Aleviliği anlamak ve tanımlamak, Alevi tarihini doğru kavramaktan ve bu güne kadar yapılan yanlışlardan arındırmakla mümkün. Alevilik üzerine yapılan bu çalışma, klasik çalışmalardan çok uzak ve farklı bir tarzda Aleviliği ele alarak tarih içinde yerli yerine koyuyor, Aleviliğin gerçeklerinin görülmesine olanak sağlıyor. Yazar, içinden geldiği toplumun inançlarını, gerçeklerini sorgulamakla kalmıyor; kimi yanlış kanılara, bilinmeyenlere de doğru ve sağlıklı yanıtlar arıyor. Zerdüşt inancından günümüze, Alevilerin muhalifliğine, ilericiliğine, laikliğine, köylü isyanlarından Baba İshak'a; dedelik kurumundan, Bektaşilik, Kızılbaşlık, Alevilik ve kadın konusuna; Alevilikle ilgili yazılmayanlar, konuşulmayanlar tüm yönleri ile tarihi içinde yerli yerine konarak anlatılıyor.


Yıllardır yurt dışında yaşıyorsunuz; yazma serüveninizde Batı’dan Doğu'ya mı yoksa Doğu’dan Batı’ya mı seslendiniz?

 Biz Türkiye odaklı bir yurtdışı serüveni yaşadık. Yaşadığımız yerin doğal çevremiz olduğu gerçeğini hep görmezden geldik. Ayrıldığımız dönemin Türkiye’sini gittiğimiz her yerde yeniden ürettik. Ben bundan biraz uzak durmaya ve yaşadığım yerden dünyaya ve Türkiye’ye bakmaya çalıştım.  Çünkü hayat bizim duygusal yaklaşımlarımızdan çok uzakta son derece nesnel bir çizgi/eğri üzerinde yürüyordu.

Yurt dışında yaşayanların öykülerini, şiirlerini okuduğumda yaşadıkları ülkeye ait izler göremiyorum bunun sebebi nedir sizce?

Öykü, şiir yazan arkadaşlar da hala duygusal olarak Türkiye’de ve Türkiye’yi yaşıyorlar. Bunun nedeni de; içinde yaşadıkları toplumla henüz gerçekleşmemiş olan entegrasyonlarıdır. Nerede ve hangi toplum içinde yaşarsanız yaşayın onun bir parçası değilseniz o yer ve/veya toplum üzerine söyleyecek sözünüz de olmaz söyleme hakkınızda.

İçinde yaşadığımız çağa baktığımızda nefret suçlarının ve savaşların edebiyata yansımasını nasıl buluyorsunuz?

Bizim ülkemizde yaşananları hala konuşmuş değiliz. Bırakın bugünü, tarihe mal olmuş kıyımlar üzerine dahi henüz konuşan, yazan değiliz. Hala konuşuyor, yazıyormuş gibi yapıyoruz. Ermeni, Kürt, Alevi, Süryani ve Êzîdîlerin yaşadığı dramları henüz edebiyatımıza gerçek anlamda yansıtmış ve bir yerde onunla hesaplaşmış değiliz.

 “Tarihten Günümüze Alevilik ve Kızılbaşlık” isimli kitabınızda sözlü bir kültürün tarihini yazarken ne tür zorluklarla karşılaştınız.

Aleviler ve Alevilik üzerine sizin de söylediğiniz gibi birçok kitap yayınlandı, çok şey söylendi ve hala söyleniyor. Bütün bu çokluk Aleviliğin bilinmesine hizmet etmek bir yana onun hepten anlaşılmaz olmasına katkı sundu. İşin içine bir de siyasal ideolojik konumlanışa göre bir değerlendirme girince Alevilik hepten anlaşılmaz oldu.
Oysa Alevilik diğer inançlar gibi gözümüzün önünde onu yaşayanlar tarafından her gün yeniden üretilen bir inanç. Onu yaşayanlar, her gün yeniden üretenler dururken tartışmalı kaynaklardan uzak durmak gerekiyordu.
Biz bunu yapmaya çalıştık. Bunu yapmak tek başına yetmiyor. Bunu yaparken kendi dünya görüşümüzü ve ideolojik tercihlerimizi Aleviliğe giydirmek gibi bir hataya düşmekten uzak durduk.

Osmanlı da Alevilik sistem karşıtıydı Cumhuriyetle birlikte Alevilerin sistemin içine çekilerek eritildiğini söyleyebilir miyiz?

Bugün yapılan Alevilik tanımlarına itibar eder ve Aleviliği Bektaşilik olarak ele alırsak Osmanlı İmparatorluğu döneminde de Aleviliğin sistemin dışında olduğunu söylemek zor. Oysa sizin de sorunuzda vurguladığınız gibi Alevilik/Aleviler Osmanlı’da sistemin dışında ve büyük kıyımlar yaşamış muhalif konumdaydı. Yukarıda sözünü ettiğimiz o Alevilik üzerine yazılmış birçok kitapta Aleviliğin Anadolu’daki en büyük kolu olan Kızılbaşlık yok sayılarak Bektaşilik öne çıkarılır. Sistemle barışı da tam da bu noktada başlar ve/veya başlatılmaya çalışılır. Ancak her ne hikmetse bir yandan sistemle Alevilerin barışına uğraşılırken kılıç hiç kınında durmaz. Alevi kıyımları cumhuriyet döneminde de sürer. Bu yüzden Osmanlı da olduğu gibi cumhuriyet döneminde de Alevilerin sistem içine çekildiğinden ve sistem tarafından eritildiğinden söz etmek çok mümkün değil. Ancak sistem içine çekilme konusunda hummalı bir çaba içinde olan kesimlerin olduğunu da biliyoruz.

Alevilerle ilgili bir roman yazsaydınız nereden başlamak isterdiniz?

Aleviler üzerine edebi çalışmaların henüz çok sınırlı olduğunu biliyorum. Önümüzdeki aylarda çıkacak olan öykü kitabımda bir deneme yaparak Alevi gerçeğini inanç öğelerini de içinde kullanarak vermeye çalıştım.


CENNET BİLEK