Türkiye’de Kızılbaş-Alevilerle ilgili tartışmalar devam ediyor. Temel hak ve özgürlüklerden yoksun bırakılan ve tarihsel süreç içinde sık sık katliamlara maruz kalan Aleviler, hala sorunlarına çözüm bulmuş değil. Geçmişte CHP, MSP, DYP, ANAP gibi devlet partilerinin uyguladığı, sürdürdüğü Aleviliği sistem içileştirme politikasını bugün AKP Hükümeti sürdürüyor.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Alevi politikasını, Alevi katliamlarını KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Besê Hozat’la konuştuk.

Alevilik üzerine yoğun tartışmalar var ve bu herkesin kendine göre tanım yaptığı bir konu. Alevilik üzerine çeşitli araştırmalarınızın olduğunu biliyoruz. Bu tartışmalara dönük ne söylemek istersiniz?

Araştırmaları olan sözü iddialı bir söz olur. Ancak uzun zamandır çeşitli araştırmalarla ben de Aleviliği anlamaya çalışmaktayım. Çok çeşitli tartışmalar ve Aleviliği farklı ele alıp yorumlayanlar var. Bir bütünen İslam teolojisi üzerinden yorumlayanlar var. Ali taraftarlığıyla, Ali’yle başlatanlar var. İslamiyet’ten tümden soyutlayarak, kopararak ele alanlar var. Zerdüştlükle tanımlayanlar var. İslamiyet’in herhangi bir mezhebi gibi yaklaşanlar, ele alanlar var. Bunların hepsi tartışmadır, yorumdur, ele alış biçimidir. Çok uçtan ele alış biçimleri var. Burada tarihin diyalektik bir gerçeğine dikkat çekmek lazım. Bütün inançlar bir öncekinden yararlanarak bir sonrakini de içine alarak sürekli ilerliyor. İnançlar, kültürler böyle gelişiyor. Gelişim diyalektiği birbirinden besleniyor; kopuk olarak gelişmiyor. Yaşanan bütün mistik, felsefik, inançsal, bilimsel eğilimlerden yararlanarak inançlar, akımlar, felsefeler gelişmiş, beslenmiş, etkilenmiş ve etkilemiştir. Toplumlar tarihinin gerçeği budur. Alevilik de böyledir.
Aleviliği biz ne sadece İslamiyet süreci ile ele alabiliriz, ne de bütünüyle ondan kopararak ele alabiliriz. Çünkü İslamiyet de bir önceki inançlar ve dinlerden etkilemiştir. Hristiyanlığın, Yahudiliğin, Zerdüştlüğün, Sümerlerin nasıl ki İslam üzerinde etkileri varsa, Alevilik üzerinde de etkileri olmuştur. Alevilik bir inançtır. İnanç insanın karakterini, zihniyetini, kültürünü çok büyük oranda belirliyor. İnancı kültürden, ahlaktan, toplumun yaşam biçiminden, değer yargılarından, zihniyet yapısından bağımsız ele alamayız. Çok belirleyici bir etkisi var. İnanca kaba yaklaşan, reddeden yaklaşımlar da bu anlamda çok gerçekçi değil. Aleviliği geçmişten bağımsız ele almak yanlıştır. Sadece İslamiyet ve Ehlibeyt ile ele almak, başlatmak da yanlıştır. Doğal toplumla ele almak gerekir. Doğal toplumun inanç yapısı, kültürel yapısı Aleviliğin içinde çok fazla var.

Doğal toplumla bağını tam olarak nasıl kuruyorsunuz?

Anaerkil toplumdan, yani kadın eksenli toplumlardan bahsediyorum. Kadının zihniyet yapısıyla, doğasıyla, toplum doğa ilişkisiyle oluşan yani kadın etrafında oluşan daha eşitlikçi, daha adaletli ve özgürlükçü, komünal ve demokratik bir toplum biçimi. Devlet ve iktidar öncesi oluşan ve binlerce yıl yaşayan bir toplumsal yapıdır. Bu, 5 bin yıllık ataerkil sistemden çok çok daha fazla yaşamıştır. Özellikle Kürdistan merkezinde yaşamış ve tüm dünyaya yayılmış bir kültürdür. Bu kültürün Kızılbaş-Alevilik üzerinde çok büyük etkisi var. Kızılbaş-Aleviliği bu kültürün bir devamı olarak ele almak yanlış değildir. O damar üzerinde Alevilik gelişmiş ve günümüze kadar gelmiştir. İslam’ın da komünal değerlerinden beslenmiştir ve beslemiştir. İslamiyet’in kendisi de üst sınıfla alt sınıf arasında uzlaşmaya dayanan bir hukuktur. Altta ezilen yoksulun da ihtiyacı olan komünal, demokratik, eşitlikçi yaşam özlemlerine belli oranda cevap oluşturmaya çalışan, ama aynı zamanda tüccar ve elit sınıfın da çıkarlarını yoksul sınıfla dengelemeye çalışan bir toplumsal sözleşme olarak ele alabiliriz. Aleviliğin İslamiyet açısından sahiplendiği yan, kültürel yanıdır. Aleviliği, bir bütünen devlet ve iktidar dışında ele almak doğru olandır. Her zaman devlet ve iktidar dışında olmuştur. Her zaman buna karşı direnmiştir, karşı çıkmıştır, mücadele etmiştir. Demokratik komünal yaşam biçimini kendisine esas almıştır.

Tarih boyunca yaygın olarak yaşanan Alevi katliamlarının tam da, Alevilerin kendilerini devlet ve iktidar dışı kurgulamalarından dolayı yaşandığını söyleyebilir miyiz?

Kesinlikle öyledir. Devlet ve iktidara karşı direndikleri için, o sisteme alternatif bir yaşam oluşturdukları için her zaman tehlikeli olarak görülmüşlerdir. Sistemler, böyle alternatifleri tahakkümlerini sürdürmede bir tehlike olarak görür. Bir çıban başı olarak görür. Günümüzde de öyledir. Bir sisteme alternatif olan bir sistem ortaya çıktığında binbir yöntemle üzerine gidiliyor. Bu sistemin karakteridir. Kendisi dışında farklı bir sistem ve yaşam biçimine izin vermiyor. Kendisini zayıflatan bir etken olarak görüyor. Alevi katliamları da bu nedenle olmuştur. Onların yaşam biçimi çekici geldiği için sömürdükleri kesimleri etkilediği için Alevileri karşısına almıştır. İktidar sistemi ayrı bir kültürdür. Toplumla ilgisi yoktur, hatta karşıtıdır. Onun oluşturduğu ahlak ve kültür, yaşam ve topluma karşıdır. Sömürgecidir, ezicidir, zulümkardır, bastırmacıdır. Bütün Alevi katliamlarının temel sebebi de budur. Katliamı meşrulaştırmak için, yani saldırısını, şiddetini, zulmünü meşrulaştırmak için binbir türlü aracını geliştirmiştir. Aleviliği sapkın bir mezhep olarak göstermiştir. Münafık, gavur, kutsal kitabı tanımayan, peygamberi tanımayan, putperest olarak göstermiştir. Tarih bu örneklerle doludur.

Bunun demokratik İslam ile ilgisi olmadığını biliyoruz.

Elbette ki... Toplumdan ciddi tepki almamak için bu argümanları devreye koymuştur. Tarihte bir sürü Alevi katliamı vardır. Alevi katliamları sadece 20. yüzyılla başlamadı. Tarih boyu Aleviler sürekli baskı altında olmuştur. Bin yıldan daha fazladır Aleviler büyük bir zulüm ve katliam altındadır.

Aleviliği direnişçi ve komünal bir kültür olarak tanımladınız. Peki Alevilerin kırılma noktalarını nasıl tanımlamak gerekiyor? Özellikle de tarih boyunca gelişen sistemiçileştirme politikaları açısından?

Tabi Kızılbaş-Alevilik de öyle saf haliyle kalmıyor. Mevcut yaşanan Aleviliğin de çok ciddi problemleri var. Geçmişte demokratik ve komünal değerleri savunan bir Alevilik varken, günümüzde çok soyut, yapay bir Alevilik de ortaya çıkmıştır. Bunun yaşanan katliamlarla, baskılarla da bağlantısı var. Alevilik üzerine çok yoğun asimilasyon politikaları var. Cumhuriyet sürecinde bu çok daha fazla yoğunlaşmıştır. Osmanlıların da Aleviliği sistem içine çekmek için müdahaleleri vardır. Hacı Bektaş Veli döneminde değil; ancak daha sonraları devlet, Bektaşiliği sistemiçileştirmek için büyük çaba sarf ediyor. Ve belli oranda başarılı da oluyor. Ancak burada Bektaşiliği değerlendirirken ezilen, direnen, hak mücadelesi veren Bektaşiliği kastetmiyoruz. Devletleşen Bektaşiliğe dikkat çekiyoruz. Çünkü Hacı Bektaşi Veli’nin temsil ettiği çizginin devletleşen Bektaşicilikle bir alakası yoktur. Daha sonraları Osmanlılar döneminde bir asimilasyon alanı olarak Bektaşi Dergahları çok ciddi şekilde kullanılıyor. Yeniçeri ordusu, işgal edilen topraklarda esir alınan çocuklardan oluşturuluyor. Bu çocuklar Bektaşi Dergahı’na bağlanmışlardı. Yeniçerilerin yaptığı katliamlar biliniyor. Aleviliği saptırmak, özünden uzaklaştırmak için bu politikalar devreye konuluyor. Yavuz Sultan Selim en büyük Alevi katliamlarına imza atan bir padişahtır. Yani hem asimilasyon, hem katliam… Emevi tarihi, Abbasi tarihi de öyledir. Sözde Abbasiler Emevilere alternatif olarak ortaya çıkıyor. Aleviler içinde otoritesi olan kesimleri de kullanıyor. İktidara geldikten sonra ise hepsini tasfiye ediyor ve Alevi katliamları geliştiriyor.

Ve bu katliamlar cumhuriyet tarihi boyunca da devam etti...

Evet. Hem de hızından hiç bir şey kaybetmeden. Cumhuriyet de Alevilere karşı hem fiziki hem ideolojik olarak yöneldi. Çok katmerli bir asimilasyon politikası uygulandı ve ciddi bir yozlaşmaya yol açtı. Alevi inancında, kültüründe, yaşam biçiminde, kendisini tanımlamada, kendi hakikatini yaşamada bunu görüyoruz. Aleviler için ciddi bir kafa karışıklığı söz konusu. Katliam uyguluyor, irade kırıyor ve yoğun bir asimilasyonu getiriyor. Alternatif ocaklar oluşturuyor. Tüm bunlar Alevilerde belli oranda bir sistemiçileşme sonucunu ortaya çıkardı.

Peki Aleviler Cumhuriyet’ten neden bu kadar etkileniyor? Sivas (Koçgiri), Dêrsim, Maraş, Çorum, Malatya’da yaşanan katliamlar var sonuçta...

Osmanlı halifelik geleneğini sürdüren bir imparatorluktur. Emevi ve Abbasi geleneği Osmanlı ile devam ediyor. Bu iktidarcı İslam geleneğidir. Osmanlı ile birlikte bu daha fazla sistemleşiyor. Osmanlı‘da şeriat hukuku hüküm sürer. Aleviler, “Allah, İslamiyet düşmanları” olarak gösterilmiş ve toplumda da o algı yaratılmıştır. Bu, Alevilerde İslam’a karşı bir antipati, tepki, korku yaratmıştır. Cumhuriyet milliyetçilik üzerinden inşa edilen bir sistemdir. Temel ideolojisi milliyetçiliktir. Birinci Dünya Savaşı‘ndan sonra Türk ulus devlet sistemi kuruldu. Tekçi, militarist, milliyetçi, ırkçı bir yapıda inşa edildi. Kürtlerin inkarını, imhasını Lozan ile birlikte kararlaştırarak, bu sistem kendisini kurumsallaştırdı. Bunu yaparken temel ideolojisi milliyetçilik ve pozitivizm oldu. Kürtleri ve diğer halkları inkar etti. Bunlara karşı katliam ve asimilasyon politikası devreye koydu. Diğer taraftan da pozitivist olduğu için katı laikçi anlayışı aldı. Laikliği taklit olduğu için, Sünni bir devlet olarak ortaya çıktı.

Bir taraftan “laikiz” diyor, diğer taraftan Diyanet İşleri Başkanlığı’nı kuruyor. Buna ne diyorsunuz?

O anlamda mezhepçidir. Pragmatik bir politika olarak görülse de bir plana dayalıdır. Osmanlı‘daki gibi temel ideoloji haline gelmesini de engelliyor. Aleviler büyük acılar yaşamış; onlara dönük olarak, “Laiklik din ve vicdan özgürlüğüdür” diyor. Bu bir komplodur aslında. Alevilerde laiklik söylemi nedeniyle şöyle bir algı gelişiyor: “Herkes kendi inancını yaşayabilir. Üzerimizde baskılar, zulümler geçmişteki gibi olmaz.” Bunun propagandası da yapılıyor. Kendisini katleden bir sistemi savunmasının temel sebebi budur. Halbuki laiklik Alevileri kandırmada, aldatmada, sistem içine çekmede kullanılan bir araçtı. Bir ideolojik kılıftı. Cumhuriyet “laiklik” diyor ama çok ciddi asimilasyon politikaları uygulanıyor. Tekke ve zaviyeleri kapatan bir yasa var mesala. Alevilerin ocaklarıydı. Bu ocaklar eğitim yerleridir. Alevileri bir araya getiren bir meclis işlevi görüyorlardı. Kendi kendisini yönetme işlevi görüyordu. Yine kendi inançlarını da burada yaşıyorlardı. Çok komünal, dayanışma ve birlikteliğe dayalı mekanlardı. Maneviyatı güçlendiriyordu. Aleviler bu ocaklarda kendi hakikatlerini yaşıyor ve koruyorlardı. Sistem dışında olan yerlerdi. Ocaklar Alevilerin temel savunma mekanları; birliğini, kültürünü, maneviyatını pekiştirme mekanları oluyordu. Cumhuriyet süreciyle birlikte bu ocaklar fiili olarak ortadan kaldırılıyor. Bu yasaklar mı, laiklik? Büyük zulümle karşı karşıya kalıyorlar. Yasaklanıyorlar. Bu Aleviler içinde ciddi bir kayba, parçalanmaya, bölünmeye, dağılmaya yol açtı. Bu ocaklara da müdahale ediliyor. Ocakların genel yapısı da değiştiriliyor.
Önce ocaklarda kadın etkisi çok belirgindir. Anaerkil yön belirgindir. Çünkü doğal topluma dayalıdır. Kendisini doğadan bir parça gören bir inançtır. Her şey canlıdır. Doğayla çok dosttur, barışıktır. Bu ocaklar halen birçok kadının ismiyle anılır. Elif Ana Ocağı, Fatma Ana Ocağı gibi. Osmanlı ve Cumhuriyet süreçlerinde pirlik-dedelik geleneği, analık geleneğine göre daha fazla ön plana çıkarılıyor. Cumhuriyet sürecinde bu daha planlı geliştiriliyor. Gittikçe de analık geleneği hiçleştiriliyor. Kadının geri plana düşmesi cinsiyetçiliği geliştiriyor. Bu da sistemin bir başarısıdır diyebiliriz.

Cumhuriyetten sonraki reel Aleviliği tanımlayacak olursak, “Aleviler buydu ve bunu kaybetmek üzereler” diyebilir miyiz? Cumhuriyetin kültürel soykırım politikaları ile kapitalist modernitenin etkilerini Aleviler açısından nasıl değerlendirmek gerekiyor?

Aleviler, Cumhuriyet sonrası büyük bir kültürel kırımdan geçtiler. Birçok değer yargılarında, yaşam biçimlerinde, kültürlerinde, kadın-erkek eşitliğine dayalı yaşam biçiminde önemli oranda bir aşınmayı yaşadılar. Sistemiçileşmeyi yaşadılar. Bunu çok ideolojik bir saldırı ile yaptı sistem. Cumhuriyet, kapitalist modernitenin yaşam biçimini ve kültürünü Aleviler üzerinde çok fazla nüfuz ettirdi. Bu bir farklılaşmaya yol açtı. Çünkü diğer tarafta senin eğitim mekanların dağıtılmış ve yasaklanmış. Sen artık eskisi gibi kendi inancını, kültürünü ocaklarında öğrenemiyorsun, çoğaltamıyorsun, savunamıyorsun. Kültür savunmasız bırakılmış. Savunmasız kalırsan, kültürel soykırım da dayatılırsa doğal olarak dış etkileşime açık hale geliyor. Fiziki katliam ve beyaz katliam çok yoğun uygulandı. Bu ciddi bir bilinç saptırmasına yol açtı. Alevileri geçmişinden önemli oranda kopardı. Yeni nesiller hakikatini bilmeden büyüdü. “Aleviyim” diyor ama Alevilik nedir bilmiyor.

Cumhuriyetle birlikte oluşan bir kayıp halka var...

Evet, soyut bir Alevilik ortaya çıktı. Aleviyim diyor ama hakikatinden uzak. Tek bildiği semahtır, bazı ritüellerdir, deyiştir. İşin biçimi esas alınıyor. Özü, hakikati esas alınmıyor. O saz, deyişler bir tarihin, yaşamın dile geliş biçimidir. O hakikati bilmeden o sazı çalsan da bir değeri yoktur. O hakikate göre kendini yaratırsan çaldığın deyişlerin bir anlamı vardır. Cemin özünden kopuk ama ceme gidiyor. Semahın özünden kopuk, semah dönüyor. Bunu yaşayan, yaşatan önemli bir kesim de var kuşkusuz. Herkes böyledir, demiyoruz. Sistemin etkisinde olan, moderniteden etkilenen, mezhepçilikten, milliyetçilikten etkilenen ciddi bir Alevi kesimi var.
Şunu da belirtmek gerekir: Dêrsim’de kendim de yaşadım ve gördüm. Köylerde çok saf bir Alevilik vardı. Güneş, sular, ağaçlar, taşlar kutsanırdı. Bazı hayvanlar kutsanır. Doğayla iç içe ve doğaya saygılı bir yaşam vardı. Kendisini doğanın bir parçası görme ve doğayı canlı görme anlayışı vardı. Aile içinde kadın geri planda değildi. Güneşe karşı da bir saygı vardı. Güneş doğmadan kalkar, hazırlığını yapar ve güneşi doğduğunda karşılardı. Bu bir inanç ve yaşam biçimidir. Kadın ve erkek kalkıyordu, işlerini yapıyorlardı ve güneş doğduğunda da güneşi selamlayarak karşılıyordu. Batarken de güneşi duayla uğurluyordu. Duası da doğaçlamaydı. Ne söylemek istiyorsa onu söylüyordu. Güneş olmadan yaşayamazsın. Temel yaşam kaynağıdır.

Yani doğayla uyumlu bir yaşam tarzı…

Kesinlikle. Günümüzde dediğiniz gibi reel bir Alevilik söz konusu. Sistem bunu çok fazlasıyla kadın üzerinden geliştirdi. Sistem bir kültürü topluma hakim kılmak istediğinde hedefinde ilk başta kadın vardır. Toplumsallaşmada kadın başattır. Kızılbaş-Alevilik’te daha da başattır. Kadını etkilemeden Alevi toplumunu etkilemek mümkün değildir. O yüzden sistem Kızılbaş-Alevi kadınlar üzerinde bir kırım politikası uyguladı. Kızılbaş-Alevilik ataerkil sistemden ne kadar etkilenmiş olsa da Alevi kadını sosyaldir. Sistem bu özgünlükten yararlandı. Kadında farklı bir sosyalleşme geliştirdi. Ciddi bir yabancılaşma politikasını devreye koydu ve önemli oranda başarılı oldu. Alevi kadınında özgürlük adı altında ciddi bir kültürel savrulma var.

Alevilik özünde sosyalist bir inançtır


Alevi kültürünün taşıyıcısı ve aktarıcısı daha çok kadın oldu. Cumhuriyetten sonra bu rolünü yerine getiremediğini söyleyebilir miyiz? Alevi kadınları ne yapmalı sizce?

Alevilik, demokratik modernitenin temel taşıdır. Alevilik değerlerinde kadının rolü çok belirleyicidir. Alevi kadını şu anda yaratılmaya çalışılan yapay Aleviliği güçlü çözüp kendi hakikatine dönebilmelidir. Alevilik nedir? Geçmişten bugüne neler yaşadı? Nasıl etkiledi, nasıl etkilendi? Şu anda yaşanan gerçek Alevilik midir? Büyük oranda değil, diyoruz. Bunun üzerinde ciddi bir araştırmaya, incelemeye ihtiyaç vardır. Ciddi bir Alevi tarih bilincine ihtiyaç var. Alevilik, demokratik uygarlığın temel ayaklarından biridir. Aleviler tarih boyunca ezilenlerin yanında mücadele etmiştir. Son onyıllara baktığımızda da bu böyledir. Özgürlükçü, demokratik, sosyalist hareketleri desteklemiştir. Çünkü Aleviliğin özü de sosyalist bir özdür. Demokratik toplumun, insanlığın özüdür. Bunun için mücadele etmiştir. Aleviler, bunun mücadelesini veren tüm örgütlere barınak olmuştur. Bu değerlerine sahip çıkmalılar. Çok acı bir durum var.
Toplumun değerlerine saldıran sistem partilerine bakıyorsun, örneğin CHP’ye bakıyorsun, çok ciddi Alevi kadrolar var. Bakıyorsun AKP içinde, MHP içinde Aleviler var. Aleviliğin baskıcı, milliyetçi bir sistemle alakası yoktur. Sömürgeci zihniyetli partilerdir bunlar. Bu kadar hakikatinden koparılmış bir gerçeği de var Aleviliğin günümüzde. Oysa tarih boyunca her zaman ezenlere karşı mücadele etmiştir. O hakikatlerini sahiplenmelidirler. Çok güçlü bir demokratik özgürlükçü mücadele vermelidir, Alevi toplumu. Bu konuda da Alevi kadını başat rol oynayabilir. Alevi kadının hakikati ve özü de budur. Tarihi bunu ortaya koyuyor. Tarihine göre yaşar ve mücadele ederlerse demokratik yaşamın kurulmasında belirleyici bir rol oynayacaklar.

Aleviler demokratik ulus projesinde kendilerini nasıl tanımlayacaklar?

Demokratik ulus projesi, farklılıkların birliğine dayanan bir projedir. Bu tam da Alevileri ifade ediyor. Kimlikler, halklar, toplumlar arasında hiçbir ayrım bu projede yoktur. Tüm halkların, kimliklerin kendini özgürce ifade etme, örgütleme biçimidir. Tekçilik, militarizm yoktur. Bunlara karşıttır. Doğal toplumun güncelleşmiş biçimidir. Herkesin kendi rengi, kültürü, özüyle kendini kattığı, çoğalttığı; dostça, kardeşçe, özgürce, eşitçe yaşadığı bir projedir. Bu projeye göre Aleviler de kendilerini örgütleyebilir, yaşayabilir. Ermeniler, Asuriler ve bütün halklar için de öyledir. Bu, demokratik konfederal sistemdir. Alevilerin beş bin yıl boyunca uğruna mücadele ettikleri değerler de bunlardır.

Son olarak, Maraş Katliamı, içinde bulunduğumuz ayda yaşandı. Bununla ilgili ne söylemek istersiniz?

 Maraş şehitlerini saygıyla, minnetle anıyorum. Planlı, programlı bir devlet katliamıdır. Sonuçları çok ağır oldu. Devlet bununla yüzleşmedi, yüzleşmek istemiyor. Dêrsim, Sivas, Çorum, Gazi’de olduğu gibi üstü örtülmek isteniyor. Buna izin vermemek lazım. Son bir kaç yıldır Aleviler Maraş’a gidip anmalar yapıyor. Devlet saldırılarına maruz kaldılar. Tabii ki Maraş’a gidip anma yapmaları çok değerlidir; ancak yeterlidir diyemeyiz. Daha da büyümelidir. Bunun için benim çağrım şudur: Kızılbaş-Alevi toplumu başta olmak üzere tüm demokratik çevreler, Maraş şehitlerine sahip çıkmalıdır.
Maraş katliamını anlatan film, belgesel ve kitapların çoğalması lazım. Yeni kuşakların kendi tarihini bilmesi için bu şart. Yine Maraş şehitleri anısına bir anıt yapılması anlamlı olur. Hakikatlerle yüzleşildikçe, adalet yerini bulacaktır.


ROJDA YILDIRIM