Ali ZÜLFİKAR
Ekonomik kaygılarla sanat yapılmaz, galeriler tabii ki ekonomik açıdan hareket ederler ve kendilerine göre bir vizyon yaratmak isterler. Vizyonu olan galeriler daha çok, güçlü sanatsal anlatımlara yönelirler. Bazen provakatif eserlerle de gündeme gelmek isterler. Ama Erdoğan gibi diktatör karekterli kişilerle sorun yaşamak istemiyorlar.
Almanya’da sansürlenmek istenen eserlere ve sanatçılara yapılan baskıları kısaca gözlerimizin önüne getirebilirsek, konuyu daha derinden inceleme olanağımız olur. Almanya’da yakın zaman diliminde sanat alanında yaşanan engellemeler ve sansürler, benim de yaşadığım zincirleme sansür olayları ile Almanya’da sanatın ne kadar özgür olduğu tartışılır hale geldi. Almanya’nın tanınmış simalarından komedyen Jan Böhmermann’ın 2016 yılında televizyon programında okuduğu şiire karşı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından temyiz davası açılmıştı. Hamburg Eyalet Mahkemesi Şubat 2017’de aldığı kararla, Erdoğan’la ilgili şiirin “hakaret içerikli ve onur kırıcı” olduğuna hükmetmiş, bazı bölümlerini yasaklamıştı. Akibetinde karar hakkında konuşan hâkim Andreas Buske, “Hiciv sanat olabilir, ancak olmak zorunda da değil” ifadesini kullanmış ve “Sanat olmayan hiciv ifade özgürlüğü kapsamına girer” diyerek, Erdoğan hükümetine yönelik eleştirinin, hatta ağır eleştirinin kabul edilebilir olduğunu ve Erdoğan’ın bu eleştirilere katlanmak zorunda olduğunu belirtmişti.
Sonrasında müzik grubu Feine Sahne Fisch Fillet de benzer bir olayla gündeme gelmişti. Stiftung Bauhaus, sağcıların konseri basma ihtimaline karşı konseri iptal etmişti. Sonrasındaysa Dessau’da başka bir salona geçilmiş ve yankı uyandıran bir konser olmuştu.
Bu olayın akibetinde Wiesbaden Bienali kapsamında açılan Erdoğan Heykeli, büyük tartışma yaratmış; hem yandaşlar hem de karşıtların bölgeye toplanması sonrası güvenlik riski oluşturduğuna karar verilerek, Alman Birliği Meydanı’na dikilen 4 metrelik altından heykel gece sergi alanından taşınmıştı. Yoğun eleştirilere karşılık Bienal Direktörü ve Wiesbaden Kent Tiyatrosu Müdürü Uwe Eric Laufenberg ise şu açıklamayı yapmıştı: “Heykeli ifade özgürlüğünü vurgulamak ve Erdoğan hakkında tartışma başlatmak amacıyla diktik. Böyle aksiyonlar her yerde oluyor. Sanat olduğu gibi göstermek için vardır. Bunu anlamak her zaman kolay olmaz. Ancak demokrasilerde her türlü görüşe açık olmalı ve katlanmak gerekir.”
Bu olayların sonrasında sanatçı arkadaşım Thomas Baumgartel’in Erdoğan’ı eleştiren provokatif eseri Erdoğan taraftarlarının tepkileri sonucunda Art Karlsruhe Sanat Fuarı’ndaki sergi standından kaldırılmıştı. Devamında aynı eser, Cubus Kunsthalle Duisburg’da yoğun tepkilere rağmen sergilenmişti. Erdoğan yanlılarını öfkelendiren bu provokatif çalışmasıyla tartışmaların odağına oturan sanatçı bir bakıma kanayan toplumun üzerinde kurulan korku hissiyatını tartışmaya açmış, meseleyi görünür kılmıştır.
Bu olaylar sonrasında “Made in Turkey” eserimi Linz’deki sergime hazırladım. Türkiye basınında yer alması sonrasında, Mainz Başkonsolosu Sibel Müderrisoğlu’nun eserimi ‘Erdoğan’ı ve Türkiye’yi incitici, küçük düşürücü’ bulduğu gerekçesiyle Linz Belediye Başkanı Hans Georg Faust eserimin sergiden kaldırılmasını istemişti. Önce resmin kaldırılmasını isteyen Belediye Başkanı Faust, yoğun kamuoyu tepkileri sonucunda eserin sanat özgürlüğü kapsamında sergileneceğini söyledi ve benden özür dilemişti. Bir politikanın bir sanatçıdan özür dilemesi yaşanmamıştı. Bu davranışı ve önemsemiş ve teşekkür etmiştim.
Neden Erdoğan tablosu?
Erdoğan, Türkiye’de uyguladığı baskıcı ve yasaklayıcı sistemi uluslararası alana da taşımıştı. Avrupa’daki bizlerin sanat özgürlüğüne, basın ve ifade özgürlüğüne, kişinin birey hak ve özgürlüğüne istediği gibi müdahale ediyordu. Hem sanatçı arkadaşlarıma destek vermek hem de Erdoğan’ın uluslararası alanda sanatçılara uygulamak istediği baskıyı kırmak adına bu çalışmayı yaptım. Yıllarca bir diktatörün eserini yapmayı asla istememiş, karşı çıkmıştım. Bu konuda ısrarlı davranan eleştirilere rağmen asla bir diktatörü ödüllendirmeyi uygun görmedim. Ancak, son 25 yıllık acılarla yoğrulan tarihsel tecrübelerimizin bir sentezini yaparken, bu acılarımızı kendi bünyemde hücrelerime kadar taşıdığımı fark ettim, bu temel sorunları tartışmak için böyle bir eseri yapmaya karar verdim.
Sanatçının yaptığı eserler, bir bakıma yaşanan sorunlara diyalog penceresinden bakmayı ve tartışmaya açmayı hedefler. Zaten sanat, bu devasal gizemiyle kendini gösterebilir. Yaşanmakta olan ve yaşanan sorunları, belli bir form içinde kısa ve özlü bir şekilde anlatabilen sihirli bir değnek gibidir. Her insanın dikkatini çekebilen, her insanın ruhuna inebilen, içindeki çocuksu duygularıyla birleşebilendir. Toplumsal sorunları işleyerek, sorunları görünür kılabilendir ve o sorunları konuşmak için zemin hazırlayandır. Etkili sanat, bu özelliğinden dolayı, bütün sınırları kaldırabilir, inanılması güç, keşfedilmemiş bir güce sahiptir. Almanya’da sanat ve fikir özgürlüğü anayasanın 5. bendinde güvence altına alınmıştır. Bu yasal güvenceyle sanatçılar eserlerini özgürce icra edebilir. Gerektiğinde güvenlik desteği de alır. Bu yasal haklarını kullanan sanatçılar, bazen politikacılar ve sergi düzenleyenler tarafından sansürlenmek istenmektedir, ancak bu haklarını kullanan sanatçılar sonuç alabilir. Burada sanatçının tavrı belirleyici oluyor.
Almanya’da sanat özgürlüğünü kısıtlayan unsurlar
Almanya’da yaşayan sanatçılara olan yaptırımlar, genelde dolaylı olarak her zaman yaşanmaktadır. Mesela birlikte çalıştığımız sanat galerisi sahipleri, hangi eserleri sergilemek istiyorsa onun için bir “proje” bizlere sunuyor, kendilerine uygun motifler arıyorlar. Dolayısıyla sanatçısıyla düşüncelerini paylaşarak, projesine uygun eserleri seçerek, müdahale ederler. Sanatçıdan bu istenilen konularda eserler üretmesini “sipariş” ederler. Buna benzer durumlarda çalışan sanat galerileri bazen ekonomik “kommerziell-ticari” denilen eserleri tercih ederler. Sanatçıya direkt olarak kritik içerikli sanat eserlerini sergilemek istemediklerini söyleyebilmektedirler. En son çalıştığım galeri sahibinin bu türden beklentilerini okuyunca, sanat adına üzülmüştüm. Ve planlamakta olduğumuz sergiyi iptal etmek durumunda kalmıştım.
Ekonomik kaygılarla sanat yapılmaz, galeriler tabii ki ekonomik açıdan hareket ederler ve kendilerine göre bir vizyon yaratmak isterler. Vizyonu olan galeriler daha çok, güçlü sanatsal anlatımlara yönelirler. Bazen provakatif eserlerle de gündeme gelmek isterler. Ama Erdoğan gibi diktatör karekterli kişilerle sorun yaşamak istemiyorlar. Bazen sanatçılar, bir firma elemanı gibi işyeri ve bazı alanlar için seri ürünler üretirler.
İkinci bir durum ise, sanat müzeleri, uluslararası bienaller ve sanat fuarları yöneten sergi küratörlerinin seçici projeleridir. Bazen bir üst düzey yetkili eserin müzede sergilenmesini istememektedir. Müzelerde sansürlenen eserler, sanatçıya bile danışılmadan sergiden çıkarılmaktadır. Sanatsal sergi salonlarının bir kısmı devlet erkinde olmasına, hatta anayasal güvencedeki sanat özgürlüğüne rağmen, sergi alanı sorumluları sergiyi hazırlayan küratörlere müdahale etmekte, devlet adamlarını eleştiren eserlerin siyasal baskılardan dolayı sergilenmemesini arzu etmektedirler.
Kurumlarımız ve sanatsal duruş
Almanya’da faaliyet yürüten sadece Alman kurumları değil, kendi kurumlarımız da bu baskıların etkisiyle farkında olsun ya da olmasın sanatçılara bir otosansür uygulamaktadırlar. Sanatta özgürlük tartışmaları, sadece gelişmiş batı ülkelerinin meselesi değil, ezilmiş ve özgürlük mücadelesi veren kurumlarımızca tartışılmalıdır. Maalesef, Erdoğan hükümetinin yarattığı korku hissiyatından nasibini aldılar. Kasım ayındaki bir Aksiyon sergime, Almanya’nın Linz kentinde yaşananların ardından tartışmalı Erdoğan portresiyle katılma talebimin Alevi Kültür Merkezi bünyesinde etkinliklerini sürdüren SV AKM Köln adlı derneğimizce reddedilmesi benim için kabul edilemez bir tutumdu.
Alevi toplumu gibi tarih içinde çeşitli baskılardan nasibini almış, kendisini ifade etmesi engellenmiş, özgürlükten ve aydınlanma felsefesiyle yoğrulmuş, devamlı karanlık güçlerin hedefi olmuş bir toplumun, bu tür tartışmalarda çok daha aktif ve öncü bir rol üstlenmesi gerektiğini düşünürken, sessizliğe bürünmeleri haliyle bende büyük bir rahatsızlık yaratmıştı. Almanya’nın yoğun bir sekilde gündemini işgal ederken, “sanat özgürlüğü ve sanatçılar” tartışılırken, kendi kültürümün bir parçası olan kurumlarımızın maalesef “üç maymunları” oynamasını beni çok üzmüş, sanatsal kurumlar dışında başka kurumların sesi yükseltmemesi bana pek de anlaşılır gelmiyor.
Sanatçılara düşen yegane görevler
Almanya’da sanat özgürlüğü konusunu tartışmaya açılmalı, sanatçıların yaşadığı sorunlar masaya yatırılmalıdır. Her sanatçı arkadaşımız hakkı olan, anayasanın 5. bendince güvence altına alınan Almanya’da sanat ve fikir özgürlüğünü içselleştirmesi ve haklarını savunmalıdır. Bu yasal güvenceyle sanatçıların hiçbir baskıya maruz kalmadan eserlerini özgürce icra edebilmelerinin önü açılmalıdır. Genç sanatçılara destek olabilmek için eserlerini sergileme imkanı sağlanmalı ve sanatçıya katılım ücreti ödenmelidir. Almanya’da yaşayan sanatçılar, toplumun kültürel değerlerine katkı sağladıkları için yıllık gelirleri 50 bin euro altında olanlar vergi kanunundan muaf tutulmalıdır. Ki, sanatçılar ekonomik olarak hiçbir kaygı duymadan eserlerini sunabilsinler.
Erdoğan ve İmamoğlu düellosu
Bu kez “Erdo Muz Cumhuriyeti” Erdoğan ve muhalif partilerin İstanbul adayı Ekrem İmamoğlu arasındaki bir düelloyu işledim. Erdoğan’ı elinde güneş gözlüğü, güneş gözlüğünün üzerine sol tarafında yıllarca üzerinden siyaset yaptığı Gülen portresi ve portrenin yanında o malum davet “bu hasret artık, bitsin” yer aldı. Sağ tarafında yine kendisinin en çekindiği ve 3 yıldır cezaevinde olan Sayın Selahattin Demirtaş’ı, bu kez “twitt” sembolüyle işledim. En son İstanbul seçimlerinde olduğu gibi Erdoğan’ın YSK üzerindeki etkisini anlatmak için Erdoğan’ın üzerine sembolik bir hakim cübbesi ve kravatında “YSK amblemi” ile sembolleştirdim. Tablonun sol tarafında yer alan Ekrem İmamoğlu’nu ise gözlüğünün üstüne sıkça kullandığı seçim sloganı “her şey güzel olacak”ı terli haliyle konuşurken işledim. İmamoğlu’nun kulağına ise sular altında kalacak 12 bin yıllık tarihi antik şehir-Hasankeyf’in siluetini düşürdüm.