
Kitab-ı Mukaddes’in ilk kitabı olan "Yaratılış Kitabı"nda ilk insanın, Adem’in (Adamo) nasıl ortaya çıkarıldığına ilişkin şöyle bir metin yeralır: Tanrı, "İnsanı kendi süretimizde, kendimize benzer yaratalım" dedi. Tanrı insanı, kendi süretinde yarattı. Böylece insan, Elohim (tanrı) süretinde yaratılmış oldu. İnsanları erkek ve dişi olarak yarattı." Gerek kutsal kitapta ve gerekse Sümer-Mezopotamya metinlerinde; "İnsanoğlunun ilk zuhur ettiği toprakların, Mezopotamya toprakları olduğuna" ilişkin birçok arkeolojik bulgular açığa çıkarılmıştır. Dolayısıyla Mezopotamya toprakları, özellikle Kürtler ve Aleviler açısında büyük bir öneme hazidir. Bu coğrafik alanların tittizlikle araştırılması, incelenmesi ve verisel değerleri ortaya çıkarılmalıdır. Zira Kürt etnisitesi içinde "İtiqat ê Rêya/ Raa Heq-Aleviliğinin ana damarları, bu toprakların antik değerleriyle beslenmiştir. Nitekim bu kutsal toprakların tarihsel geçmişi ve Rêya Heq Aleviliğinin bünyesine taşıdığı kültürel ögeleri, çok iyi bir donanımla bilince çıkarması gerekmektedir. Peki öyle ise, tarih araştırmalarının temel konularından olan Mezopotamya neresidir? Bu coğrafi bölgelerde hangi topluluklar konup-göçmüş ve uygarlıklar yaratmışlardır?
Mezopotamya adı, Helence "mezos" orta "phatames" ırmak sözcüklerinden türetilmiştir. Mezosphatames, yani Irmaklar/ nehirler arası sözcüklerin bileşiminden oluşmaktadır. Bu ismi ilk kullananın Büyük İskender (336-323) olduğu söylenmektedir. Esas itibariyle bu bölgenin Kürtçe'deki eski adı, Mezrabotan’dır. Mezrabotan adı, modern manadaki karşılığı ve kısmi coğrafi konumuyla Mezopotamya olduğu anlaşılmaktadır. Araplar ise bu bölgeyi; "ada" anlamına gelen "El-Cezire" adıyla anmışlardır. Yine Asuriler, "iki ırmak arası" (Dicle Fırat) anlamına gelen "Bet-Narin" adını vermişlerdir.
Günümüzdeki coğrafik tanımlaması kısaca şöyledir; Güney Doğu Anadolu'nun Kuzey-Batı (Bakur-Rojava Kürdistan) bölgelerinin büyük bir kısmı. Kuzey (Güney-Batı/ Başür-Rojava Kürdistan) Suriye, Kuzey Batı (Doğu/ Rojhilat Kürdistan) İran’ın bir kısmı, Kuzey Irak‘ı (Güney/ Başür Kürdistan) içeren Dicle-Fırat, Bağdat dolaylarını kapsayan ve Şattülarap’dan Basra/ İran körfezine uzanan çoğrafyayı kapsamaktadır. Çağlar öncesi Sümerler, Akadlar, Amarular, Babiller, Asurlar, Elamlar, Hurriler, Mitaniler, Kassitler ve benzeri antik topluluklar, bu bölgeleri kendilerine yurt edinmişlerdir. Bu topraklar mitolojilerin, kutsal metinlerin yazılıp dağıldığı, birçok yeni buluşların ve medeniyetlerin ortaya çıktığı adeta yeryüzü cennetidir. Bundandır ki Kitabı Mukaddes‘te bu bölgenin Aden bahçesi, "cennet" olduğu ima edilmiştir. Daha çok Sümerlerle (MÖ.4000) birlikte ilksel uygarlıkların yaşandığı Mezopotamya topraklarında, ilk şehir (toplamda 35 kent yerleşimi) devletleri, tapınakları kurulmuştur. İki nehirin aktığı Basra körfezinin batı yakasında Sippar, Bab-İli (Babil, tanrıların kapısı, Marduk’un başşehiri) Akkad, Nipur, Kiş, Lagaş, Uruk, Ur, El-Ubaid, Eridu gibi birçok antik şehir devletleri Sümerler tarafından inşâ edilmiştir.
Kaynakların verdiği bilgiye göre, Mezopotamya’nın kültür çağlarını etkileyen başlıca kültür dönemleri vardır. Bunlardan bazıları şunlardır: Çanak Çömlekli Neolitik Çağ diye de adlandıırlan Tell Halaf kültür dönemiyle (M.Ö. 5600-5000) birlikte çağdaşı olan Hassuna kültürlerdir. Tell Halaf kültürü; Basra körfezinden yukarıya (kuzey) doğru Fırat, Zap Suyu arası ile Muş ovasına kadar yayılmıştır. Mezopotamya’yı etkileyen bir diğer kültür dönemi ise Bakırın kullanılmaya başlamasıyla nitelenen Kalkeolitik (tarih öncesi) ve Neolitik (Taş Devrinin son çağı) kültürün özelliklerini taşıyan El Ubeid kültür (M.Ö. 5000-4000) dönemidir. Mezopotamya’nın kuzey kısmında M.Ö. 4000’lerde Tell Halaf kültürü görülürken, aynı dönemlerde güney kısmında da El Ubeid (Obeyd) kültürü yaşanmıştır. Meselâ Nuh (Ziusudra) Tufanının; El Ubeyd devrine isabet ettiği sanılmaktadır! El Ubeid kültüründen sonra Mezopotamya’da Uruk kültürü (M.Ö. 4000-3100) etkili olmuştur. Bu kültür katmanı adını, Fırat nehir yatağının doğusunda, Sümer kralı Enmerkar (Gılgamış’ın dedesi) tarafından kurulan Uruk şehrinden almaktadır.
Günümüzdeki modern ismi, Varka olan bu şehir, Irak’ın güneyindeki Samava kentine 30 Km uzaklıktadır. Bu şehir, Kitabı Mukaddes’te Erek adıyla anılmaktadır. Daha güney’de, Irak körfezinin kıyısında ise MÖ. 3500'den MÖ. 1850'ye kadar ticaret merkezi olan küçük Uruk diye anılan Ur kenti kurulmuştu. Aynı isim, Sümercede "kervan hanı" anlamına gelen güneybatı Mezopotamya'da Harran‘a (Urfa) verilmişti. Buranın, Ur’dan uzaktaki "Küçük Ur" olarak iş görmesi amaçlanmıştı. Nitekim Harran’daki bu yeni Ur kentinin yerleşim planı ve tapınağıyla Ur’un bir kopyası olarak dizayn edilmiş/ kurulmuştu. Avram/ İbru-um/ İbrahim’in uzun yıllar kaldığı bu bölge, aynı zmanda Babil tanrısı ve 12.gezegen olarak da bilinen Marduk’un, Dünya üstündeki hakimiyeti ele geçirmeyi planladığı yerdi. Unutmamak gerekir ki, bu bölge, yani Rojava sınır boyları; Rêya/ Raa Heq Aleviliğinin Rêberleri tarafından, inançlarına son şekli verdikleri bir merkezi üssün coğrafyasıdır. Rêya/ Raa Heq Aleviliğinin Rêberleri, Mezopotamya topraklarında yaşanmış tüm katman değerlerini kendi inanç sistemleri içinde yeniden yoğurmuş, son şeklini vererek bugünkü sosoyal-siyasal ve kültürel inançlarını vücuda getirmişlerdir. Rêya/ Raa Heq Aleviliği bu toprakların antik değerleri üzerinde filizlenmiş bir yaratmasıdır. Bundandırki, egemen inanç-din mensupları tarafından sürekli yoketme politikalarıyla karşı karşıya gelmiştir.