• Özgür Özel, “erken seçim” rüyasıyla; Erdoğan ise “erken seçim” korkusuyla Öcalan’dan ve süreçten uzaklaştıkça Türkiye, seçimsiz diktatörlüğe ve İran savaşına doğru sürükleniyor.

VEYSİ SARISÖZEN

Ali Tarakçı adında bir gazeteci “çok önemli bir bakan Cuma günü istifa edecek” diye bir haber yapmış ve gözaltına alınmış. Cumartesi gününü bekleselerdi haberin doğru olmadığı kendiliğinden ortaya çıkacaktı. Zaten çıkmış ama yine de tutukluyorlar.

Neden?

25 Eylül günü AYM önünde yapılan emeklilerin eylemi sırasında emekli polisin “geçinemiyorum” diyerek beylik tabancasıyla intiharı üzerine toplum ayağa kalkamasın diye…

Nitekim ayağa kalkan olmadı.

Nasıl olsun? Oturduğu yerde haber yapanı tutuklayan ayağa kalkana neler yapmaz?  

Ortalığı yangın yerine çeviren tutuklama furyasının sinsi bir amacı olduğunu artık daha çok düşünüyorum. Şöyle:

'Çerçeve yasa' eğer uygulanabilirse diasporada kırmızı bültenle arananlar da içinde PKK’yle irtibatlı ve iltisaklı olan insanlar, zindanlarda tutulanlar ve şu anda dağlarda silahlı olarak bulunanlar hapse atılmayacakken önüne geleni delilsiz, ispatsız tutuklayan Adalet Bakanı mı, İçişleri Bakanı mı veya  her kimse, süreci bilerek sabote ediyor. Kamuoyu silahlı isyana kalkmış insanlar tutuklanmazken, abuk sabuk nedenlerle insanların tutuklanması arasındaki bilerek yaratılan çelişkiye bakarak, çözüm sürecine karşı çıksın isteniyor. Barışın “toplumsallaşması” bu sinsi yöntemle engelleniyor. Kahve köşelerinde “paramı çalanla evladımı öldüren bir olur mu? Hırsızı hapse atıyorsun, teröristi hapisten çıkarıyorsun” diye böğüren yığınla provokatör var.

Nitekim DEM Parti’yi saymazsak tüm muhalefet bu sinsi yöntemin tuzağına düşüyor. AKP tabanında bile bu bilerek yaratılan çelişki, sürece karşı ciddi tepkilere neden oluyor. Yarın barış masası devrilse söz konusu kamuoyu, bu tuzağa düştüğü için bayram yapacak.

Oysa tutuklamalar örneğin mafyaya karşı uygulansa, tutuklamanın istisna olduğunu yazan Ceza Kanunu şu anda tutuklananların yüzde 90'ına uygulanıp bunlar tutuksuz yargılansa söz konusu tepkiler anında kesilir. Hiçbir provokatör durumu istismar edemez. İşin bir yanı bu.

Diğer yanı ise çok daha vahim. Kaotik durum, Mekke İttifakı'yla artık savaşın eşiğine gelen Türkiye’de bugünkü rejimle savaş kararı almayı ve uygulamayı imkansız kılıyor. Şu anda özellikle müzakere sürecini savunan ve karşı çıkan devlet içindeki iki kanat arasında üstü örtülen çelişki, bu ortamda savaş kararı alındığı zaman yıkıcı bir devlet krizine dönüşür. Sinen halk işte o zaman ayağa kalkar. “Egemenler eskisi gibi yönetemediği” için…

Buradan hareketle ben, devlet içindeki çelişkiyi çözmek isteyen, Öcalan’ın “norm dışı devlet” dediği sürece karşı güçlerin bir “Saray darbesi"ne ortamı hazırlamak için ülkeyi bilerek kaosa sürüklediğini düşünmekteyim. Bu kanat, seçimsiz diktatörlük yoluyla devlet içi ve dışı her türlü direniş potansiyelini yok ederek, ülkeyi savaşa hazır hale getirmek istiyor. Sömürge Valisi Barrack, bu projeyi dile getirmiştir.

Bu proje uygulandığı gün hedef, Öcalan olacak ve darbeciler masayı devirerek Hareket’e karşı yeniden savaş açacaktır ama aynı zamanda “meşruiyet” kazanmak için bagajı çok ağır olan Erdoğan’ı da artık seçim dertleri olmadığı için hedefe koyabilirler.

Belki durumu “abartıyorum” ama eğer çarenin var olduğunu gösteriyorsan tehlikeyi “abartmak” mazur görülebilir. Analiz, gözle görünmeyen tehlikeyi, mikroskopla büyütmeye ve çözüm sürecinin çare olduğunu büyütülen tehlike karşısında bilinçle kavramaya yol açar.

Bu analizi uydurmuyorum. Darbeye zemin hazırlayanlar mikroskop lamında değil, gözümüzün önünde icra-i sanat eylemekte.

Bunlar butlancı CHP’de “ne Kılıçdaroğlu ne Özgür Özel” diyerek yuvalanmış olan müptezel “cunta” heveslileridir. Ergenekon savunucularıdır. Medyadaki uzantıları Sözcü’de, Cumhuriyet’te, Nefes’de, Özdil gibileri sanal medyada mevzilenmişlerdir. Şimdiki seçimli otokratik rejime de  güçlendirilmiş parlamenter rejime de Demokratik Cumhuriyet’e de Barış ve Demokratik Toplum Süreci'ne de saldırıyorlar. Özgür Özel’e de, Kılıçdaroğlu’na da, Erdoğan’a da, Erbakan’ın oğluna da, DEM Partiye de, elbette Öcalan’a da karşıdırlar. Nasıl bir rejimden ve kimden yana olduklarını gizliyorlar.

Mal meydandadır: Siyasi hayattan saydığım siyasi rejim ve isimleri çıkardığımız zaman, geride çıplak bir şekilde seçimsiz diktatörlük rejimi ile devletin pusuya yatmış isimleri olan gizli “cuntacıları” kalır. Basit bir aritmetik hesaptır yaptığım.

 Nitekim adım adım bu hedefe yürümekteler. Daha şimdiden YENİ Parti alternatifini zayıflatmışlardır. YENİ Parti tabanında “DEM Parti seçimde Erdoğan’ı destekleyecek” diyerek müzakere sürecine karşı azımsanmayacak bir karşıtlık yaratmışlar, 'çerçeve yasa'nın oylanmasında YENİ Partili vekillerin üçte ikisinin “hayır” oyu vermesini sağlamışlardır.

Dikkat ediniz. Şu FON tutuklamalarının ucu adım adım Erdoğan’ın yakınlarına uzanmaya başladı. AKP Genel Başkan Yardımcısının adı Fon skandalına karışınca istifa etti. Medyada Akın Gürlek’in ve Hakan Fidan’ın isimleri skandalla ilişkilendiriliyor. Ellerinde dehşetli “iç arşiv” bulunan bu isimlerin piyasaya dökülmesi Erdoğan’ın uykularını kaçırıyor olmalıdır.

Erdoğan, iktidarını korumak için CHP’ye karşı başlattığı darbeden dolayı pişman olacaktır. Rakibi İmamoğlu'nu tasfiye edeyim derken iş çığırından çıkmıştır. Toplumda siyasi ahlaksızlık olarak tepkileri tırmandıran “transferlerle” kendini zayıflatmaktadır. Erdoğan, bana kalırsa “darbeci kimi danışmanlarının” ve kimi bakanlarının oyununa geldiğinin farkında bile değildir. İktidar ve “zenginlik” hırsıyla nereye gittiğini bilmez olmuştur.

En önemlisi Türk halkı sindirilmiştir. Sindirilen halk çaresizdir. Vurguncuların ve mafyanın elinde oyuncak olmuştur. Ordusuna ve devletine ise bağlıdır. Darbeye ve diktatörlüğe adım adım hazır bir psikolojiye yuvarlanıyor.

Bu ortamda bir kere daha Erdoğan ile Özel’in kader çizgisi kesişmişe benziyor. Yıllarca Kılıçdaroğlu ile birlikte Özgür Özel neredeyse Erdoğan’a “yardımcı” olmuş, hatta son yerel seçimlerde kazandığı zafere karşı Özel, Erdoğan’ın iktidarını seçime zorlamak yerine “normalleşme” yolunu seçmiştir. Asıl şimdi bu ikilinin “normalleşerek” Öcalan’ın inisiyatifiyle yürüyen müzakere sürecini var güçleriyle hızlandırmaları ve sürecin barış ve demokrasi amacına ulaşması için darbecilere ve savaş lobisine karşı kaderlerini birleştirmeleri akla uygun olanıdır.

Özel, dokunulmazlıkların kaldırılmasını destekleyerek müttefiki HDP’ye; Erdoğan ise 15 Temmuz darbesiyle Kürt halkına düşmanlıkta ittifak kurduğu Cemaatçi dediklerine karşı yaptıklarıyla ülkeyi şimdiki otokratik rejime yol açmadaki “günahlarını” ancak böyle affettirebilirler.

Özgür Özel, “erken seçim” rüyasıyla ve Erdoğan “erken seçim” korkusuyla Öcalan’dan, DEM Parti’den ve müzakere sürecinden uzaklaştıkça Türkiye seçimsiz diktatörlüğe ve İran savaşına doğru sürükleniyor. Kürt halkı diktatörlüğe ve savaşa direnebilir ama bu iki isim ve partileri o gün geldiğinde tarih sahnesinden silinir. 

Özel, eski ve yeni partisinin içine, Erdoğan da Saray’ın dehlizlerine dikkatle bakarsa başlarına gelecekleri kolayca anlayacaklardır.

Bunu anlayınca Öcalan’ın ve Hareket’in, Kürt halkını kurtarırken, Türkiye’yi ve bölgeyi, Özel’i ve hatta Erdoğan’ı bile kurtarmak için büyük bir riski göze aldığını da anlamış olacaklardır.

Benden uyarması…

Not: Bu analizle Özel ile Erdoğan’ı aynı sepete koymuyorum. Tek adam rejimine yol açan birinci fail Erdoğan ile ikinci fail Kılıçdaroğlu’nun sağ kolu Özel’i darbeciler ve onların medyası çoktan iki kedi gibi aynı sepete koymuşlar, birbirlerini tırmalamaktadırlar. Onlara sepetten çıkın, çözüm masasına gelin; halk, hanginizi beraat ettireceğine, hanginizi mahkum edeceğine “adalet” içinde karar versin diyorum. Diktatörlük ve savaş, zaten can çekişen adaleti öldürür, uyanık olun diye uyarıyorum. Kim bu uyarıma rağmen Barış ve Demokratik Toplum masasından uzak duruyorsa darbecilerin suç ortağı olacaktır.