Almanya’dan 1 Kasım notları -3-


Baden-Württemberg Eyaleti’ndeki Heilbronn, Kürtler arasında “Almanya’nın Şemdinli’si” adıyla anılıyor. Zira kent, çok büyük de olmamasına rağmen, Kürdistanlıların eylemleriyle sürekli gündem olmuş. Öte yandan, tam da bu yüksek duyarlılıktan dolayı, kriminalizasyon dalgasının en fazla gündemleştiği kentlerden biri. Çok sayıda Kürdistanlının pasaportuna, sadece dernek çalışmalarına katıldıkları gerekçesiyle el konulmuş.

Polis baskıları kriminalizasyon çabaları, kolaylıkla görülebileceği üzere, kentte duyarlılığı azaltmış değil. Yasadığı köyden çıkmasına bile sadece derneğin Dış İlişkiler Komisyonu’nda çalıştığından dolayı yasak konanlar var; fakat kimse geri çekilmiyor, her şeye rağmen çalışmalara dört elle sarılıyor. 

Muhabirimiz Sait Öztürk de aynı kervanda. Onun da pasaportuna, Yeni Özgür Politika’ya yaptığı haberler gerekçe gösterilerek el konulmuş. Kentteki papaza kadar birçok resmi kurumun ve sivil toplum örgütünün temsilcisi, yasananın haksızlık olduğuna dair dilekçeler yazmış, kar etmemiş. Sorun hukuki değil siyasi olunca, çözüm de hukuk normlarına göre olamıyor. Heilbronn’da işte bu sorunu, kriminalizasyon çabasını oldukça yoğun hissetmek mümkün; fakat çözümü de! O çözüm, yani insanların geri çekilmeyip derneklerine daha fazla sahiplik etmesi, saldırıları boşa çıkarıyor. Kürt’ün iradesine diş geçiremeyenler, bir süre sonra kabul etmek zorunda kalıyor. Heilbronn Kürt Toplum Merkezi, önümüzdeki dönemde daha da görünür olacağının güçlü sinyalleri veriyor ve bu gerçeği sahiplenme düzeyiyle somutlaştırıyor. (“O sinyalleri” buradan açıklamayalım, merkez emekçileri, çalışanlarının yapacağı açıklamaya bırakalım.)


Halkça sıcaklık, samimiyet

Heilbronn Demokratik Kürt Toplum Merkezi, eski bir binada. Derneğin dış cephesinden duvarlarına, pencerelerine kadar bütün detaylar, köy evini andırıyor. Sadece bina mı? Derneğin çalışanlarında da köylere çalan bir sıcaklık, samimiyet var. HDP çalışmalarını konuşmak üzere derneğe girdiğimizde karşımıza ilk çıkan, mutfakta gazete kağıtları üzerine kurulmuş, mercimek çorbası ve yeşil soğandan ibaret sofra.

Dernekte yurtseverce, halkça sıcaklık, samimiyet, herkesten hissediliyor. İnsanların sohbetine, yaklaşımına, hatta tokalaşmasına sirayet ediyor. DKTM Eşbaşkanı Orhan Ateş’ten yansıyan da aynı ruh ve heyecan. Nusaybinli genç bir yurtsever olan Ateş, DKTM’den heyecanla bahsediyor: “Heilbronn, ‘Almanya’nın Şemdinli’si’ denmesine neden olan mücadeleyi halen sürdürüyor. O bayrağı taşıyor. Bundan sonra farklı zaferler de öne çıkacak. Yapacaklarımızı bütün Almanya’daki Kürdistanlıların konuşacağını düşünüyoruz.”

DKTM Eşbaşkanı Ateş, Almanya’da 7 Haziran öncesi gibi bir ilgi olmadığı tespitine ise net bir şekilde karşı çıkıyor: “Herkes seçime hazır. Üstelik bu kez çok fazla tecrübemiz de var. Her seçmen, ne yapacağının, ne yaptığının bilincinde ve sandığa gitmek için sabırsızlanıyor. Bunu AKP’ye bir yanıt olarak görüyoruz.”


Vahşet kenetlenme yarattı

Nusaybinli Eşbaşkan, ülkede yaşanan vahşetten dolayı da öfkeli. Bu nedenle bütün Kürdistanlıların da daha fazla kenetlendiğini anlatıyor. Diyor ki, “Herkes seferber olmuş durumda. Kürdistan’da yaşananlar buraya da yansıyor. O topraklardan geldik, oralar bizim vatanımız. Vatanımızdaki öz yönetim hamlesini destekliyoruz. Başarıya ulaşması için de sonuna kadar elimizden gelen her şeyi yapacağız. Bedel katmadan bir şey elde etmek mümkün değil.”

Seçim öncesinde çok fazla insana ulaşan toplantılar, etkinlikler yaptıklarını, seçmenlerine tek tek ulaştıklarını anlatan Ateş, seçmenlerin sandığa taşınması ve oy güvenliği konusunda da organizasyonu çoktan tamamladıklarını belirtiyor. Kentte çalışmaların sorunsuz halledilmesi de zor olmuyor; zira 9 kişilik bir komisyon öncülüğünde 60 DKTM Meclisi üyesi, hem gönlünü hem emeğini hesapsızca çalışmalara katıyor. Herkesin aklı ve ruhuyla ne yapılabileceğine kafa yorduğu yerde ise, sorunlar değil çözümler öne çıkıyor.


Markette, hastanede, parkta, sokakta...

Hayriye Güneş, Heilbronn Kadın Komisyonu’ndan. Bir dokununca içinde biriken her şeyi anlatmaya başlıyor. Markette, spor salonunda, hastanede, parkta, sokakta... Gittiği her yere Kürdistan’ın gündemini taşıyor; gördüğü herkesi HDP’ye oy vermeye ikna etmeye çalışıyor.

Hayriye Abla, bir hikayesini de anlattı. Geçenlerde hastaneye gitmiş. Görüştüğü doktor, tesadüfen, AKP’nin gençlik çalışanlarından biriymiş. Kalanını onun ağzından aktaralım: “Hastalığımı filan unuttum, anlatmaya başladım. Kist mi var, ne hastası olmuşum, hiç aklıma gelmedi. Dedim ki ona, ‘İnsanlarımız küçücük bebeklerinin cenazesini buzlukta saklıyor. Ben o gün bugündür evimdeki buzdolabından bir şey alırken bile zorlanıyorum. Nasıl bir vicdan sizinki?’ O, ‘Dediklerin 90’larda vardı, şimdi yok’ deyip durdu. Israrla anlattım. Köyümüze gelen bir cemse askerin bizi nasıl yerlerde sürüklediğini, kalk-yat kalk-yat yaptırdığını... Anladı mı bilmiyorum artık. 45 dakika anlattım. Sonunda hemşireler filan içeri girip bir şey mi oldu diye bakmaya başladı.”

Güneş’in, son savaş konsepti konusunda da kafası oldukça net. “Barışı kim bozdu” diye kendi kendine sorup cevap veriyor: “Erdoğan bozdu, PKK hiçbir şey yapmadı. HDP 80 milletvekili aldı diye böyle şeyler oluyor. Diyorlar ki, ‘2 polis öldürülmüş.’ Bizim 2 aylık bebeklerimizi görmüyorlar. Yıllardır o dağlarda mücadele eden Murat Karayılan için ‘Sefa çekiyor’ filan diye haberler yapıyorlar. Sürekli yalan söylüyorlar. Erdoğan Sultan Süleyman olmak için şato yapmış kendine, amacına ulaşamayınca da Kürtlere saldırıyor.”

Hayriye Güneş, tahmin edeceğiniz üzere, HDP’nin de en coşkulu gönüllülerinden biri. Daha önce oy vermeyen birkaç kişiyi de ikna etmiş. Halen sürdürüyor çalışmasını. Öyle sadece panellerde, etkinliklerde değil; marketlerde, parklarda, kuaförde... Bir biçimde tanıştığı herkese HDP’yi ve ülkesini anlatıyor.


Çalışmalar daha planlı ve daha nitelikli

Fatoş Göksungur, Almanya Demokratik Kürt Toplum Merkezi’nin (NAV-DEM) Eşbaşkanı. Dört yılı aşkındır yurtdışında. Ülkede aldığı hapis cezalarından dolayı sürgün gelmiş. Halkın Emek Partisi’nden bu yana siyasetin içinde. En son HDP Hatay İl Başkanlığı ve Parti Meclisi üyeliği görevlerinde bulunmuş; ardından buraya gelmiş. Göksungur ayrıca, Kürt Özgürlük Hareketi’ne büyük bedellerle destek sunmuş bir aileden geliyor. Üç kardeşi, Hasan, Nasır ve Bektaş Göksungur, özgürlük hareketi saflarında şehit. 

NAV-DEM Eşbaşkanı Göksungur’la, Mannheim’da, seçime dair detayları ve çalışmalarını konuştuk. Göksungur, seçim çalışmalarına eşlik eden savaşa dikkat çekiyor ve ekliyor: “Hacı Lokman Birlik’in panzer ardında sürüklenen cenazesi, Ekin Wan, Cizre’de ve diğer merkezlerde yaşananlar... Böyle bir ortamda seçimden ziyade uzunca bir süre, devletin katliamcı yüzünü açığa çıkarmak için her gün eylemler gerçekleştirdik. Bu seçime öfkeyle giriyoruz. Seçim çalışmalarını da geçen seçimdekine benzer bir coşku haliyle değil öfkeyle yürütüyoruz.”

7 Haziran Seçimleri’nde hedefledikleri 400 bin oya çeşitli faktörlerden dolayı ulaşamadıklarına dikkat çeken Göksungur, bu seçimde aynı hedefe ulaşabilmek için emek verdiklerini belirtiyor. 1 Kasım Seçimleri’ne hazırlıkların 7 Haziran öncesinden daha planlı, daha nitelikli olduğunu söyleyen NAV-DEM Eşbaşkanı, devam ediyor: “Müşahit organizasyonumuzu da bütün merkezlerde tamamladık. Seçim süreci boyunca arkadaşlarımız sandık başında olacak. Yine Ankara’ya, yurtdışı oylarının sayılacağı Ticaret Odası binasına, oylarımızla birlikte yüzlerce arkadaşımızı gönderiyoruz. Gidenlerin uçak biletlerini ve masraflarını da karşılıyoruz.”


Avrupa’da 900 bin Alevi 

Göksungur, bu seçimde başarıyı artırması beklenen faktörlerden biri olarak Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’nun (AABK) ve genel olarak Alevilerin ilgisindeki artışa dikkat çekiyor. Bunu şöyle anlatıyor: “NAV-DEM’le birlikte en büyük bileşenlerinden biri AABK. Yaptığımız bir araştırmaya göre de Avrupa’da 900 bin civarında Alevi’nin olduğu tahmin ediliyor. Almanya’daki Alevi Birlikleri Federasyonu’nun bu dönemki performansı ve seçim çalışmalarına katılım tarzı, 7 Haziran’dakinden çok daha iyi. Alevi kitlesinde hem HDP’nin barajı aşıp aşmayacağı endişesi hem de HDP’nin barajı aşması durumunda AKP’yle anlaşabileceği propagandaları, etkili olmuştu. Fakat seçim sonrasında iki endişenin de yersiz olduğu iyice anlaşılmış oldu. CHP’ye oy veren ve kararsız olan kitle, bunu çok iyi anladı. Harekete geçirmek istediğimiz önemli bir kesim bu.”


Neden HDP? 

Göksungur’a, HDP’ye oy vermenin göçmenlik ve mültecilikten kaynaklanan sorunlar konusunda ne anlam ifade ettiğini sorduğumuzda ise, HDP’nin Yurtdışı Seçim Beyannamesi’nde de ifade ettiği taahhütleri sıralıyor:

* Politik sürgünlerin ülkeye dönüşünün sağlanması için gerekli yasal düzenlemeler gerçekleştirilecek.

* HDP’nin dahil olduğu bir yönetim, Avrupa çapında ırkçılıkla mücadele edecek.

* Yaşadıkları ülkenin vatandaşlığına geçmek isteyen Türkiye vatandaşlarına kolaylık sağlanacak.

* Yurtdışından borçlanmayla (dövizle) emekli olanların maddi zararlarının devlet tarafından karşılanması sağlanacak.

* Dövizle askerlik, bedelli askerlik gibi mecburiyetler ortadan kalkacak; zira zorunlu askerlik kaldırılarak vicdani ret hakkı getirilecek.


HDP Bizler’in partisi

NAV-DEM Eşbaşkanı, kendinde de birçok farklı özelliği barındıran bir isim. Başta bir kadın. Ayrıca Kürt Alevisi, sürgün ve şehit yakını... Her birinin HDP’ye destek vermesindeki etkisini sorduk, yanıtladı:

Kadın kimliğimle HDP’yi destekliyorum, çünkü HDP aynı zamanda bir kadın partisi. 7 Haziran’da 32 kadın vekille meclise girerek en fazla kadın oranına sahip parti de oldu. Bu sadece vitrine yönelik bir şey değil. Bu başarı, kadınların yıllar süren mücadeleleriyle ortaya çıkardıkları bir başarı çünkü. HDP, kadınların cins bilinciyle, özgün kimlikleriyle yer aldıkları bir siyasi parti.

Bir Kızılbaş Alevi olarak, tabii ki HDP’yi desteklerim. Alevilerin 1400 yıllık bir direniş kültürü, Hüseyni duruşu var. Türk devleti tahakkümünde katliamlardan, kırımlardan geçirilmiş, en ağırıysa inanç ve kültüründen arındırılmış bir Alevilik gerçeği var. HDP bunların hepsine deva olamaz tabii. Fakat ilk defa bir parti, Alevileri kimlik temsiliyeti üzerinden meclise taşıyor. Ve Diyanet’in kaldırılması gibi çok önemli konularda, çok net şeyler söylüyor.

Bir göçmen olarak HDP’yi destekliyorum. İnsan yerinden, yurdundan, toprağından koparılarak başka bir yere gitmek zorunda bırakıldığında çok fazla kök salamıyor. Kendini eksik hissediyorsun. Ne kadar buradaysak da, bütün duygumuz, algımız orada, ülkemizdedir. Ülkemiz için en iyi olanı arıyor, destekliyor, ona emek veriyoruz.

Bir şehit yakını olarak HDP’yi destekliyorum. Kürdistan’da kırk yıllık bir mücadele geleneği var ve biz de bu gelenek içinden gelen bir aileyiz. Bu geleneği temsil eden tek parti de HDP’dir.


OSMAN OÐUZ/HEILBRONN