
Berliner Zeitung ve Frankfurter Rundschau İstanbul muhabiri Frank Nordhausen, Federal Parlamento Üyesi de olan Sol Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Dış politika Sözcüsü Jan van Aken'ın öncülüğünde Almanya'dan Rojava'ya giden bir heyete eşlik etti. Heyetin yaptığı görüşmeler esnasında elde ettikleri bilgiler ışığında basına duyurduğu 'Milan Roketleri' konusu, Alman medyası ve siyaseti için yeni bir tartışma konusu oldu.
Milan roketli çeteler
ARD'nin paylaştığı Frank Nordhausen ve Berliner Zeitung'da yayınlanan 'Milan Roketli Cihatçilar' başlıklı haberi, Frankfurt Rundschau okuyucularına 'Alman silahları Suriye'de öldürüyor' şeklinde aktardı. Haberde, Rojava'da Kürtlere karşı savaşan El Kaide bağlantılı çetelerin, Alman-Fransız yapımı silahlar kullandığı bilgisi yer aldı. Jan van Aken'in temaslarına tanıklık eden Nordhausen, YPG tarafindan El Nusra’dan ele geçirilen 'Milan' roketlerine dikkat çekiyor. 1977-78 yapımı olan roketlerin 80'li yıllara doğru Fransa tarafından Suriye rejimine satıldığını aktaran Nordhausen, roketlerin El Nusra çetesince Halep’te Suriye ordusuna ait bir cephanede ele geçirildiğini kaydetti.
Roketatar için 3 ihtimal
El Nusra elemanlarının Milan roketlerini ateşleyecek 'Bodenziel' marka roket atarları ise nereden buldukları sorusunu soran Alman gazeteci, bunun için 3 ihtimal bulunduğunu yazdı. Nordhausen’e göre, roketatarlar ya Suriye rejimiyle girilen çatışmalarda ya Katar ya da Irak üzerinden El Nusra'ya ulaştırıldı. Alman gazeteci, Milan roketleri ile Bodenziel roketatarlarının Saddam Hüseyin iktidarı döneminde Fransa tarafından Irak’a satıldığını hatırlattı.
YPG Sözcüsü Redûr Xelîl’in görüşlerine de başvuran Frank Nordhausen, Xelîl’in "Kürtlerin neden sürekli cihatçılar tarafından ve Batı orijinli silahlarla saldırıya uğradıklarını anlamadığını" aktardı. Nordhause, Rojava’da YPG karşısında başarısız olan El Nusra çetelerinin ağır silahlara sahip olduğunu altını çizdi.
Hükümetin veto hakkı var
Suriye ve Rojava'da insanların silahlara değil, insani yardıma ihtiyacı olduğunu hergün belirten Avrupa kurumları ve medyasına karşılık, Avrupa menşeli silahların çıkması soru işaretlerini artırdı. Alman devlet televizyonu ARD, konuyu ayrıntılı bir biçimde perşembe akşamı Panorama programında izleyicileriyle paylaştı.
Milan roketlerin en temel özelliği zırh delici olması ve özellikle panzerlere karşı ve aynı zamanda ise beton evlerin hedeflenmesi için kullanıldığı belirtiliyor. Dolayısıyla bu silahın sivil halka karşı kullanılma olasılığını da gözönüne seriyor. Alman ordusunun da kullandığı Milan roketlerinin bugüne kadar en az 40 değişik ülkeye satıldığı bilgisi veriliyor. Silahların her ne kadar Alman-Fransız ortak yapımı olduğu vurgulansa da Almanya'nın silahların satışında "veto hakkı" olduğuna dikkat çekiliyor.
Silah ticareti bırakılmaz!
Federal Parlamento'da CDU/CSU Fraksiyonu'nun Ekonomi Politikaları Sözcüsü Dr. Joachim Pfeiffer, ARD'ye yaptığı açıklamada Suriye iç savaşında Milan roketlerinin kullanılmasının "üzüntü veren bir istisna" olduğunu söylüyor. Pfeiffer ayrıca "ama bu gelecekte silah ihracatımızı durduracağız anlamına da gelmez" diyor.
ARD sorularına cevap yok
ARD Panorama programı öncesi yaptığı yazılı habere göre Milan roketlerinin hangi yollardan Suriye'ye ulaştığına dair Fedaral Hükümet'e yöneltilen sorulara cevap alınmış değil.
Almanya'nın silah ticaretine karşı çalışmaları ile tanınan Jan van Aken, Almanya'nın geçmişteki silah ihracatındaki liberal politikalarını eleştirerek, "Federal Hükümeti bugün yaptığı silah ihracatının 30 yıl sonra nelere yol açacağını sorması gerekiyor" diyor. Jan van Aken, "Çünkü kimse satılan bu silahların kimin eline geçeceğini bugünden tahmin edemez" uyarısında bulundu.
Nordhausen yorumladı
Frank Nordhausen, ayrıca Berliner Zeitung'da Cenevre 2 Konferansı'na Kürtlerin çağrılmamasını eliştirdiği 'Montreux’nün boş sandalyeleri' başlıklı yorumunda, aynı zamanda "Suriye muhalefeti" için ayırılan boş sandelyeleri gösteren fotoğrafa yer verdi. Nordhausen "Suriye sorununun çözümüne katkı sunabilecek önemli bir bir aktör davet edilmedi" dedi. Nordhausen şunları vurguladı: "Batılı devletler Suriye İç Savaşı’nın taraflarının Montreux’de bir araya gelmesini bir 'ilerleme' olarak kaydederken, tükenmiş olan ülkede (Suriye) genel kanı yeni bir dibe vuruşu yaşıyor. Suriye'de 'Barış Konferansı'nın başarısına inanacak bir kişiyi bile bulamamak ümitsizce bir durum. Çatışmanın gerçek taraflarını davet etmeden nasıl olacaktı ki?
'Kürtler Batı için ideal partner'
Bu durum özellikle katılmak için çaba sarfeden ama soğuk bir biçimde reddedilen bir parti için geçerli-Ülkenin kuzeydoğusundaki 2,5 milyon Kürt. Onlar, Suriye’de hem rejime karşı hem El Kaide’ye karşı mücadele yürüten, hem seküler olan, hem azınlıklara koruma sağlayan ve hem de insan haklarını olabildiğince savunan tek aktörler. Böylelikle bir zamanlar 'Kuzey Irak Kürtleri'nin olduğu gibi Batı’nın partneri olarak öngörülebilirlerdi.
Ama işte tam da tersi oluyor: Suriyeli Kürtler görmezden geliniyor, açlığa terkediliyor, ağır silahlarla donatılmış cihatçıların saldırılarına maruz bırakılıyorlar. Bunu sebebi de Türkiye’nin onları paranoyakça tehlike olarak görmesinin Batı tarafından hiç sorgulanmadan kabul edilmesidir. Suriye’deki bu kaos içerisinde çok milletli, çok dinli Suriye’yi flamalarına yazmış olan bu yegane aktörü desteklemenin zamanı geliyor. Kim ona yardım ederse, o demokrasinin inşasında konuşma hakkına sahip olacak- Tıpkı Kuzey Irak’ta olduğu gibi."
HABER MERKEZİ