ZABEL MİRKAN

Oslo, 31 August, Reprise ve Louder than Bombs gibi filmlerin de yönetmenliğini üstlenen Norveçli yönetmen Joachim Trier’in son filmi Thelma, diğer filmleriyle benzer bir hatta ilerleyerek yine sancılı bir büyüme hikâyesi anlatıyor. Joachim Trier diğer filmlerinde olduğu gibi Thelma’nın senaryosunu da Eskil Vogt ile birlikte kaleme aldı. Geleneksel aile yapısına sıkışıp kalan ve kendini gerçekleştirmelerinin önündeki en büyük engelleri aileleri olanların sözcüsü Trier, bu hikâyede de geleneksel ailenin ne denli kötücül bir yapı olabileceğini gözler önüne seriyor.

Uzakta olma deneyimi

Oyuncu kadrosunda Elli Harboe, Okay Kaya, Ellen Dorrit Petersen ve Henrik Rafaelse‘nin yer aldığı Thelma geleneksel bir Hıristiyan aileye sahip genç bir kadının, ilk kez “uzakta” olma deneyimine yer veren bir film. 2017 yapımı film, New York Film Eleştirmenleri Birliği Yabancı Dilde En İyi Film Ödülü’ne aday gösterilmişti. 1980’lerin Japon animeleri, Stephen King romanları ve synthesizer müziklerinden ilham alan filme adını veren Thelma kasabadaki hayatını ve muhafazakâr ailesini geride bırakarak Oslo’ya, üniversitede biyoloji okumaya gider. Burada, güzel sınıf arkadaşı Anja’ya âşık olur, ancak bu durum Thelma’ya fazla ağır gelir. Başta iletişimden uzak ve kendi içine dönük bir karakter olan Thelma, zamanla dış dünyayla temas kurmaya başlar.

Muhafazakar bir baba

Ailesinin ona öğrettikleri ve dış dünya arasında paralellik kurmaya çalışsa da her seferinde tökezler Thelma. Arkadaşlarıyla bir barda otururken şunu der örneğin: “Tanrı yoksa telefon nasıl çalışıyor?” Arkadaşları dalga geçmek yerine ona bir tür açıklama yaparlar ve zaten Thelma’da tüm bu sorgulamalar çoktan başlamıştır. Lakin yine de bir türlü istediği gibi olamaz. Bira içtiğinde suçluluk duyup sabaha karşı babasını arayıp “günah çıkartır.” Babası bir hekim olsa da son derece muhafazakârdır; ancak bir şekilde anlayışla karşılar durumu. Öncesinde Thelma’ya verdiği dersin yeteceğini düşünür belki de. Çünkü babası bir seferinde Thelma’nın elini bir mumun üzerinde uzunca bir süre tutar ve “İşte cehennem böyle bir yer,” der. Thelma’ya sürekli, kötü şeyler yaparsa cehenneme gideceğini hatırlatır. Baba, tek tanrılı dinlerin beslediği patriyarkal sistemin vücut bulmuş hali gibidir. Anne ise evdedir, bir şekilde evin içindedir; ancak tabii ki de pek bir söz hakkı yoktur. Tekerlekli sandalyede yaşamını sürdürmek zorunda kalan annenin her şeye ve herkese erişimi sınırlıdır.

Etkileyici bir film

Bu cehennemden ilk kez çıkan Thelma sınıf arkadaşı Anja’ya âşık olduğunu fark edince kendini sürekli dua ederken bulur, Tanrı’dan onun içinden bu “kötü” hissi almasını ister. Bir müddet sonra ise doğaüstü güçleri olduğunu fark eder. Yönetmen burada takdire şayan bir metaforik anlatım kurarak, Thelma’da gelişen değişimleri âşık olduktan sonra metafiziksel bir şekilde verir. Örneğin Thelma bir şeyi isterse, çok isterse bunu zihniyle yapabilir. Thelma, Anja’yla karşılaştığında elektrikler kesilebilir veya Anja’yı ilk kez gördüğünde bir kuş cama çarpıp ölebilir. İzlerken asla irrite etmeyen bu görüntülerin gösterenleri inanılmaz bir şekilde etkileyici.

Travmanın yüzeye çıkması

Doğaüstü görüntülerin aksine doğaüstü hiçbir şey yok bu filmde. Thelma bir süre sonra krizler geçirmeye başlar. Zihin gücünün ona oynadığını sandığı bu gerçeklikten kopuş görüntüleri aslında bir travmanın yüzeye çıkmasından ibarettir. Bu krizlerden korktuğu için doktora giden Thelma, sorunun beyniyle alakalı olduğunu öğrenir. Aslında geçirdikleri birer epilepsi nöbeti değil, psikolojik nöbetlerdir. Yaklaşık üç bin yıl önce doğaüstü sanılan ve cadılar tarafından bir tür büyü yapılarak bireyin ele geçirilmesi sanılan durum, esasında travmaların tetiklenmesinden ibarettir. Thelma’nın travması ise Anja’yla kurduğu ilişki sonrası tetiklenmiştir.

Son derece yakıcı ve son derece gerçek

Film, bir genç kadının bağımsızlığını kazanabileceği mi yoksa ilaçlarla kontrol edilebileceği mi fikri arasında mekik dokur. İstenilen Thelma’nın tüm bu zorbalıklar arasında kendini bulmasına izin verilmesidir; ancak artık “akıl hastası” addedilen ve babası tarafından, istemediği halde, sürekli ilaçlarla uyuşturulan Thelma, bu işin içinden nasıl çıkabilir? Hepsi sadece finali için bile izlenebilecek filmin derinlikli kurgusunda çözülüyor.

Dinlerin insanlar üzerinde, özellikle kadınlar üzerinde ne tür etkileri olduğunu ve onları nelerden koparmaya çalıştığını anlatan film, yine dinlerin öne sürdükleri metafiziksel düşünceler yüzünden insanların gerçeklik algılarının nasıl bozulduğunun da kanıtı. Kurban ettikleri ise her zaman, ilk olarak kadınlar. Velhasıl: Doğaüstü görüntülerin aksine doğaüstü hiçbir şey yok bu filmde, her şey son derece yakıcı ve son derece gerçek.