Fransa'da, Belçika'da işçilerin ve emekçilerin direnişleri, grevler bütün ülkeyi felç etti. Ama oralarda iktidarda olanlar direnişçileri darbecilikle, paralelcilikle, üst akla hizmet eden hainlikle, milli iradeyi tanımamakla, çapulculukla, ayyaşlıkla suçlamıyor. Halkın meşru direnme eylemleri temel demokratik insan hakkıdır. Buna en başta hükümetler saygılı olmak zorundadır.
Yıllardır Yunanistan da grevler, mitinglerle sarsılıyor. Üstelik birçok gösteri doğrudan hükümetin istifası isteğiyle yapılıyor. Orada da hükümetler halkı darbecilikle, hainlikle vb. şeylerle suçlamadı. Görüşmeler yoluyla sorunlarını çözmeye çalışıyorlar.
Hükümetler katliamlara başvurmadı. Kendi halkını bombalamadı. Bodrumlarda yakılmış, parçalanmış haldeki cenazeler çöplere dökülmedi.
Almanya Parlamentosu Ermeni Soykırımı hakkında yeni ve önemli bir karar imza attı.
Bu karara karşı çıkan Türk devlet ve hükümet yetkilileri ellerinden gelse, Alman Parlamentosunu basıp hepsini tutuklayacak. Özel savaş medyası her koldan saldırıya geçti. Bıraksalar Viyana'yı dümdüz edip Berlin'i yeryüzünden silecekler. HDP dışındaki üç parti bir daha birleşerek Alman Parlamentosunu kınama kararı aldılar. Zaten bu partiler halkın hiç bir sorununu çözmek için birleşmiyorlar. Ama imha savaşı kararı almak için, HDP'yi meclisten atmak için, soykırımcıları savunmak için birleşiyorlar. Bu partileri ne Hrant Dink'i katlettiren devlet görevlilerinin serbest gezmesi, ne Gezi direnişinde halkı katleden polis şefleri, ne Kürdistan'da aylardır gözümüzün önünde sivil halkın katledilmesi, ne de Erdoğan'ın tek adam darbesi ilgilendiriyor. Bu partiler ve emirlerindeki medya böyle kuru gürültü yapacağına, Almanya Parlamentosunun kararını dikkatlice okuyup bir kaç dakika düşünse ve ibret alsa daha iyi eder. Türk halkına da belki biraz faydaları olur.
Türkiye egemenleri soykırım tartışmalarına karşı hala "Biz yapmadık, onlar yaptı, onlar daha çok yaptı", "Önce onlar başlattı", "Onlar kendi yaptıkları katliamlara baksın, onlardan ders alacak değiliz" gibi savunmalar ve avunmalar peşinde. Böylece kendi katliamlarını rasyonalize etmeye, mazur göstermeye ve kendilerini buna inandırmaya çalışıyorlar.
Almanya yetkilileri, zaten önceden de Ermeni Soykırımında Almanya'nın sorumluluğunu kabul etmiş ve kendileri adına Ermeni halkından özür dilemişlerdi. Son parlamento kararıyla bunlar onaylanmış oldu ve Almanya'yı rahatlattı. Ama Türkiye egemenleri hala inkar ve imha politikalarını savunmakta inat ediyor. Tekçiliğe dayalı bu kör inat hiç bir sorunu çözmüyor. Tersine sorunları daha da büyütüp halka verdiği zararları daha da arttırıyor. Her geçen gün telafisi mümkün olmayan yeni gelişmelere yol açıyor.
Türkiye egemenlerinin inkarcı-imhacı kafası ve söylemleri hiç kimseyi ikna edemez. Dünyanın gözü önünde Hrant Dink'i katlettirip hala katillerini saklayan, koruyan bir zihniyete kim inanır?
Geçmişi bırakalım, aylardır gene gözümüzün önünde Kürdistan şehirlerini yerle bir eden, sivil halkı katleden, cenazelerini paramparça çöplüklere döken bir zihniyete kim inanır?
Halkın, her türlü zulme rağmen iki seçimde de üst üste seçtiği vekilleri zindana gönderme çabası içinde olan, onlara oy veren halkı da cezalandıran bir zihniyetin 100 sene önce neler yapmış olabileceğini herkes gözünde canlandırabilir.
Aslında Alman Parlamentosunun kararı Türk halkına düşmanlık değil, bir dostluk ve yardım olarak düşünülmeli. Türkiye bu vesileyle inkarcı-imhacı zihniyetten kurtulma, tarihiyle yüzleşme, tüm sorunlarına demokratik-siyasi çözüm arama yoluna girebilir mi?
Çok kolay olmasa da başka bir çıkar yol yoktur. İnkar ve imha kafasında inat etmek çıkmaz sokaklarda daha büyük sorunlarla cebelleşmekten başka bir sonuç vermeyecektir. Bütün çözümlerin önünü tıkayan, inkara ve imhaya dayalı, tekçi Türk kafasının yarattığı Türk sorunu acilen çözülmek zorundadır.