Almanya'nın Stuttgart kentinde Cumartesi günü göçmenlerin sorunları ile çözüm önerilerinin tartışıldığı bir konferans yapıldı. Demokratik Güç Birliği Platformu’nun Almanya'ya göçün 52. yılı nedeniyle düzenlediği geniş katılımlı konferans, gün boyu sürdü. Alman Sendikalar Birliği’nin binasında düzenlenen konferansa Kürdistanlı ve Türkiyeli göçmen siyasetçilerin yanı sıra Alman parlamenterler, sendika temsilcileri ile bilim insanları da katıldı.  Konferansta, Kürdistanlı ve Türkiyeli göçmenlerin yaşadığı ekonomik, siyasi ve sosyal sorunlar hem Almanya boyutuyla ve hem de Türk devleti ile ilişkileri bağlamında ele alındı.


Açılışı Ayfer Ber yaptı

Konferans, Dersim 38 Soykırım Karşıtı Derneği Başkanı Ayfer Ber'in açılış konuşmasıyla başladı. Almanya'da Türk, Kürt, Arap, Asuri ve Ermeni halklarını temsilen 22 göçmen örgütünün bu yıl bir araya gelerek Demokratik Güç Birliği Platformu olarak göçmenlere seçme ve seçilme hakkının tanınmasını istediklerini belirten Ayfer Ber, "Burada yaşayan, çalışan ve vergisini ödeyen biz göçmenler, 22 Eylül'deki seçimlerde de seçme ve seçilme hakkına yine sahip olmayacağız. Yaklaşık 6 milyon göçmen bu haktan mahrum kalacak" dedi. "Kendisine 'demokratik' diyen ve Anayasası'nda ‘bütün insanlar yasalar karşısında eşittir’ diyen bir ülkede, söz konusu göçmenler olunca eşitlik ortadan kalkmış oluyor" diyen Ber, "Almanya genelinde başta Kürt kurumları olmak üzere, tüm ilerici, devrimci-demokratik kurumlara, bu kurumların yöneticilerine ve üyelerine karşı kriminalize politikaları güdülerek terörize ediliyor" şeklinde konuştu.

Baskılara boyun eğmeyeceğiz

Kriminalize politikaları ile yasal kurumların basıldığına ve bir çok kişinin sudan gerekçelerle tutuklandığına dikkat çeken Ber "Bu tür anti demokratik baskılara karşı göçmen kurumları olarak boyun eğmeyeceğimizi, haklı ve meşru mücadelemizi ısrarla sürdüreceğimizi bir kez daha yüksek düzeyde belirtiyoruz" dedi.

Göçmenlerin 52 yıllık acı hikayesi

Konferansın ilk bölümünde göçün tarihi ve siyasi mültecilerin yaşadığı sorunlar ele  alındı. ATİF Yönetim Kurulu Üyesi Ufuk Berdan sunumda Almanya'da göçmenlerin total olarak bir çok haktan mahrum bırakıldığına işaret ederken, bu konuda en çok Kürtlerin haksızlığa uğradığını ve Kürtlerin kimliklerinin dahi tanınmadığını söyledi. "Kürtler, Türk, Arap ve Fars olarak kabul ediliyor" diyen Berdan, "Buna karşı mücadele etmeliyiz" çağrısı yaptı.

Ha 129. ha 141. madde!

Alman Ceza Yasası'nın 129 a ve b maddesini, Türk Ceza Kanunu'nun 141. maddesine benzeten AGİF Eşbaşkanı Ali Mitel de "12 Eylül darbesiyle başlayan siyasi göç, 90'lı yıllarda Kürdistan'daki kirli savaşın yoğunlaşmasıyla birlikte yüzbinlerce insanı kapsadı. Ancak siyasi ilticacılar burada da baskılarla karşılaşıyor. 129 a ve b maddeleri TCK'nin 141. maddesi gibi. Bu maddeyle istenilen kişiye rahatlıkla dava açılabiliyor. Ayrıca Almanya'da demokratik kurumlara karşı Türk istihbaratıyla sıkı bir şekilde bir çalışma var" şeklinde konuştu.

Hakikatte en iyi Güney Afrika

Konferanstaki sunumunda geçmişle yüzleşmenin önemine dikkat çeken Tübingen Üniversitesi'nden Prof. Dr. Elmar G.M. Weitekamp; Şili, Guatemala, Fas, Güney Afrika ve Sri Lanka gibi ülkelerde hakikatleri araştırma komisyonlarının kurulduğunu hatırlattı. Prof. Weitekamp, hakikatleri araştırma komisyonlarından en başarılı olanının ise 21 bin sayfa raporla Güney Afrika olduğunu söyledi.

Almanya Kürt’le yüzleşmedi

YEK-KOM Yönetim Kurulu üyesi Bahaddin Doğan da sunumunda Kürtlerin köyleri yakılıp yıkıldığı, faili meçhullere kurban gittiği için ülkelerini terk ederek Almanya başta olmak üzere Avrupa'ya sığındığına söyledi. Almanya’da devletin 800 binlik nüfusuna rağmen Kürtlerin kimliğini tanımadığını ve siyasi açıdan yok saydığına dikkat çeken Doğan, "Almanya bugüne kadar Kürt gerçeği ile yüzleşmeye yanaşmadı" dedi.

PKK yasağı mağdur ediyor

İçişleri Bakanı Manfred Kanther’in 1993’te ilan ettiği PKK yasağıyla birlikte Kürtler ile kurumlarının sistematik olarak baskılara maruz kaldığını vurgulayan Doğan, "Siyasi faaliyet yürüten Kürtler, Türkiye'ye gönderilmekle tehdit ediliyor. 20 yıldır Almanya'da sosyal, kültürel, politik, eğitsel, sanatsal, sportif ve kamuoyu çalışmaları konusunda faaliyet yürüten YEK-KOM'un bütün bu faliyetleri yasal, resmi tüzük kurallarına olmasına rağmen üye ve yöneticilerimiz kriminalize edilmekte, oturumları ellerinde alınmaktadır" şeklinde konuştu.

Kürtler haklarını istiyor

"Kürtler ve Avrupa ile ilişkiler çerçevesinde diğer göçmenler” başlıklı ikinci oturumda ise  Kürt siyasetçi Muzaffer Ayata,  Kürt halkının taleplerine kulaklarını kapatan devletlere şu eleştirileri yöneltti: "Kürtlerin bütün derdi Kürdistan’daki savaşa dikkat çekmek ve Kürtlerin bir halk olarak haklarının tanınmasıydı. Ancak Avrupa hala 1923’ten kalma ve Kürtleri yok sayan politikaları destekliyor."

YEK-KOM muhatap alınmıyor

Gülen Hareketi'ne bağlı kurumları destekleyen, arka çıkan Almanya’nın geniş bir Kürt kitlesini temsil eden YEK-KOM’u muhatap almadığına  dikkat çeken Ayata, “Aynı şekilde Suriye ve Rojava’da katliamlar yapan ne olduğu belli olmayan El Kaide’ye bağlı çeteleri terörist görmeyen Avrupa ülkeleri büyük bir halk hareketine sahip PKK’yi terörist ilan ediyor" dedi.

Almanya isterse çözülür

Almanya'nın Kürtleri muhatap alarak var olan sorunları 10 dakika içinde çözebileceğini ifade eden Muzaffer Ayata, "Almanya Kürtleri yok sayarak, karşına alarak Ortadoğu'da siyaset yapamaz. Almanya istese Kürtlerle yapılacak 10 dakikalık görüşmede bütün sorunları çözebilir" dedi.

Sorunlar kuşaktan kuşağa miras

Sosyal Pedagog Serdar Erdoğan ise sunumda göçmen aileleri ile çocuklarının eğitim ve uyum sorunlarını irdeledi. "Göçmenlerin sorunları kuşaktan kuşağa aktarılıyor" diyen Erdoğan, göçmen ve mülteciliğin psikolojik etkilerinin daha fazla olduğunu ve bunun sosyal yaşama da yansıdığını dile getirdi. Erdoğan, göçmen çocuklarının aileleriyle dil sorunu yaşadığını ve bu sorunun Kürtler de daha ağır olduğunu ifade etti.

İlticacıları korumak devletin görevi

Konferans akşam saatlerinde "Göç nedeniyle oluşan sorunlar ve olası çözüm adımları" başlıklı oturumla sona erdi. İlk konuşmacı Stuttgart AK-ASYL'den  (İltica Çalışma Grubu) Papaz Werner Baumgarten oldu. Yıllarca ilticacılara yaptığı maddi ve manevi yardımlardan dolayı bir barış ödülüne de layık görülen Baumgarten, Alman yasalarının mültecileri toplumun bir parçası olduğunu kabul ettiğini, mültecilerin korunmasının aynı zamanda uluslararası yasaların da gereği olduğunu belirtti.  

PKK yasağını ABD ile konuşun!

Yeşiller Partisi Milletvekili Memet Kılıç ise Almanya’da ilticalara yönelik özel yasaların kaldırılmasını istedi. Ülkeye gelip sığınma talebinde bulunanların da sosyal haklardan yaralanmasını isteyen Kılıç "Özellikle ilticacılar ve oturum hakkına sahip olmayanlar sağlık alanında önemli sorunlarla karşılaşıyorlar, bu konuda iyileşmeler yapılmalı" dedi. Almanya’da 20’inci yılını dolduran PKK yasağına ilişkin görüşleri sorulan Mehmet Kılıç “Bu konuda muhatap Almanya değil, ABD muhataptır. PKK yasağını ABD yönetimiyle konuşun” yanıtını verdi.

Göçmen kadınlar şiddet mağduru

Göçmen kadınların sorunlarına dikkat çeken Avukat Elif Kanat da Almanya’da yapılan araştırmalara göre göçmen kadınların yüzde 40’ının şiddet gördüğünü söyledi. Kanat "Önüme gelen aile davalarında iki kadından biri mağdur. Başka bir sorun da kadınların oturumlarının eşine bağlı olması. Evli bir kadan zor koşullar da olsa bile eşiyle en azından 3 yıl birlikte yaşamalı ki, burada kalabilsin. Almanya'da kadınları koruma yasaları var ama yeterli değil."

Göçmenler daha yoksul

Ver.di Sendikası Sekreteri Christina Frank ise "Göçmenler, daha çok yoksul çalışma alanlarında ve düşük ücretlerle çalışıyor" dedi. Frank sözlerini "Alman Anayasası'nda herkesin kanunlar karşısında eşitliliği prensibi var. Bu tümüyle herkes için geçerli olması lazım. Göçmenleri kendi kültürleri ile kabullenmek gerekiyor" diyerek bitirdi.


PKK yasağı kabul edilemez

Yaklaşık 8 saat süren konferans sonuç bildirgesinin okunmasıyla sona erdi. Sonuç bildirisinde  özellikle "Göçün yol açtığı sorunların Almanya devletinin izlediği anti demokratik, baskıcı ve yasakçı politikalarla derinleştiği" tespiti dikkat çekti.
Konferans bileşenleri, 52 yıldır Almanya’da yaşayan milyonlarca göçmenin hala eşit, sosyal ve siyasal haklara sahip olmayışlarını, seçme ve seçilme hakkından yoksun oluşlarını, göçmenler için çıkarılmış olan ırkçı ve ayırımcı yasalara tabii tutulmalarını  mahkum etti. Daha çok seçim dönemlerinde hatırlanan göçmenlerin boş vaatler duymak yerine, demokratik hak ve özgürlüklerini kısıtlayan yasaların ve uygulamaların kaldırılmalarını talep ettiklerinin de altı bir kez daha çizildi.
Bildirgede Alman devletinin ülkedeki ikinci büyük göçmen grubunu teşkil eden Kürtlerin kendi kimlikleriyle tanınmamasının hiçbir demokrasi ile bağdaşmadığı belirtildi.  Alman devletinin Türkiye, İran, Suriye ve Irak devletlerinin sömürgeleştirdikleri Kürdistan’daki inkarcı, varlığını yok sayan, kimliğini inkar eden politikalarını sürdürdüğüne dikkat çekildi.
Almanya’da Kürtlerin siyaset yapma haklarının kısıtlandığına vurgu yapılan bildirgede "Alman devletinin 20 yıldır sürdürdüğü PKK yasağıyla Kürt kurumlarının ve aktivistlerinin kriminalize edilmesi, politika yapma haklarının kısıtlanması ve tutuklanmalarının asla kabul edilemez. Türk devletinin PKK önderi Sayın Abdullah Öcalan’ı muhatap alarak görüşmeler yaptığı bir süreçte bile, Alman polisinin hala PKK ve Öcalan posterlerine saldırmaları, kurum ve ev baskınlarının olması, Kürt halkının barış ve demokrasi talebini kısmaya yöneliktir" tespiti yapıldı.
"Almanya, bugüne kadar yüzleşmediği Kürt gerçeği ile yüzleşmek zorundadır" çağrısının yapıldığı bildirgede, "Kürt göçmen grubunun varlığı, sadece devletin resmi istihbarat örgütlerinin arşivlerinde kalmamalıdır. Almanya’nın Kürtlerin varlığı konusunda Türkiye devletinin resmi söylemini olduğu gibi üstlenerek kullanması ve Kürtlere karşı tavır almasında, bu ülkenin Türkiye ile olan askeri, ticari ve siyasi ilişkileri büyük bir rol oynamaktadır. Çifte standartta dayalı Alman politikası buradaki Kürtleri yaraladığı gibi ülkedeki Kürt halkını da derinden yaralıyor. Konferansımız, Alman devletinin göçmenlere, onların politik örgütlerine yönelik baskıların ve yasakların kaldırılmasının, PKK yasağına son verilmesinin ve göçmenlere eşit sosyal siyasal haklar tanınmasının ortak yaşamı kolaylaştıracağına inanır ve Kürt ulusunun kendi geleceğini özgürce tanımlama ve Kürtlerin onurlu barış taleplerini güçlendireceğini kabul eder" denildi. Göçmenlerin yaşadıkları sorunların üstesinden gelmelerinin, demokratik hak ve özgürlükleri kullanmalarının yolunun daha fazla örgütlülük ve ortak mücadeleyi büyütmekten geçtiği ifade edilerek, Gezi direnişi de selamlandı.
Eşitlikçi, sosyal-politik katılımcı ve demokratik birlikte yaşam modellinin tüm halkların ortak talepleri olduğu belirtilen bildirge şöyle sonuçlandırıldı: "Konferansımızın mültecilerin, sığınmacıların uluslararası hak ve özgürlüklerinin sürekli kısıtlanmasına karşı çıkar, bu halkların korunması ve geliştirilmesini, bu eksende ortak mücadelelerin yükseltilmesini savunur. Göçmenler, farklı dinsel inançlara sahiptir; Hıristiyanlık, Ezidilik, Alevilik ve İslam. Konferansımız bundan dolayı dinler arası ve eşitliği savunur."

ÖZCAN BOZOÐLU/STUTTGART