Bu ay Avrupa’da bir Dersim konferansı daha yapıldı. Bu konferansta Dersim’de bir soykırım suçu işlendiği ve bu soykırımın devam ettiği vurgulandı. Bu tür konferans ve toplantılarda birçok gerçeğin yeni boyutları da ortaya çıkmaktadır. Türkiye’de çarpıtılan ve bu temelde toplumun bakışını şekillendiren tarih yavaş yavaş da olsa düzeltiliyor. Biz bu toplantıları önemsiyoruz. Ancak bazı pratik adımlar atılmazsa sadece geçmişi değerlendirmekle kalınır. Halbuki tarih düzeltmesinin pratik sonuçları olmalıdır. Hele yakın tarihin değerlendirmelerinden çıkan sonuçların pratik adımlara dönüşmesi gerekir.
Dersim’de kültürel soykırım devam ediyor tespiti önemlidir. Dersim, daha doğrusu Alevi Kürtlük bitirilmek istenmektedir. Dersim’den daha kötü durumda olan bölgeler de var. Dersim tümüyle Kirmanç ve Kurmanç Kürtlerinden oluştuğu için hala coğrafya olarak kimliğini korumaktadır. Buna rağmen Dersim yok olup gidiyorsa Sivas’ın, Maraş’ın, Malatya’nın ve Adıyaman’ın halini siz düşünün.
Eskiden Sivas denilince Kürtler ve Alevilik akla gelirdi. Malatya ve Maraş’ta nüfus ağırlıklı olarak Alevi Kürt’tü. Yine Alevi Türk nüfusu bulunmaktaydı. Şimdi Sivas’ta Kürt nüfusu yüzde on bile yoktur. Alevi Türkler de önemli oranda azalmıştır. Maraş’taki Alevi Kürtler büyük çoğunlukla vatanlarından koparılmıştır. Başta Avrupa olmak üzere dünyanın dört bir köşesine savrulmuşlardır. Malatya’nın akıbeti de benzerdir.
Sünni Kürt nüfusu da önemli oranda göçertilse de Alevi Kürtlerin göçertilmesi planlı ve sistemli bir biçimde yapılmış ve büyük oranda amaçlarına ulaşmışlardır. Daha 1926 Şark Islahat Planında Alevi Kürtlerin ve tabii ki Dersimlilerin topraklarından koparılıp batı illerine göçertilmesi kararlaştırılmış ve uygulanmıştır. Fiziki göçertme yanında asimilasyona ve kültürel soykırıma da bu illerde ağırlık verilmiştir. Bunun sonucunda Alevi Kürtlerin yaşadığı topraklarda insan bırakılmamıştır; kalanlar da yaşlı kuşaktır. Bu anlamıyla tam olarak fiziki ve kültürel soykırım gerçekleştirilmiştir. Böylece bir taşla iki kuş vurulmuştur. Bu alanlar Kürtlükten çıkarıldığı gibi Aleviliğin de kökü kurutulmaya çalışılmıştır. Türk Aleviliğini de önemli düzeyde ayakta tutan Kürt Aleviliğiydi. Çünkü daha fazla bir arada ve derli toplu yaşıyorlardı.
Dersim Aleviliği ise tüm Aleviliğin savaş tabiriyle tepecisi konumundaydı. Çünkü homojen bir Alevilik merkeziydi. Dersim fiziki ve kültürel soykırıma uğratılıp bitirilerek başta Kürt Aleviliği olmak üzere tüm Alevilik bitirilmek istenmektedir. Tümden bitirilememiş Dersim üzerinde devletin çok boyutlu yürüttüğü özel savaşla bu kadar durmasının nedeni budur.  Bu durumdan sadece konferanslarla, toplantılarla, söz ve yazıyla kurtulmak mümkün müdür? Tabii ki hayır. Bir inanç, bir kültür, bir kimlik ancak kendi toprağında korunabilir. Kendi toprağında yok olup gidiyorsa, gitmişse bu inancın, kültür ve kimliğin başka topraklarda varlığını sürdürmesi mümkün değildir. Ana toprağında var olursa, gücünü korursa o zaman dışarıdakilerin kendini koruma şansı olabilir. Ancak Alevi Kürtlerin ve tüm Alevilerin şu andaki konumu ve gündemi bu değildir. Kendi ana topraklarında varlıkları tehlikede olduğu için hiçbir yerde kendilerini koruma şansı kalmamaktadır. 
Fiziki ve kültürel soykırım at başı gidiyorsa, hatta kültürel soykırım daha başat hale gelmişse bunu durdurmanın yolu ana topraklara geri dönmektir. Yılda birkaç gün turist gibi ziyaret etmek yok olan tarih ve kültüre tanık olmak ya da ağıt yakmak gibi bir şeydir. Öyle ki Avrupa’dan Türkiye sahillerine yaz tatiline gidiliyor; bu arada birkaç gün Dersim’e, Sivas’a, Maraş’a uğruyorlar. Bu bir trajedidir. Üstüne ağıt yakılması gereken bir durumdur.
Türkiye metropolleri, Almanya, İsviçre, İngiltere, Fransa, İsveç, Kanada ya da başka ülkeler Alevi Kürtlerin vatanı değildir. Buraları vatan gibi görmek intihar etmektir. Ana toprağından, vatanından böyle kaçmak, kimlik, inanç ve kültürel olarak yok olmaktır. Bu gerçeklik “Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan” diyen bir kültüre ait olan insanlarını çok kolayca inancından dönmesi ve inancını bırakması anlamına gelmektedir. Sanki inanç için, kültür için, kimlik için fedakarlık yapmak zamanı bitmiş gibidir. Halbuki Aleviler tarih boyu ağır bedeller ödeyerek kültürlerini, kimliklerini ve inançlarını korumuşlardır. Aleviliğin bu tarihsel duruşu ve geleneği bugün çeşitli gerekçeler ileri sürülerek bitirilmektedir. Aslında gerekçeler adı altında bir teslim olma ve yok oluşa boynunu uzatma vardır.
Bu anlayış kabul edilmeyerek Dersimliler, Maraşlılar, Malatyalılar, Sivaslılar, Adıyamanlılar ülke topraklarına dönmelidir. Her çiçek kendi toprağında güzeldir. Her çiçek kendi toprağında en güzel renklerini ve kokusunu verebilir. İnançlar, kültürler ve kimlikler de böyledir. Bu inancın ve kültürün kendini var ettiği topraklara dönüş teşvik edilmeden, bu sağlanmadan söylenen tüm sözler boştur. Kendini kandırmaktır. Ancak bu topraklar gençler ve çocuklarla cıvıl cıvıl hale gelirse, yaşlıların birikim ve tecrübesiyle kendi inancını, kültürünü ve kimliğini yaşatabilir. Yoksa ölümü seyretmekten başka bir şey yapılmış olmaz.
Dersim konferansı kültürel soykırımdan söz ediyorsa, bu soykırımı durdurmaya öncülük yapmalıdır. Dersimliler, Dersimli gençler vatanlarına koşmalıdır. Dersimlilerde var olan Dersim sevgisi böylece bir anlama kavuşmalıdır. Dersim coğrafyası bir milyon insanı besler. Tarım, hayvancılık ve eko-endüstriyle böyle bir nüfusu rahatlıkla yaşatır.
Barajlara karşı çıkmak çok önemlidir. Bu da kültürel soykırıma karşı bir direniştir. Bu direnişi anlamlı kılmak, topraklarına dönmekle mümkün olur.
Bu gerçekler üzerinde yoğunlaşılması gerekirken bazılarının biz Kürt değiliz, burası Kürdistan değil diyerek saptırmalarda bulunması kültürel soykırıma hizmet etmekten başka bir anlama gelmez.
Dersim, Kürdistan toprağıdır; Kürt’tür. Ama dil ve inanç olarak özgünlükleri vardır, farklılıkları vardır. Bu nedenle bu özgünlüklerin özerkliğini yaşaması da hakkıdır. Bu özgünlüklerini korumak ve yaşatmak için tabii ki Kürdistan ve Kürtlük içinde bir özgünlüğü ve özerkliği olacaktır. Kürt Özgürlük Hareketi tüm özgünlükleri olan bölgelerin kendi özgünlüklerini koruyacak bir yönetim özerkliğine sahip olmasını savunmaktadır. Bu çerçevede Kürdistan gerçeğinde demokratik konfederal bir siyasal ve toplumsal sistem öngörüldüğü bilinmektedir. Kuzey Kürdistan 4-5 bölge olur. Bunların başında da Dersim ve çevresi gelir. İnancı, dili ve kültürüyle kendi özerk yaşam sistemini kurabilir. Ama Kürt ve Kürdistan değil demek Türk devletinin inkarcı, kültürel soykırımcı sömürgeci zihniyetini farklı biçimde sürdürmek anlamına gelir.