farklı Alevilik anlayışımız var, bu nedenle bizler ayrı sınıflar oluşturup Kürt Alevi çocuklarına ayrı ders vermek istiyoruz” denirse sonuçları ne olur? Almanya makamları “hayır” derse tavır ne olacak, “evet” derse, bunun pratkleşmesi halinde AABF ve onun inisiyatifinde derslere katılan çocuklar ve ailenin, diğer Alevi derslerine katılanlarla psikolojik ve sosyal etkileşiminin sonuçları nasıl giderilecek? Bu sorular Kürdistan için gereksiz ama Avrupa ve Türkiye’de yaşayan Aleviler için geçerlidir. Bu soruların cevabı ve olumlu-olumsuz pratikler var mıdır bilemiyorum. Ama Demokratik Alevi Federasyonu’nun (FEDA) önünde duran önemli bir problemdir.
Kuşkusuz sorunlar ve öneriler bunlardan ibaret değildir. Fakat ilk elden bunlar söylenebilir. Eğer içinden geçmekte olduğumuz konjönktürde bizden yana olan avantajlara güçlü bir örgütlenmeyle yanıt olamayı başaramazsak, tarih karşısında başımız önümüzde olacaktır.
Sonuç ve üç uyarı
Bizler hakikatin yolcusu olmaya çalışan insanlarız. Hakikat önemlidir. Nasıl ki, “Hakk” ile bir olduktan, yani “kendini bil”dikten sonra tekrar halka inmek, hakikatin sırrına ermek demek oluyorsa, örgütlenmede de halktan olmak ve ondan biri olarak seçilmek, edinilen bilgi ve tecrübeyle sorumluluk üstlenerek (yücelerek), kendinle birlikte halkının gerçekliğine, (yaptıklarını biçmek için) varmak ve hizmet ederken aldığın bilgi ve tecrübelerle tekrar halka dönmektir. Burada ki hakikatin sırrı, halk ile “bir” olmak ve onunla çoğalmak ondan kopmamaktır.
Bizler umutların kavgacısıyız. Bu nedenle kavgamızı iyi ve doğru yapmak için iyi ve doğru yaşamalıyız. Acıları ve sevinçleri doğru anlamanın yolu, doğru bir vicdan devriminden geçmektedir. Kan kültürüyle yoğurulmuş tarihimize sevgi kültürünü hakim kılmak için, komünal demokratik değerlerin; duyarlılığın ve bilincin, ahlakın, dürüstlüğün ve hakikatin ışığını kaybetmemek gerekiyor. Doğru olmalıyız. Çünkü “doğruluk kurtuluş ve mutluluğa, yalan ise, alçaklık ve felakete götürür.” (A.Öcalan) Ve bilmeliyiz ki, bizden önceki direnişçilerin bize devrettiği umut, hala yaşıyor. Ve onların bugünkü sesi olan Önderlik, şu mesajıyla bizi daha da umutlandırıyor: “Zorbalık ve yalana dayalı düzen kaybedecek, özgürlük ve adalete dayalı düzen kazanacaktır!”
Her ne kadar demokratikleşme yolunda yeni bir döneme girilmiş ve demokratik mücadele araçları bu dönemin temel mücadele yönteminin araçları olarak öne çıkmış olsa da, zalime güven olmaz ilkesinden hareketle, asla rehavete kapılmamak, demokratik mücadeleyi yükseltmek ve dört parça Kürdistan, Türkiye ve Avrupa’da Kürtlerin ulusal birliğini yaratma uğraşına güç katmak, Kızılbaş-Alevilerin de görevlerindendir. Bu nedenle, kendimizi örgütlerken bizi daima uyanık; tedbirli ve örgütlü olmak için uyaracak söz ve deneyimleri aklımızda tutmaya devam etmemiz gerekmektedir.
Aleviler, Demokratik Kurtuluş ve Özgür Yaşamı İnşa Hamlesi’ni başarıyla taçlandırma; Kürdistan ve Türkiye’de barış, adalet, eşitlik ve özgürlük mücadelesinde tüm ezilenlerle aynı mevzilerde yer almalı ve gerçek barışın bayrağını dalgalandırmalıdır. Bu süreçte rehavet, inançsızlık, parçalı duruş sergilemek, demokratikleşmeye değil devleti güçlendirmeye hizmet eder. Bu nedenle, farklı zamanlarda söylenmiş şu üç söz, bize düşmanlık yapanların zihniyetinin henüz değişmediğini ama mücadelenin zoruyla demokratikleşme yoluna girdiklerini ve bu nedenle de esas olarak meşru savunma temelinde örgütlü gücümüzden başka kimseye güvenmememiz gerektiğini ispatlamaktadır:
“Kürde fırsat verme ya Rab, dehre Sultan olmasın. Ayağını çarık sıksın asla iflah olmasın. Vur sopayı al ekmeği, karnı bile doymasın. Ol çeşmeden gavur içsin Kürde nasip olmasın.” (Y.S.Selim’in Bitlis’te yaptırdığı bir çeşmeye yazdırdığı dua.)
“Eğer gerekli önlemler alınmazsa, bu nüfus artışıyla Kürtler 2025 yılında Türkiye nüfusunun yarısına ulaşacaklar. Dolayısıyla, Parlamento’da da eşit sayıya ulaşacaklar. Bu nedenle, söz konusu artışın önlenmesi için tedbir alınmalıdır.” (M.Bayrak Kürt Sorunu Ve Demokratik Çözüm, S.93 Şubat 1999, Milli Güvenlik Kurulu’nun Hükümete sunduğu rapor’dan.)
“Ebusuud Efendi’yi seveni biz de severiz.” (AKP’lilerin Başbakanı R.T.Erdoğan’ın Konya Mitingi konuşmasından)
Unutmayalım ki, ihtiyacımız olan komünal demokratik değerler tarihimizin köklerinde mevcuttur. Bizi hakikate bu köklere olan bağlılığımız taşıyacaktır. Hakikate ulaşacak olanlar, uzun ömürlü ama kölece bir yaşamı değil, kısa da olsa onurlu bir yaşamı seçenlerdir. Onlar, evlerinde ağlayanlarının gözyaşlarını boyunlarında ağır bir zincir gibi taşımayanlardır. Onlar güneşi izleyen hakikatin erenleridir. Selam olsun hakikate yürüyenlere! BİTTİ
HÜSNÜ ÇAVUŞ