Kürdistan’da yıllardır devam eden savaş yaşamın her alanını etkiledi. Adım atılan her yerde bu savaşın yükü ve sonuçlarıyla yüzleşiyor, bir biçimde izlerini taşıyoruz. Savaş, çocuk, genç, yaşlı her kuşağın yaşamını etkilerken, zamanla acı ve zorluklar da ekliyor. Savaşın şiddetiyle toplumun büyük çoğunluğu alışılagelen yaşam tarzından koptu ya da koparıldı. Köyleri yakılan, devlet şiddeti ve ölümlerde ailesi dağılan binlerce kişi zorunlu göç ve sürgünlerle tanıştı. Topraklarını, geçmişlerini arkada bırakarak göç etmek zorunda kaldıkları mekanlarda karşılaştıkları zorluklar, yaşadıklarından az değildi. Dili, kültürü, havası yabancı kaldıkları bu yeni dünyaya alışmaları kolay olmadı. Ciddi adaptasyon sorunları yaşadılar.
Kürdistan'daki savaşın en şiddetlendiği dönem olan 90'lı yıllarda köylerinden göç etmek zorunda kalan anne ve babalar, bugün kentlerde karşılaştığımız yaşlı insanlar. Savaşın ve ardından maruz kaldıkları göçün en büyük acılarını ve dezavantajlarını da onlar yaşadı. Bunun sonuçlarını bugün de en sancılı haliyle geçiriyorlar. Sürgün edildikleri mekanlara hiç alışamadılar. Bir ömür geçirdikleri köyleri, kasabalarında toprakla, hayvanlarla, tarımla iç içe iken, şehirlerdeki bir apartmanın dört duvarları arasına hapsolmak oldukça zorlayıcı.
Bulundukları kentlerde yerel lokaller, dernekler çatısı altında özlerinden kopmamak için bir arada kalma yollarını irdeleyip, bunun çabasını veriyorlar. Kendi anlatımları yaşadıklarını daha iyi ifade ediyor. Amed'e bağlı Suriçi Mahallesi'nde oturan bir yaşlı şöyle aktarıyor: ''Bizleri ana baba yadigarımız olan topraklarımızdan kovdular. Üstümüzdeki kıyafet ve altı yırtık çarıklarımızla şehre geldik. İlk günler çocuklarımızla parklarda kaldık, sonra küçük bir çatı bulup yerleştik. Seyyar satıcılık, temizlik gibi işlerle geçimimizi sağlamaya çalıştık. Baktık ki yaşam buralarda çok zormuş. Köyümüzde su, elektrik faturası ya da ısınma gibi problemlerimiz yoktu. Suyumuz kaynaktandı, evimiz vardı. Bostanlarımızda yetiştirdiğimiz meyvemiz, sebzemizle gül gibi geçiniyorduk. Şimdi kira evlerde yaşıyor, elektrik ve su faturalarıyla uğraşıyoruz. Kentlerde yaşam hep paraymış! İlk öğrendiğimiz şey bu oldu. Kentlerde altüst olduk. Geçim derdiyle boğuşuyoruz.''
Göç yaşam süresini kısalttı
Köylerinde üretici bir pozisyondan uzaklaşıp, göç ettikleri kentlerde bir anda tüketici konumuna düşmeleri, atıl kalmaları nedeniyle birçoğu büyük bir boşluğu yaşadı. Doğa ile iç içe oldukları köy ortamından koparılmaları psikolojik ve duygusal etkilerin yanı sıra sağlık sorunlarına da yol açtı. 70-80 yaşına kadar doktor ve hastane nedir bilmeyen, buna hiç ihtiyacı olmayan bu insanlar, göç ardından hastane ve doktor kapılarında beklemek mecburiyetinde kaldılar. Savaşta verdikleri bedellerin acıları ardından, yer, mekan, sosyal yaşamda değişimler, ekonomik zorluklar, metropollerdeki yaşama entegrasyon sorunlarının yaşadıkları travmayı daha da derinleştirdi.
Göç sonucunda yaşanan travma istatistiki verilere de yansıdı. Göç öncesi köy ortamında 90 ve 100'ı bulan yaşam süresi, göç sonrası 60’lı yaşlara düşmeye başladı. Daha somut örnekler verecek olursak; 92-97 yılları arası Kürdistan'dan göç eden yaşlıların büyük bir çoğunluğu 4-5 yıl içerisinde toprak hasreti ve zorluklara dayanamayarak yaşamını yitirdi.
Yaşlılara yönelik hizmet yok
Yaşadıkları bu sorunlar, ciddi travmalar ve psikolojik sorunları da beraberinde getiriyor. Kendi sorunlarını çözme uğraşı verirken, çocukları ve torunlarının aile sorunlarıyla da boğuşmak zorunda kalıyorlar. Anne, baba ve çocuklar arasında yaşanan sorunlar ve kuşak çatışması derinleşiyor. Kimi yaşlılar 9-10 çocuğu olmasına rağmen bugün tek başına harabe bir evde tek başına yaşamak zorunda kalarak, yalnızlığa terk ediliyor. Kendi kendini yönetmeye alışmış olan bu insanlar, kentlerde tek başına kendine yetemeyen, hastaneye, alışverişe gidemez hale geliyor.
Türkçe bilmemeleri nedeniyle toplumdan soyutlandıkları gibi, çocukları ve torunlarıyla da diyalog geliştiremiyorlar. Toplum ve aileleriyle aralarında boy veren bu mesafe yıllar geçtikçe büyüyor, sosyal ortamdan her geçen gün uzaklaşıyorlar. Sosyaliteleri, kentte bulunan parklarda diğer yaşlılılarla bir araya gelmekle sınırlı. Bunun dışında toplumla hiçbir sosyal aktivitesi kaynaşması olmayan yaşlılar ömürlerinin son dönemlerini yalnız ve bakıma muhtaç kalacakları kaygısıyla geçiriyor. Her insan ömründe kaçınılmaz olarak bu evreden geçecek olsa da yaşlılığa yönelik bir duyarlılık oldukça zayıf. Yaşlıya yaklaşım algısının yetersiz ve zedelenmiş olduğunu birçok örnekle görmek mümkün.
Devlet destek sunmuyor
Köylerinde devletin işkence ve gözaltı ve hakaretlerine maruz kalan bu insanlar kentlerde de bugün devlet politikalarının diğer boyutlarıyla karşı karşıya. Devletin yaşlıların yaşamlarını idame edecekleri, başkalarına bağımlı olmadan yaşayabileceği bir tutumu, projesi yok. Yaşlılara yönelik hizmet sağlık için kendilerine verilen yeşilkart ve bedeli 380 TL (138 Euro) olan üç aylık yaşlılık maaşıyla sınırlı. Aylık yaklaşık 127 TL'ye (45 Euro) tekabül eden yaşlılık maaşıyla bir insanın barınması, ev kirasını ödemesi, beslenmesi bir yana, içecek suyunu dahi karşılaması mümkün değil. Kendisine 'sosyal devletim' diyen sistem, yaşlılara sağladığı yeşilkart uygulaması ise sağlık sorunlarını bir bütünen tedavi etmelerine imkan tanımıyor. Devletin destek sunmaması nedeniyle yaşlıların birine bağımlı olmadan yaşamaları mümkün görünmüyor. Kendilerine bakacak yakınları olmayan yaşlılar barınma, sağlık ve açlık sorunlarıyla karşı karşıya.
Mücadeleyle yaşama tutunuyorlar
Kürdistanlı yaşlılar, tüm bu zorluklara rağmen bulundukları ortamlara mücadeleci, geçmişin güzel dayanışmacı ruhunu ve mirasını da taşıyorlar. Göç ettikleri mekanlarda istisnalar hariç çocukları ile birlikte yaşamlarına devam ediyorlar. Kaybettikleri evlatlarının acısı, ölüm haberleri ve sürgünlerle acıları katmerlenmiş, olsalar da ufacık kırıntılar, küçücük bir gülücükle mutlu olmayı başarabiliyorlar. Savaşan direnişçi çocuklarının mücadele bayrağını bulundukları yerlere taşıyor, direngenliklerini yitirmiyor, yaşları ne olursa olsun ruhen genç kalmaya çalışıyorlar. Kürdistan'ın serhildan alanlarından kentlere taşıdıkları ruhla örgütlenerek, hayal ettikleri özgür yarınların adım adım gerçekleşmesine tanıklık ediyorlar.
Ülke hasretine rağmen, karşılaştıkları zulüm ardından gün be gün yakınlaşan özgürlüğün de mutluluğunu yaşıyorlar. Genç yaşlardan bugüne verdikleri emeklerin somutlaşması güç ve huzur veriyor.
Kürdistan'da yaşlılara yönelik çalışmalar
Yaşlılara yönelik örgütlü ve yaygın bir hizmet çalışması olmasa da son yıllarda Kürdistan kentlerindeki belediyeler bünyesinde bazı çalışmaların başlatılması sevindirici. Yerel yönetimler ve Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi tarafından Sümerpark sosyal yaşam alanı içerisinde açılan Yaşlı Destek Merkezi bunlardan biri. Sınırlı imkanlara rağmen merkezde yaşlılara destek sunuluyor. Bu çalışmalar içerisinde yaşlılar için açılmış olan sosyal yaşam lokallerinin yanı sıra evde bakım hizmetleri, refakat hizmetleri, piknik ve gezi gibi aktiviteler düzenleyerek kısmi de olsa sahip çıkılarak, yalnızlıkları paylaşılmaya çalışılıyor. Ev ziyaretleriyle birlikte, gerektiğinde yemekleri pişirilerek, ev temizliği ve sağlık kontrolleri de yapılmaya çalışılarak, destek veriliyor.
Kürdistanlı yaşlılar sistemin oluşturduğu huzurevleri mantığını ret ederken, daha özgür, kendini birey hissettiği, kendi kendine yetebildiği sosyal yaşam alanlarının yanı sıra düzenli kalabilecekleri sağlıklı, güvenli asgari yaşam koşullarına uygun sosyal konutlar diyebileceğimiz mekanlar talep ediyor.
Birikimlerini aktaramıyorlar
Bu çalışmaların yanı sıra, Sümerpark Sosyal Yaşam Alanı içinde kurulmuş olan Yaşlı Destek Birimi tarafından gençlik ve yaşlılar arasında bir köprü kurmak, iletişim ağını gelişmek, geçmişin mirasını canlı tanıklarından devralmak için yaşlılar ile birlikte sözlü tarih çalışması başlatıldı. Bunun tüm Kürdistan’da yaygınlaşması için de çalışmalar yürütülüyor.
Kürdistan'ın geçmişine tanıklık eden her bir yaşlımız yaşamını yitirirken, tarihimiz, dilimiz, şarkılarımızdan da eksiliyor. Kürt dili ve kültürünün en büyük kaynağı, hazinesi olan bu değerler, birikimlerini diğer kuşaklara aktaramadan aramızdan ayrılıyor. Birikimlerini aktaracakları alanların yaygınlaştırılması oldukça önem taşıyor. Yaşlılarımız geçmişimizdir. Geleceğimizi kurarken geçmişi göz ardı edemediğimiz gibi mirası devralma bilinci ile bunun kaynağı olan yaşlılarımıza karşı daha duyarlı, daha hassas yaklaşmak, empati kurmak ve bunun yaygınlaşmasını sağlamak için çaba sahibi olunmalı. Dolayısıyla kuşaklar arasında, gençlik ve yaşlılar arasında bir iletişim ve diyalog köprüsü kurularak, gönüllü dayanışma ağını geliştirmek ve yaygınlaştırmak gerekiyor.
Her birimizin birer yaşlı olduğu adayı olduğunu unutmayalım!