Zenginlerin ve yoksulların birbirlerinin üstüne sarılmış, alt alta üst üste fakat tamamen ayrı iki kenti vardı. Eğer Hindistan da zengin birilerine gitmişseniz ya da her zaman gittiğiniz yerlerde Hilton benzeri otel zincirlerinde kalıyorsanız. Hiç aşağıda neler olduğunun farkına varmadan sizin için inşa edilmiş viyadükler, yonca yol kavşaklarından, genellikle sıkışarak da olsa süzülür gidilebilirdi. Sonra hayranlık yazıları yazılabilirdi, yeni mucize Hindistan’ın bulunmaz Hint kumaşı kentlerine. Üstte sermayenin kentleri yükselirken, yoksullar bu viyadük bacaklarında ve hatta köprü kemerlerinde ve nerede yerleşebilecek bir alan bulabilirlerse orada, kente yapışmaya çalışıyorlardı.
Gece karanlığında, günün ilk saatlerin de viyadük bacaklarından, yonca kavşak kenarlarından üst kente tırmananlar; her şeyi elden geçirip arta kalanları, plastik, karton, mukavva kutu ve şişeleri, spor ve magazin dergilerini, gülümseyen politikacı suratı dolu günlük gazeteleri ve tabiî ki bunlarla birlikte her türlü yalanı çöpten topluyorlardı. Onlardan biraz sonra seyyar satıcılar, yerlerini alıyorlardı.
Kentin çalışanlarını, paryasını beslemek zorundaydılar. Çünkü üst kentin sokaklarını süpürecek, onlara ekmek hamuru hazırlayacak, pişirecek ve taşıyacak olanlar, zenginlerin evlerini temizleyecekler, kapılarında güvenlik için bekleyecekler, işçiler, aşçılar ve polisler her yerde olduğu gibi seyyar satıcılardan besleniyorlardı.
Alt ve üst kent arasında durmadan bir sirkülasyon vardı. Üst kent alt kentin sırtında ve boğazından emerek üstte kalıyordu. İnsanı, emeğini, suyunu ve hatta havasını alıyor, denizini ya da nehrini çalıyordu. Zamansız alt kentten üst kente çıkanlar da cezalandırılıyorlardı. Üst kentin kendine ayrılmış sokaklarında alt kentten birinin dolaşması demek mutlaka ki çok kuşkulu bir durumdu. Alt kentten geldiklerine göre soyguncu ya da katil olabilirlerdi. Haklıydılar böyle bir düzende yaşayıp katil olmamak hiç de mantıklı değildi. Daha da kötüsü bozguncu olabilirlerdi. Otobanlar, viyadükler ve yonca kavşaklar sistemini yıkmaktan bahsedebilirlerdi. Dünya tarihinin hiç bir döneminde birbirine bu kadar yakın ancak bu kadar derin bir uçurumun olduğu başka bir medeniyet yoktu. Yıkmak güzel bir kelimeydi.
Hindistan’ın üst kenti geçen hafta ki son iklim toplantısında Çin, Brezilya gibi ülkeler birlikte iklim anlaşmasının 2020’den önce konuşulmasına bile tahammül edemedi. Biz gelişiyoruz diyorlardı. İnanmazsanız rakamlar gösteriyorlardı.
Aynı zamanda her gün köylerinden göç etmek zorunda olanlar, alt kentin insan sunağına doluyorlardı. Üst kentin sokaklarına tırmanacak olan on binlerce insan geçimlik tarımlarını bırakıp kente göç etmeye devam ediyorlardı. Gösterilen rakamlar pek onları ilgilendirmiyordu. Onlar biraz ekmek filan gibi entelektüel olmayan faaliyetlerle uğraşıyordu.
Bana mı öyle geldi ama bilmiyorum, Alt ve üst kent, alt üst edilmeyi bekler gibi duruyorlardı.