Alman solunda bir iç savaş sürüyor

Dosya Haberleri —

30 Mayıs 2021 Pazar - 14:57

  • Genel olarak Wagenknecht, neoliberal reform politikalarının, yani ilkin Yeşiller’in (o zamanki Şansölye Gerhard Schröder’in SPD’sinin küçük koalisyon ortağı olarak) federal hükümette en son yer aldığı dönemde uygulanan politikaların, “bizi Amerika’daki koşullara dikkat çekici biçimde yaklaştırdığı”na inanıyor.

THE BELLOWS

Çeviren: Serap Güneş

 

Şu anki kamuoyu yoklamaları tutarsa Yeşiller Partisi, yakında Alman hükümetine liderlik edebilir. Ancak bu değişiklik, sıradan Amerikalı gözlemcilerin sandığı kadar radikal olmayacak. Yeşiller, büyük oranda, mevcut iki iktidar partisi olan muhafazakar CDU/CSU ve sosyal demokrat SPD'nin hayal kırıklığına uğrattığı seçmenleri kapsayacak ve bu ikisinden biri Yeşiller Partisi'nin küçük koalisyon ortağı olarak iktidara tutunmaya devam edebilir. Yeşiller’in kendisine gelirsek, süreklilikten yana olacaklar ve değişim açısından (bir ihtimal, ülkenin şimdiye kadar Alman tüketicilerine pahalıya mal olduğu ortaya çıkmış olan yenilenebilir enerji üretimine geçişini hızlandırmak dışında) çok az şey sunacaklar.

Die Linke'nin (Sol Parti) önde gelen isimlerinden Sahra Wagenknecht’in kışkırtıcı bir şekilde “Die Selbstgerechten” (Burnu Büyükler [ya da “kerameti kendinden menkuller”, “en doğrusunu ben bilirimciler”]) adını verdiği yeni kitabında belirttiği gibi Yeşiller, büyük ölçüde “akademik orta sınıfın, yazılım programcılarının ve pazarlama uzmanlarının partisi.” Ancak yönetici tabakasının bu temsilcilerinden duyulan hoşnutsuzluk, Batı'nın başka yerlerinde olduğu kadar Almanya'da da hızla büyürken Alman siyasi ortamı çok az ciddi alternatif sunuyor. Wagenknecht'in kendi partisi böyle bir alternatif olduğunu iddia ediyor ancak aynı kamuoyu yoklamaları, partinin oy oranının yalnızca yüzde yedi olduğunu, yani ulusal olarak dört yıl önceki federal seçimlerden iki puan daha az olduğunu gösteriyor.

 

Wagenknecht’e göre suçlu ‘yaşam tarzı solculuğu’

Wagenknecht, bu durgunluğun suçunu, partisini Yeşiller kadar ele geçirmiş olan “sol liberal” kanaatlere sahip, çoğunlukla üniversite eğitimli, şehirli “yaşam tarzı solculuğu” dediği şeye yüklüyor. Bu yaşam tarzı solculuğu, iklim değişikliğiyle mücadele için daha yüksek gıda ve gaz fiyatları vaat ediyor ancak Alman işçilere daha iyi ücretler ve iş güvenliği açısından sunacağı hiçbir şey yok. Bu seçmenlerin giderek sağcı Alternative für Deutschland'a (Almanya için Alternatif) yönelmesi şaşırtıcı değil - tıpkı Amerika'daki işçi sınıfı seçmenlerinin Trump'a, Fransa'da Marine Le Pen'e ve Macaristan'da Viktor Orbán’a yönelmesi gibi. Wagenknecht, bu gelişmelerin ırkçılığın yükselişinin kanıtı olmadığını, ondan ziyade Die Linke'nin geleneksel seçmen tabanının endişelerine yabancılaşmasının sonucu olduğunu ileri sürüyor. “Bu gidişatı tersine çevirmek, Die Linke'nin küresel sermayenin çıkarlarına karşı Almanya’nın ulusal egemenliğini savunmasını gerektirecek” diyor. Bu ise göçü, düşük ücretli işçilerin pazarlık gücünü artırmak için, yönetilebilir seviyelere indirmek demek.

(Wagenknecht’e göre) “Bireyciliğin ve kozmopolitancılığın” etkisindeki solcular, başka ülkelerdeki muadilleriyle, kendi ülkelerinin işçi sınıflarından daha fazla ortak noktaya sahip.

Wagenknecht'in yeni kitabı, Die Linke'deki yoldaşlarının öfkeli tepkilerine yol açtı. Milletvekili Niema Movassat, onun seçmenlerini “hor gördüğü … kendi partisine karşı gerçek bir savaş” yürüttüğünden şikayet etti. Die Linke dostu Neues Deutschland gazetesinden bir yazar, Wagenknecht'in trans ve göçmen hakları aktivizmine yönelik eleştirisinin zaten bu konularla ilgili endişeler yüzünden politikleşmiş olan gençleri partiden soğutma tehlikesi içerdiğini ekledi. Tartışmaya belki de en az ikna edici katkı olarak köşe yazarı Ingo Arend, sol-liberal taz gazetesinde, “marjinalleştirilmiş” kimliklere sahip olanların yürüttüğü sembolik “tanınma” mücadelelerinin aslında siyasi iktidara ulaşmanın anahtarı olduğunu yazdı.

 

‘Kozmopolitancı solculuk işçi sınıfından uzaklaşıyor’

Wagenknecht'in ekonomik küreselleşmeye yönelik saldırılarına verilen bu öngörülebilir tepkilerin gösterdiği şey, siyasi ideolojilerin ve parti programlarının da aynı şekilde tamamen küreselleştiği. Movassat ve Arend'inkine benzer eleştiriler, 2016'da Bernie Sanders'a da yöneltildi (onun açık sınırların “bir Koch kardeşler önerisi” olduğu şeklindeki açıklamasını Wagenknecht de onaylayarak alıntılıyor). “Bireycilik ve kozmopolitancılık” etkisindeki solcular, başka ülkelerdeki muadilleriyle kendi ülkelerinin işçi sınıflarından daha fazla ortak noktaya sahip. Başka bir deyişle, Wagenknecht'in Jean-Jacques Rousseau'dan alıntıladığı gibi, “Bu tür filozoflar, komşularını sevmekten kaçınmak için Tatarları sevecektir.”

Seçkinlerin dünyayı turlaması, kültürel ifadenin daha da homojenleşmesine katkıda bulunuyor. Antifaşist tarz, ihracata aç Almanların küresel köye kesinlikle en garip katkılarından biri olmuştur; dikkat çekici bir şekilde siyahlara bürünmüş olan Antifa, meşruiyetini neo-Nazi faaliyetlerinin sözüm ona her yerde bulunmasından alarak Alman siyasi sahnesinde onlarca yıldır yaygın bir görüş olagelmiştir. Amerikalı muadilleri Portland, Oregon gibi uzak yerlerde vitrinleri indirirken görülebilir ancak Wagenknecht, azınlıklara karşı gerici görüşlere sahip kişilerin gerçek sayısının önemli ölçüde azaldığını gözlemliyor. İster etnik gruplar arası evliliklerin, ister kadın bağımsızlığının, isterse de eşcinselliğin daha fazla kabul edilmesinin sonucu olsun, birbiri ardına anketler, Batı toplumlarında önemli ölçüde daha liberal bir bakış açısı yerleştiğini belgeliyor.

Öyleyse solcuların hoşgörüsüzlükte artış dediği şey ne? Wagenknecht'e göre bu, defansif bir sınıf mücadelesi biçimi. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Batı ekonomilerinde muazzam büyüme oranlarıyla yaşanan “Altın Çağ”, eğitim sistemlerini genişletti ve geleneksel olarak üst-orta sınıfa girmesi mümkün olmayan birçok insana yüksek öğrenim yoluyla sosyal hareketlilik [sınıf atlama imkanı] sağladı. Ancak ekonomik büyüme oranları on yıllardır durgun olduğu için üniversite diplomalı türedi’ler, birdenbire aşağı doğru sınıf hareketliliği [sınıf düşme] tehdidinin farkına varıyorlar ve bu nedenle saflarına katılmak için geçilecek sınırları daha da katı bir şekilde belirlemek [yoksulların göçünü engellemek] istiyorlar. Wagenknecht, bunun “yeni bir şey değil, tarihsel olarak norm” olduğunu açıklıyor. “Sosyal sınıf sınırları daha geçirgen hale geldikçe, rekabet büyür; aşağıdakilere [göçmenlere] erişimi kapatınca kendi çocukları için statü kazanımlarını güvence altına almak daha kolay hale geliyor.” Wagenknecht'e göre akademisyen olmayanları belirsiz ve sürekli değişen konuşma kodları ve kavramlarla şaşkın bir yabancılaşma durumunda geride bırakmak, tam da amaçlanan şey. (Bu arada, Wagenknecht'in sınıf dinamikleri hakkındaki tarihe atıflı açıklamasını doğru çıkarmaya çalışırcasına yoldaşlarından bazıları, yaklaşan sonbahar seçimlerine Die Linke’den girmemesini istediler ama başarılı olamadılar.)

 

‘Söylenebilirin sınırları giderek daralıyor’ mu?

Kamuoyunda kabul gören görüşlerin sınırlarının daralması, Amerika Birleşik Devletleri'nde olduğu kadar Almanya'da da giderek daha da belirginleşiyor. Son zamanlarda hükümetin Covid-19 kapsamındaki kapanma politikalarını hicveden bir dizi sanatçı tarafından yapılan bir kampanya, kanaat önderlerinden büyük tepki aldı. Öyle ki Alman RTÜK’ünün bir üyesi, kampanya katılımcılarının yayınlara alınmaması çağrısında bulundu. Bu çağrının anında ters tepmesi, ifade özgürlüğü hakları hiçbir zaman Birleşik Devletler'deki kadar mutlak olmamasına rağmen (örneğin hükümet Holokost inkarını yasaklar), Alman demokratik söyleminin henüz tam olarak çökmediğini gösteriyor.

Siyasi söylemde neye izin verileceğine karar verme hakkı, Alman devletinin tasarrufunda. İhlal teşkil ettiğine inanılan görüşler, ajanlarının Wagenknecht'i bizzat izlediği bilinen, meşum adıyla Bundesverfassungsschutz (Federal Anayasayı Koruma Dairesi) tarafından gözetim altında tutulmaktadır. Pek de şaşırtıcı olmayan şekilde, geçenlerde bir New York Times yazarı, Amerika'da bu kurumun bir benzerine ihtiyaç olduğunu söyleyerek tartışmaya dahil oldu.

Ne var ki Amerika Birleşik Devletleri, Almanya'nın Antifa tarzı siyaset konusundaki cömert armağanına, Birinci Düzenlemeyi ihraç etmek yerine Silikon Vadisi teknoloji tekellerinin erişimini genişleterek karşılık verdi. Wagenknecht'in kitabının kapanış bölümünde belgelediği üzere bu tekeller, Avrupa Birliği'nde bilgiye kamusal erişimi domine etme tehlikesi arz ediyorlar. Genel olarak Wagenknecht, neoliberal reform politikalarının, yani ilkin Yeşiller’in (o zamanki Şansölye Gerhard Schröder’in SPD’sinin küçük koalisyon ortağı olarak) federal hükümette en son yer aldığı dönemde uygulanan politikaların, “bizi Amerika’daki koşullara dikkat çekici biçimde yaklaştırdığı”na inanıyor; “Amerika Birleşik Devletleri'nden gelen görüntülerin kendi geleceğimize aynadan bakar gibi bakmamızı sağladığını” ekliyor. Bu bir tür uluslararası yakınlaşma ama tam da en olmayacak konularda.

Diğer ülkelerdeki en kötü değil, en iyi fikirleri benimseyen alternatif bir enternasyonalizm mümkün. Almanya'nın Birinci Düzenlemeyi örnek alması (ve belki de, en azından kokulu, kavurucu metro vagonlarında havalandırmayı arttırması) gerekirken, Amerika Birleşik Devletleri'nin ise Avrupa’nın çalışma ilişkilerini yönetme gücünden öğreneceği çok şey var. Aslında Wagenknecht'in “Amerika'nın Manchester kapitalizmi” olarak alay ettiği şeyin çökmekte olduğuna dair umut verici bir işaret olarak, ABD'li muhafazakarlar şimdi Almanya'nın, işçi temsilcilerine şirketlerinin iş kararlarında söz hakkı veren kurumsal yönetişimin “ortak karar verme” modeline hayretle bakıyorlar. Muhafazakâr düşünce kuruluşu American Compass'ın araştırma direktörü Wells King'in iyimser bir tavırla belirttiği gibi, "çalışma konseyleri ile yönetim kurulu seviyesinin ortak karar verme kombinasyonu, Almanya’da stratejik kararlar almada kısa vadeli yaklaşımı azaltma ve ulusal gelir eşitsizliğini düşürme konusunda olumlu etkiler gösterdi”. Wells, Alman işçilerin sahip olduğu sektörel pazarlık yetkilerinin de örnek alınmaya değer olduğuna inanıyor. Başka bir cesaret verici işaret ise Amerikalıların açık bir çoğunluğunun bu tür düzenlemeleri desteklemesi.

Ne var ki Wagenknecht, çoğunluğun tercihlerinin artık politika kararlarını nadiren etkilediğini vurguluyor, çünkü kurumlarımız temelde demokrasiye güvenmiyor. Fransa, vatandaşlarından 2005 yılında önerilen AB anayasasının onaylanması için oy kullanmalarını istediğinde yüzde 55’i hayır dedi – ama o zamanki AB liderleri referandumu görmezden geldi ve Lizbon Antlaşması'nı yine de onayladı ve Amerika’da halkın yüzde 69’unun desteklediği “Herkes için Medicare”, hala yasalaşmıyor.

 

İşçi partileri isyana liderlik etmek istemezse…

Wagenknecht'in kitabına verilen sol içi tepki, siyasi programını Die Linke'de yakın zamanda gerçekleştirme şansının olmadığını açıkça ortaya koyuyor. Bununla birlikte, popülist çoğunluklar her zaman yeniden kontrolü ele geçirebilir. Daha önce olduğu gibi, bu programın destekçilerinin, yanlarından elektrikli araçlarla geçen şehirli entelektüellerden ziyade daha düşük dizel yakıt fiyatları için gösteri yapan çiftçiler arasında olması daha muhtemel (hiçbir düşünce “yaşam tarzı solculuğunu” daha fazla dehşete düşürmüyor). Ancak siyaset boşluk tanımaz ve geleneksel işçi partileri isyana liderlik etmek istemezse, etmek isteyen başkaları kesinlikle olacaktır.

Wagenknecht'in de gözlemlediği üzere, zaten durum o. Sonuçta Marine Le Pen'in Ulusal Cephe partisi, Başkan Emmanuel Macron'un kemer sıkma politikasına son verilmesi çağrısında bulunuyor; bu esnada Polonya'nın iktidardaki Kanun ve Düzen Partisi, tümü AB'nin dar bütçe yönergelerine aykırı olarak, cömert çocuk ödenekleri sağlamak da dahil olmak üzere, refah devletini genişleten çok sayıda yasa çıkarıyor. Bu partilerin popülaritesi soldaki birçok kişi için yükselen aşırı sağın kanıtı. Ancak Wagenknecht başka düşünüyor: Bu bir “sihirbaz el çabukluğu” ile gerçeğin çarpıtılması ve orada olmayan hayaletleri çağırmak. Bu, yalnızca solun sermaye ile tamamen uzlaştığı gerçeğini gizliyor. Sefalet gerçekten de garip uzlaşmalara sebep oluyor.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.