Kimi zaman resim, çizim, yazı, yontu gibi plastik öğeler ile derdini anlatmaya çalışırken, kimi zaman da şarkı, şiir, söylence, destan gibi fonetik unsurlarla kendi yolunu çizdi. Elbette tiyatro, oyun, ayin vb. performanslar da hep bu anlatım dilinin bir parçası olarak karşımıza çıktı. Bu anlatım serüveninin araçlarından biri de mizahtır. Ortaya çıkış sebepleri bilinmiyor mizahın. Ama hep gülmeyi, eğlendirmeyi, düşünmeyi oluşturan nesne olarak M.Ö. 4. ve 5. yüzyılda eski Yunan kaynaklarına kadar uzanıyor. Mitolojik Yunan kahramanı olan Oedipus ve Theseus bunun en iyi örneklerini temsil ediyor. 

Aristotales, Platon, Darwin, Descartes, Kant, Hegel, Hobbes, Freud ve Twain gibi düşünürler, mizahı çeşitli biçimlerde açıklamaya çalıştılar. Latince de “humere” olan mizah, 'nemli' anlamına gelmektedir. İsim hali 'umor', nemli ya da sıvı anlamında kullanılıyor. Bu iki kelime, akıcı ve ıslaklık anlamında olan Yunanca'da 'hygros' kelimesinden türetildiğine işaret ediyor ilgili kaynaklar. Ana Britannica’da mizah, Türkçe'ye Arapça'dan girmiş bir sözcük olarak olayların gülünç, alışılmadık, çelişkili yönlerini yansıtarak, insanı söz konusu olaylar üzerinde düşündürme, eğlendirme ya da güldürme sanatı olarak betimliyor. 


Mizah ve estetik

Mizah kavramının estetik kavramı ile anılması da en az mizahın tarih içerisindeki anlatım yolculuğu kadar belirsizlikleri ile birlikte, sınırları çoğu zaman içiçe olan hayatın iki başka bir anlatım görüngüsü olarak yerini almıştır. Mizahı bir estetik element ya da öğe olarak nitelendirmek hatta estetize edilmiş anlatım ve anlam evreni olup olmadığını değerlendirmek için, elbette öncelikli olarak estetik kavramının tarihteki anlam ve mana kurgularına bakmak gerekir. 

Tarihi çok eskilere dayanan estetik, bir güzellik bilimi olarak değerlendirilmesinden bugüne kadar farklı algılama biçimleriyle karşımıza çıkmıştır. Belirsiz bir yerde duran estetik terimi, her yüzyılda, kullanıldığı her alanda, farklı formlarda yeni algılama biçimleriyle kendini göstermektedir. Geçmişi çok eskilere dayansa da estetik terimi, ayrı bir disiplin altında araştırılmak üzere ilk olarak 18. yüzyılda Alman düşünür Alman filozof A.G. Baumgarten tarafından 'duyusal algının mükemmelliği' şeklinde getirdiği tanımlama ile ortaya atıldı. Etik ile mantıkın temel kategorileri olan iyi ile hakikatin yanına koyduğu bu güzellik olgusu, günümüze kadar farklı algılama biçimleriyle tartışılmıştır. Kimileri insani olanın en kaba ve elle tutulur boyutu ile ilişkilidir; kimileri de aklın genelleriyle duyunun tikelleri arasında, estetiği dolayıma sokarak tanımlamaya çalıştı. Kimisi de 'amaçsız amaçlılık' temelinde estetiğin özerk yönüne işaret etti.  

Mesela Kant, duyusallığı estetik tasarımın tamamen dışında bırakır ve geriye yalnızca saf biçim kalır. Schiller'de estetik, zengin ve yaratıcı bir belirlenimsizlik halini alır ve dönüştürmekle yükümlü olduğu maddi aleme sırtını döner. Hegel, beden konusunda çok seçicidir ve bedenin yalnızca özünde idealleştirmeye açık görünen duyularını onaylar. Schopenhauer’de ise estetik, sonuçta maddi tarihin amaçsız bir reddi haline gelmiştir. 


Kierkegaard’ın estetiği ele alış biçimi büyük ölçüde olumsuzdur. Ona göre önceleri, güzelliğin yetkinleşmesi olan estetik, artık boş fanteziyle ve aşağılık arzularla eş anlamlıdır. Özetle estetiğin Baumgarten ile başlayan ve duyu ile tini uzlaştırmayı amaçlayan serüven, aynı zamanda estetiğin modern Avrupa düşüncesindeki ideolojik ve siyasal boyutuna da işaret ediyor. Terry Eagleton, estetiğin, kısmen değerlerin, dehşet verici ve gizemli bir biçimde türetilemez olduğu erken burjuva toplumuna yönelik bir tepki olarak ortaya çıktığına işaret ediyordu. Estetik, kısmen soylu sınıfın orta sınıfa bıraktığı bir miras olsa da, bu durumda o, bölünmüş, belirsiz kalmış mirastır. Bu belirsizlik süreci devam ederken, estetik ve siyaset birçok yönüyle iç içe geçmiş ve siyasetin estetiği belirlediği gibi estetiğinde siyasal öğeler taşıdığını söylemek mümkündür. Bu yüzden estetik kavramı, sadece bir objeyi, eylemi ve nesneyi tasavvur etme olarak değil, aynı zamanda onun farklı disiplinlerde; sanat, edebiyat, kültür politika, felsefe, tiyatro, müzik ve resim gibi alanlarda bütün soyut bağlantıları ile eleştirel ve düşünsel bir eylem olarak kavramak gerekir. 


Mizahın doğası mı?

Ahlaki-siyasi olandan kesin çizgilerle ayrılmamış olan sanat, estetiğin temel araçları içerisinde bir biçimde yer alırken, aynı şeyin mizah için de geçerli olduğunu söylemek abartı olmaz. Mizahın, tıpkı sanat kavramı gibi bilişsel olandan ayırt edilebilir durumda olmadığını teslim etmek gerekir. Çünkü sanat belli bir normatif ahlaki çevrelerle sınırlandırılmış olan toplumsal bilginin bir formu olarak değerlendirilmekteydi ve mizahta bilişsel işlevi ile siyasi ahlaki etkilere sahipti. Christopher Caudwell, 'Ölen bir kültür üzerine incelemeler' isimli kitabında, bu süreci emek süreciyle ve bu toplumsal üretim sürecinin oluşturduğu karmaşık bağlamlarla ilişkilendiriyor. Ona göre önceleri aletler, adetler, büyülü-bilimsel nesneler, tohumlar, kulübeler biçiminde olan bu basit şeyler yine de kültürün önemli bir bileşeni olarak kendi biçimini kazanıyor. Şu çok rahatlıkla ileri sürülebilir ki; tıpkı sabanın kullanış bilgisi kadar mizahın kendi bilgisi de estetik bir formun bir öğesi olarak kendi gerçekliğinin doğası hakkında bize bir şeyler söyler.

 Mizah da en az bütün toplumsal ürünler kadar gerçekliğin doğasının içinde yer alır ve ayrıca onun tarafından yaratıldığını söylemek de aklın sınırlarını pek zorlamasa gerek. Ortaçağ'da kilisenin mizahı baskı altında tutma istemi, mizahın politik yönde bıraktığı iz, 18. yüzyıl sonu ile birlikte Fransız Devrimi ve aydınlanma ile bu kimliğini daha açık bir şekilde kanalize ediyor ve farklı kullanım formları ile sanat sahasında ve günlük yaşamda üretilen bir kültürel ürün olarak estetik ile bağını hep koruduğunu söylemek gerekir. Geçmişten günümüze kadar politik karakteri ile çoğunlukla iktidarın parmak uçlarında biçim alarak, iktidarın ve günümüz açısından kapitalist sistemin bir tür görüngüsüne dönüşen estetik kavramı, mizahın gerçeği yansıtma ve bağımsız duruşunu da kendi uğursuz gömleğini tümden olmasa da kısmen giydirmeyi başardığını söylemek de hakikatten uzak değil. Sermayenin giderek küreselleştiği, her türlü bilginin teknolojik araçlar yoluyla evlere kadar indiği günümüzde, toplum kültürel formu ile neredeyse topyekun estetiğin ideolojik sahaları içinde eritiliyor ve mizah da idealize edilen ve yeniden üretilen toplumsal estetik gerçeklikten nasibini alıyor. 

Ama Türkiye gerçeğini hesaba koyarak bir sonuca varılması gerekiyorsa, mizahın öngörülen estetize edilmiş bir ideolojinin hala kamburu olmaya devam ettiğini teslim etmek gerekir. 1860'larda Osmanlı döneminde çıkarılan ve bilinen ilk mizah dergisi olan Teodar Kasap'ın yayınlamış olduğu Dyojen'den günümüze sayısız mizah dergisi yayın hayatı bulmuştur. Bütün baskılara rağmen II. Abdülhamit suratında iz bırakan siyasi mizah, İkinci Meşruiyet'ten, Cumhuriyetin kuruluş yıllarına, 1950'li yıllarından 90'li yıllara kadar çoğunlukla iktidarın  boyunduruk altına almada zorlandığı ender iletişim araçlarından biri olarak duruyor. Cumhuriyet döneminde farklı sahalarda boy gösteren onlarca mizah dergisi Şêx Saîd'in idamıyla tekrar bağımsızlığını yitirip sesi kısıldığında, birçok dergiye rağmen, iktidara karşı sivri dili ile en özgür nefesini 'Marko Paşa' zamanında aldığı bilinir. Tek partili dönemin geride bırakıldığı 50'li yıllarda Aziz Nesin, Rıfat Ilgaz, Bülent Oran ve Yalçın Kaya gibi isimlerin, mizah estetiğinin politik kimliğini netleştirmesinde önemli katkıları olurken, haliyle 27 Mayıs darbesi ile politize olmuş mizah estetiği kendi bağımsız mecrasına daha ağır köşe taşları döşüyor. Elbette iktidarın acımasız kontrollü saldırıları altında kendi ritmini toplumsal ve sınıfsal dinamiklerden alan mizahın ironisi bol içeriği ve anlam katmanları ile kendi yükünü 80'li ve 90'lı yıllara kadar taşıyabilmiştir. 80 darbesi ve Kürt Özgürlük Hareketi, Türkiye'de mizah ve estetiğine dair en belirleyici etkenler ve özneler olarak yerini almıştır. Penguen, Leman ve Uykusuz gibi mizah dergileri çoğunlukla bağımsız tutumunu iktidarın baskısına karşı sürdürürken, Kürdistan'da ilk Kürtçe mizah dergisi olarak 'Mîrkût' kabul edilir. 1 Temmuz 1985’te Stockholm’de çıkan derginin ardından, yine aynı yılda yayın hayatına başlayan  'Îsot' ve devamında 1992'de bir süre yayın yapan 'Tewlo' ile devam ediyor bu seyir. Musa Anter, İsmail Beçikçi, Halil İncesu ve Doğan Güzel gibi isimlerin yanı sıra pek çok isme yer veren dergi, üç ay sonra kapatılır. Doğan Güzel’in çizdiği Qirix; Keko, Siyasî Abê, Dewê, Hacî Silêman, Feyzo ve bilinen adı ile Pêxwasên Amedê Özgür Gündem gazetesinde yer buldu. Şimdilerde 'Golik' isimli mizah dergisi, yine AKP iktidarına karşı sesini yükselten dergiler arasında yer alıyor.   




Kaynak:

-Estetik ve Toplum[Ästhetik und Gesellschaft]: Yayına hazırlayan Andreas Reckwitz, Sophia Prinz ve Hilmar Schäfer, Suhrkamp Yayınevi, Berlin, 2015.

-Böhme, Gernot: Kapitalist Estetik [Ästhetischer Kapitalismus], Suhrkamp, Berlin, 2016

-Alsaç, Ü: Türkiye’de Karikatür, Çizgi Roman ve Çizgi Film, İletişim Yayınları, İstanbul.

-Arık Bilal  “Durum Komedilerindeki Mizahın İdeolojik Analizi”, İletişim ve Ötesi, Tablet Yayınları, Konya., 2007.

-Eagleton, Terry: Estetiğin İdeolojisi, Çev. Hakkı Hünler, Ankara.,2002. 

-Caudwell, Christopher: Ölen Bir Kültür Üzerine İncelemeler, Çev. Müge Gürsoy Sökmen, Ali Bucak, Metis Yayınları, İstanbul, 2002.