Almanya’dan sonra İsviçre de, İç Güvenlik Raporu’nu açıkladı. Kürt Özgürlük Mücadelesi’ne geniş yer verilen Federal İstihbarat Servisi’nin (FIS) raporu, 2011 ile 2012 yılının ilk yarısını kapsıyor.
İç Güvenlik Raporu’nda ‘Arap Baharı’ şaşırtıcı, beklenmeyen ve uluslararası dengelerin hızlı da değişebileceğini gösteren gelişmeler olarak tanımlanıyor.
‘Avrupa’nın Borç Krizi’ ve ‘Arap Baharı’ başlığında yapılan değerlendirmede, Avrupa’nın, borç krizi, iflas riski, negatif büyüme, sert kemer sıkma önlemleri altında gerilimli günlere sürükleneceği vurgulanıyor. İflas ile karşı karşıya bulunan AB üyesi ülkelerin, AB’nin bütünlüğünü sarstığı vurgulanan raporda, İsviçre’nin de bu etkilerden kendisini soyutlayamayacağının altı çiziliyor. Güvenlik ve ekonomik sorunların AB’nin İsviçre üzerinde baskılarını arttırılacağı da tespit edilen konulardan biri.
‘Arap Baharı’nın da uluslararası dengelerin hızlı ve beklenmedik gelişmelerle etkilediği vurgulandığı raporda, rejim değişikliklerinin neyi getirdiğinin kestirilemediği belirtildi. İstikrarsızlık, ekonomik gerilemeler, şiddetli çatışmalar ve radikal hareketlerin güçlenmesi gibi gelişmelerin bu dönemde gelişebileceği vurgulandı. Raporda bu gelişmelerin yanı sıra olumlu gelişmelerin de olabileceğinin altı çizildi. Raporun kitle imha silahları bölümünde ise İran ve Kuzey Kore’nin gizlice nükleer silah geliştirdikleri savunuluyor.
El Kaide Lideri Usame Bin Ladin’in öldürülmesinin ‘uluslararası terörle mücadele’de kilometre taşı olduğu iddia edilen raporda, El Kaide’nin özellikle Arap Yarımadası ve Afrika’da büyümeyi sürdürdüğü, söz konusu ülkelerde İsviçrelilere yönelik saldırı ve rehin alma olaylarının gelişebileceğine işaret edildi.

‘Etno milliyetçilik’
Raporda PKK ve Tamil Kaplanları (LTTE), ‘Ento Milliyetçi Örgütler’ başlığı altında ele alınmış. Federal İstihbarat Servisi (FIS) raporunda „her iki örgütten duyduğu endişeyi“ raporunda dile getirmiş. Söz konusu örgütlerin ülkelerindeki siyasi gelişim ve değişimlerin etkisinde örgütlendiklerinin iddia edildiği raporda Kürt Özgürlük Mücadelesi hakkında şunlar söyleniyor: „PKK, Kürt ılımlılar ile Türk hükümeti arasındaki müzakerelere karşı çıkıyor. 2011’den beri çatışmalar şiddetlendi. Her iki taraf da çatışmalarda ağır kayıp verdi.“
Çatışmaların askeri bölgelere, kamu görevlilerine, çeşitli santrallere ve kentlere yayıldığı belirtilen raporda, turizm bölgelerininde bu saldırılardan etkilendiğine dikkat çekiliyor.

Turizm uyarısı

Kürt gerillalarıyla, Türk ordusu arasındaki çatışmaların yer yer turizm bölgelerine kaydığı dile getirilen raporda 2011 Ağustos’unun sonunda Antalya’da patlamaların olduğu ve bu olayları Kürdistan Özgürlük Şahinleri’nin üstlendiği savunuluyor. Ayrıca benzeri saldırıların bu yılda olabileceği uyarısı yapılıyor.

Tecrit eylem nedeni
Bu arada raporda Kürt halkı açısında Öcalan’ın liderlik konumuna da vurgu yapılıyor. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a uygulanan tecridin Avrupa’nın diğer ülkelerinde olduğu gibi, İsviçre’de de Kürtleri hareket geçirdiği belirtiliyor. Rapor, „PKK İsviçre’de eğitim kampları düzenliyor“ diyor ama bu iddialarını doğrulamıyor. Özgürlük Mücadelesi’ne karşı Almanya, Fransa ve İtalya’daki ev baskınlarına da raporda atıfta bulunuluyor. Raporda „İsviçre’de Almanya’nın isteği dahilinde tutuklanan Metin Aydın dışında bir PKK’li tutuklu bulunmuyor“ ifadesine de yer verildi.
‘Etno milliyetçi’ olarak tanımlanan Tamil Kaplanları’nın üyelerinin bir kısmının İsviçre’de aktif olduğu, bunlara yönelik operasyonlarda 10 kişinin tutuklandığı dile getiriliyor. Tutuklanan 10 kişiye yönelik suçlamalar arasında, karapara aklama, şantaj ve halka baskı gibi iddialar bulunuyor. 
Kürt Özgürlük Hareketi ve Tamil Kaplanları’na yönelik suçlayıcı ibarelerden sonra ‘Etno milliyetçilik’ bölümünde ayrıca bir değerlendirmede yapılmış. Diasporanın ‘aşırılık yanlısı grupların’ istihdam havuzu haline gelebileceği ve bu grupların da gönüllüler tarafından desteklenebilecekleri bilgisi var. Ancak,  rapor, bu grupların faaliyetlerini yine de baskıyla yürüttükleri yönündeki bir ibareye yer verme gereği duyuyor.
Raporun beklentiler bölümünde ise Kürtlerin giderek sabırsızlandığı dile getiriliyor. Türk hükümet yetkilileri ve Türk medyasının ileri sürdüğü ‘ılımlı-şahin’ kanatlı PKK tespitinin esas alındığı raporda , Türkiye’nin atacağı her olumlu adımın, diasporadaki Kürtleri de olumlu etkileyeceği belirtildi. Rapor, AKP’nin atacağı adımlarla da PKK’yi ekarte edeceği beklentisi de raporda yer alıyor.

‘PKK kilit önemde’
Kürt Özgürlük Mücadelesi’nin Avrupa’daki Kürtler arasında kilit bir önemi hatırlatılan raporda „PKK diasporadaki Kürtleri ve özellikle de gençleri harekete geçirmeyi hedeflediği“ ibaresine yer veriliyor.
Raporda ayrıca Öcalan üzerindeki tecridin şiddet eylemlerini tetiklediği ve protestoların Avrupa’da daha da genişleyeceği, tecridin sürmesi durumunda Türk özel ve resmi kurumlarına yönelik her an bir saldırıların olabileceği iddilarına yer verildi.

İsviçre’nin hesapları
İsviçre’nin Türkiye ile olan silah ticareti, ekonomik ilişkiliri, enerji hatları planları, Türk resmi tezlerinin zorunlu olarak benimsenmesi sonucunu da doğurmuştur. Bu nedenle raporun subjektif niyetlerle yazıldığı anlaşılıyor. İsviçre’de hak ve özgürlük talepleri ile demokratik mücadelelerini sürdüren toplulukların öncülerini ‘terörizmle’ suçlama ayrıca, aşırı sağcı partilerin ırkçı politikalarına haklılık kazandırıyor. Ancak raporun genelinde bakıldığında Kürt sorununun önemi, PKK’nin ve Öcalan’ın etkisi, içte ve dışta PKK’nin Kürt toplumunu yönlendiren tek güç olduğunu tespitini görmek mümkün.
Raporda Kürt sorununun çözümsüzlüğünün bunun dışında Türkiye ile ekonomik, turizim, enerji hatları gibi her alanda rizikoları arttırdığı vurgusunun yapılması, dikkatleri sorunun çözümüne de çekmiştir. Ancak, Türkiye’nin işlediği katliamlar ve hak ihlallerine yer verilmemesi, raporun tek yönlü bir bakış açısıyla yazıldığını gösteriyor. 

ALİ ÖZŞERİK / ZÜRİCH




Yorum: ­­Türkiye’nin yaptığı iftira suçudur

Almanya'da ülke güvenliğine ilişkin 2011'deki gelişmeleri ele alan İç Güvenlik Raporu, geçtiğimiz günlerde Federal İçişleri Bakanı Dr. Hans Peter Friedrich ve Federal Almanya Anayasayı Koruma Örgütü'nün istifa etmiş olan başkanı Heinz Fromm tarafından açıklandı.
2011 Kasım'ında 'döner-morde' denilen 8 Türkiyeli, 1 de Yunan toplam 9 kişinin 2000-2006 yılları arasında öldürülmesinde yabancı düşmanı NSU partisinin etkili olduğunun ortaya çıkması, bu raporu daha da önemli kılıyordı. Ancak, bu olayların hemen akabinde konu ile ilgili 7 hassas dosyanın ortadan kaldırılması Heinz Fromm'un istifasını da birlikte getirmişti.
Ancak Kürtler için PKK ile ilgili tespitler çok daha önemli bir durumda. Raporun 293. sayfasında ilk başta göze çarpmayan ama şimdiye kadar Türk devleti tarafından her fırsatta dile getirilen bir iddia çürütülüyordu. Türk devleti ve hükümeti yetkilileri, her daima 'PKK Avrupa'da uyuşturucu ticareti yapıyor' şeklinde açıklamalar yapıyordu. Rapor ise PKK'nin Avrupa'da uyuşturucu ticaretine karıştığına dair her hangi bir emare bulunmadığını vurguluyordu. Biz, bu söylemin siyasi anlamını yorumunu ehil kişilere bırakalım. Ancak insanın yine de "Duyduk duymadık demeyin. PKK uyuşturucu ticareti yapmıyormuş" demesi geliyor. Rapordan sonra Türk devletinin ve onun adına konuşan insanların ifadelerini değiştirmesini beklemiyoruz ama bir hususu belirtmeyi üzerimizdeki bir yükümlülük olarak görüyoruz.
"Falsche Verdächtigung" ya da halk nezdinde 'iftira' Almanya kanunlarına
(§ 164 StGB) göre suçtur. Dilekçe üzerine cezai işlem gerektirir. Zira asimilasyon ne kadar insanlık suçu olarak Almanya'da suç unsuru olarak ceza kanununda yer almışsa -ki bizim nacizane firkimizce olmalıdır' iftirada cezaya tabidir. Bu böyle biline...
Bunun dışında Kürtlere ayrılan 22 sayfada ilk defa Almanya'da yaşayan Kürtlerin sayısı yaklaşık 800 bin olarak veriliyor. Sayının resmi kaynakların belirttiklerinden çok daha fazla olduğu aşikardır. Bunun dışındaki veriler neredeyse şimdiye kadarki raporların bir tekrarı. Sadece PKK'nin önceki senelere göre 1500 daha fazla üyesi artmış. (11 bin 500'den 13 bine çıkmış)
Raporun sonuç bölümünde Öcalan'ın tutukluluk durumuna ilişkin çalışmalar ve diğer aktüel çalışmaların, Almanya'da devam edeceği söyleniyor. Mesela geleneksel festivallerin devam edeceği, (El alemin bizden beklentisi bu, hazır festival yaklaşıyorken kimseyi hayal kırıklığına uğratmayalım), PKK'nin medyayı kullanıp eylem yeteneğini devam ettireceğini, dahası lobi faaliyetlerini geliştirip Kürt sorununda yasal temsilci ve muhatap olarak tanınmak istediği raporda dile getiriliyor.
Yazımızın başında belirttiğimiz yabancı düşmanlığı ekseninde suçların ferdi olarak önümüzdeki senelerde de artış gösterebileceği düşünülüyor. Bunun dışında radikal-İslami partiler ve örgütler büyük tehlike olarak görülüyor.

Avukat MAHMUT ERTAŞ