Burhan Özdemir, seçtiği “müzik adı” ile Mézin (Kürtçe’deki “ê” ile değil, Fransızca’daki ‘é’ ile), Fransa’da yaşamını sürdüren, müziğini de “Fransa’ya yönelik” icra eden bir şarkıcı. Yıllarca “Grup Aygüller” isimli grupla birlikte çalışan Özdemir, şimdilerde çıkardığı Fransızca albümü tanıtmaya çalışıyor. Albümün adı, “Le Coeur Riche”; Türkçesiyle “Benim büyük kalbim”.

Özdemir, albüm tanıtımı kapsamında gazetemizi de ziyaret etti, bizden albüme dair bir haber yapmamızı rica etti. Öteden beri gazetemiz, genç Kürt müzisyenlerin üretimlerine ilgiyle yaklaştı; Kürt kültürünün, kimliğinin ve politik varoluşunun müzik yoluyla anlatılmasına kıymet verdi. Bu motivasyonla, henüz müziği ve yaklaşımıyla tanışmamış olsak da, “Kervan yolda düzülür, hele bir konuşalım, anlamış oluruz, şarkılarını da sonra dinleriz” diyerek işe koyulduk.


Piyasaya arz

Albüm içeriğini inceledikten sonra dikkatimizi ilk çeken, şarkıların bütününün Fransızca olması oldu. “Kürt sanatçı” olarak tanınmak isteyen bir müzisyenin albümünde Kürtçe veya Kürtlere dair tek bir yapım bulunmayışı dikkat çekiciydi ve doğaldır ki ilk sorumuz da bu oldu. İlk sorunun yanıtı, daha en baştan hayal kırıklığıydı: “Bu ilk albümle öncelikle piyasaya girmek istedik. Kürt müziği olsaydı, biliyorum ki albümüm sınırlı kalacaktı. Ben de enternasyonal olmayı hedefledim. Örneğin Fransız basınında albümümün haberi yer aldı. Albümün satıldığı yerlerde en büyük sanatçılara yapılan reklam standları kuruldu. 4 günde 40 bin tıklamaya ulaştı. Ama yine de Kürtlerin desteği de benim için çok önemli. Bu yüzden de gazetenize geldim ve destek çağrısında bulunmak istedim.”

Bir “piyasa” var ve “sanatçının” görevi mesajını, duygusunu, fikrini kendi meşrebince ve estetik formlarda ifade etmek değil, piyasanın talep ettiğini arz etmek!

Özdemir’in soruya cevaben hemen ardından ifade ettiği “Fransız basınında albümüm yer aldı, büyük sanatçılar için kurulan reklam standları kuruldu” cümleleriyse, motivasyonunu tam olarak açığa çıkarıyor. Üretim, çok kaba bir “arz-talep” döngüsüne hapsediliyor ve “kimliğin piyasaya çıkarılması” da değil, “piyasanın istediği kimliğin yaratılması” süreci işletilmek isteniyor.


Aman Türkler incinmesin!

Müzisyenin “Albümde birçok sorundan bahsederken Kürdistan’da yaşananları ise hiç ele almamışsınız. Bunun nedeni nedir?” sorumuza verdiği yanıttan devam edelim: “İlk albümüm olduğu için politik olsun istemedim. Bu, riskli olurdu. Daha sonraki albümlerde Kürdistan’da yaşananlara ağırlık vermeyi hedefledim. Ayrıca benim çok Türk arkadaşım var, onları da kırmak istemedim. Ama eserlerimde politik mesajlar da var. Bella Ciao gibi...”

Ortada bir “piyasa” var, o piyasa “Kürtlüğü” sevmiyor ve hatta Kürtlüğü ifade etmek, “piyasa”daki Türkleri “kırıyor”, gücendiriyor. Kendisini “Kürt sanatçı” olarak ifadelendiren müzisyen ise, bu kaygılarla Kürtlüğünü “ifşa etmekten” geri duruyor. Olan, tam olarak bu.

Bu kaygılarla Özdemir, albümdeki bütün şarkıları Fransızca yapmış. Şarkılar arasında İtalyanca’dan Fransızca’ya çevrilmiş Bella Ciao gibi doğrudan politik bir marş var, göçle ilgili bir yapım var; ama zinhar Kürtler yok. Çünkü Kürtler, müzisyenin “piyasada görünürleşmesini, popülerleşmesini” engelleyebilir imiş. Yine müzisyen, Fransa’da 13 Kasım’da DAİŞ’in katlettiği insanlar için bir şarkı çıkaracağını da söylüyor; ama Kürtlere dair ya da Kürtçe söylemekten imtina etmekten vazgeçmiyor. Bu da haliyle, diğer “politik” eserlerin de bir duruşun, duyarlılığın ifadesinden ziyade “piyasanın” talepleri göz önünde bulundurularak çıkarılacağı hissi yaratıyor.

Yukarıda ifade ettiklerimiz, söyleşinin ana omurgası. Geriye kalanlar, şarkıların “dertlerine” dair birkaç cümleden ibaret. Fakat değil mi ki, “Kürtlükten kaçmaya” dahi taşıyan bu “piyasacı“, popülist yaklaşım, şarkıcının “şarkıcı olma” derdi, şarkıların “dertlerini” konuşmayı imkansızlaştırıyor. Müzisyen, “Eğer bir gün popüler olursam halkıma faydalı şeyler yapacağım, mesajlarımı vereceğim” gibi şeyler söylüyor. E madem biz halkı da, Fransızlar ve Türkleri kırmadan, incitmeden meşhur olabileceği o günleri bekleyelim! Biz kırılmaz, gücenmez, sırtını dönene gık demez bir halkız nasılsa, di mi ama!


DİLAN BİÇER/HABER MERKEZİ