Şarap yerine özlem, bazen de hasret dolduruyorum kadehime, içiyorum kana kana, acı ezik yüreğime. Yanağımı yalayan yağmur damlaları değil; vatan hasreti, dert ortağım, yalnızlığımın paydaşı gözyaşlarım. Ter kokulu gönlümdeki, tuzlanış derime damlayanlar. Efkarlanıp sigarayı içenler, ciğerlerindeki hava ve yüreklerindeki ateş, beynindeki ahenk ile buluşsun diye mi içine çekerler diye düşünmüşümdür çoğu kez.

Acaba, keşkelerle başlanmayan bir zaman dilimi, bir yaşam var mı sizce yeryüzünden?
Keşke böyle yapmasaydım? Keşke böyle söylemeseydim / söyletmeseydi? Vermeseydi? Almasaydı? Böyle uzar gider keşkeler....
Tüm yaşamlar yarımdır nedense...
Daima yapamadığımız, söylemediğimiz, söyletmediğimiz şeyler vardır. Çünkü yaşam, isteklerimizi karşılayacak kadar özgür değildir. Her şeyde bir kusur, her güzellikte bir çirkinlik, her iyi de bir de kötü yan vardır.
Yüzümüzdeki kıvrımlar, saçlarımızdaki aklar, acılar, mutluluklar, mutsuzluklar, ayrılıklar, özlemler, kavuşmalar... Ve vedalaşmalar...
Gözler bu yüzden hep uzaklara bakar, bir şeyler arar, kırıntı olsa bile. Arayacak da. Ne zamana kadar? Demokrasi ve özgürlük aşkıyla yoğrulana dek; hakça paylaşmayı öğrenerek, her renkten, her dilden ve her kıtadan halkların birbirleriyle ve doğayla uyum içinde yaşayacak bir düzene kavuştukları an istenilen huzura varılacaktır.
Diasporada yaşayan sizler, bizler, hiç etrafınıza baktınız mı? Her kesin işi başından aşkın. Bir dokun, bin ah işit. Keyfi tıkır, neşesi yerinde birini mumla arasan bulamazsın. Bir tek kişiden mutluluk ifade eden güzel bir cümle duysam, ilaç niyetine kelime süreceğim. Sanki insanlar en dertli benim, en derin bunalım çukuruna ben düştüm yarışı yapıyorlar.
Diyarbakır zindanlarından geçmiş ve şu anda Avrupa’da yaşayan biri “Ah dünü ne denli özledim, mahpusluğu özledim. Burada serbestim. Ama mapushanede ki kadar sevinmedim, orada tutsak ama özgürdüm; burada serbest bir tutsağım” diyordu.
Avrupa’da yaşayan sizler, bizler gerçekten özgür müyüz? Sizleri bilmem ama, ben değilim.
Sizlere, bugüne dek sürgün'ü tanımlayan biri oldu mu? Bana sorarsan: Derim ki, ülkenin taşına, toprağına, havasına suyuna, ağacına, kuşuna, dağına ovasına, ülkede iken beğenmediği insanına, aşına özlemdir, hasrettir.
Sanatçı Edip Akbayram der ki: “Eğer ki gelmeler topraktan ise, demek ki gitmeler aynı yeredir.” Başka bir deyişle, topraktan olduk toprağa gideceğiz demektir.
Gel gör ki, gideceğimiz yer, savaşların mekanı olmuş. Bombalanmayan bir karış toprak kalmamış. Tüm geçitler mayınlanmış. Yaylalar göçerlere yasak edilmiş. Zorunlu göç kervanları halen devam ediyormuş.
Gölgeler düşüyor ülkemin güzelliğine. Aydınlık ve karanlık, güzellik ve çirkinlik, yaşam ve ölüm aynı mekanı paylaşıyor.
Güneşinle birlikte, aynı mekanda doğmak, yıldızlara dokunabilecek kadar yakın olmak bir o kadar güzel melodiler katar gelmenin türküsüne. Ama özlerinden yabancılaşmış insanların, cennet ülkeyi harabeye çeviren silahların ve beraberinde getirdiklerinin acısı da an ve mekanın bir parçası. Öyle olmamalı dört mevsimi birlikte yaşayan ülkemde...
Bağışlayın beni. Herkes dükkanında olanı satar. Ben, özlem ve hasret doluyum. Yurdumun düşsel gecelerini özledim. Yaşam ile ölüm arasında akıp giden zaman bize verdiklerinden çoğunu almış.
Şimdi hangi mutluluğu, hangi umudu taşıyabiliriz yurdumuzda? Gılgamış’tan, Nemrut’tan, Nuh’tan, Zerdüşt’ten geriye ne kaldı?
Kaynağıma dönmeliyim ve önce beynime yüklenmiş her şeyi silmeliyim. Bana empoze edilmiş tüm görüntüleri, bana ait olmayan isim ve kimliği atmalıyım.
Sahte gülümsemelerden, sahte sözcüklerden ve sahte yaşamlardan uzaklaşmalıyım. Zerdüşt edasıyla ruhumda uzun yolculuklara çıkmalıyım.
Her şey kirleniyor, ağzımızdaki sözler ve akan sular da.... Kırılıyor içimizdeki bütün köprüler, önümüzdeki tüm yollar da....
Silah sesleriyle, bomba sesleriyle, ağıt sesleriyle uyanıyoruz her sabah. İhanetle direnişin at başı gittiği tarihimizde sol yanımız kanıyor.
Kanayan yüreğimle, bir gün döneceğim ülkeme... Onurumuz, geleceğimiz, çocukluğumuz, gençliğimiz, ihtiyarlığımız ve bizi hayata bağlayan sevgilerimiz.... Zihinlerde kalan bakışlarımız, başka baharlara ertelediğimiz sevdalarımız, vurulanlarımız, silik fotoğraflarda ki hatıralarımız ve bizi biz yapan ne varsa doğduğumuz yerde gizlidir. Oraya geleceğim bir kuşluk vakti, tüm halklarla kardeşçe hep birlikte yaşamak için.....