Ambargodan ‘çıkış kapısı’…

Forum Haberleri —

EKİN RONİ

Rojava, Kuzey-Doğu Suriye’de da inşa edilen demokrasi sistemi ile burada yaşanan ekonomik sorunların çözümüne daha yakınız. Çünkü burada monopol bir düzen yok. Burada talan yok. Suriye rejiminin uzun yıllardır toplumda yarattığı tembellik ve sorumsuzluk devrimin enerjisi ve gücüyle her günün emeğiyle yavaş yavaş aşılıyor. Günümüzde ise Türk devletinin yangınlarla ya da su kısmalarla temel ekonomik değerlere verdiği zararlara rağmen ciddi bir verim artışı ve üretim var. Ekolojik ve ekonomik toplum inşa etmenin zorlukları hem içerden, hem dışardan abartmadan söyleyeyim, ateşler altında devam ediyor. Tüm çevresel zorluklara rağmen fidanlıklar ve seralar kuruluyor. Su yolları inşa ediliyor. Artık yer altı ve yer üstü değerleri halk için kullanılıyor. Adeta halk kendi umudunu yaratıyor. Tüm toplumsal değişimin yanı sıra (kültür, okullar, dil, siyaset vb.) ciddi bir eko-ekonomik hayat kuruluyor. Tüm zorluklara rağmen kendi kendini kalkındıran bir çabanın coşkusu var.

Rojava’da müthiş bir doğa sevgisi gelişiyor. Suyu, toprağı, havayı korumak için verilen emek gözler önünde. Uluslararası boyuttaki ambargolar, tüm kapıların kapalı olması ve siyasi baskılara rağmen barınma, beslenme, sağlık, ulaşım vb. birçok konuda yaşamsal ciddi sorunlar şimdiye kadar çıkmadı. Küçücük bu coğrafyada Kapitalist sistemin uşağı ulus-devletler ile toplumsal ekonomi arasında gizli fakat büyük bir savaş var. Ekonomi terörüne karşı direniş, Rojava’da askeri ve siyasi direniş kadar üst seviyede. Bu savaşın içinde; piyasa ekonomisi, sömürü ve doğanın talanına, savaş ve göç sorunlarına karşı mücadele veriliyor. Her şeye karşın iklim ve sular korunuyor, birçok yerde ziraat devam ediyor, seralar kurulmuş üretim yapılıyor.

Dünya’da kapitalist sermayenin yaklaşımından kaynaklı dünyamız; aşırı avlanma, çöp kentleri ve okyanusların kirlenmesi, iklim ısınması ve gazlar, kuraklık, ormanların yok olması, nükleer depolama vb. sorunlarla yüz yüze iken Rojava’da ekolojik ve ekonomik olarak da var olan dünya korunuyor. Kendi sömürü ve rant çıkarları için sahte bir ‘yeşili koru’ değil, sömürüsüz hakiki bir doğa sevgisi var.

Elbette zorluklar da var. Rojava’nın güneyi çöl, kuzeyinde Dicle ve Fırat dışında gelen tüm suların önü tutulmuş durumda, aşırı sondajlamadan kaynaklı Rojava’da var olan su kuyuları ve göllerde tehlike altında, Türkiye’nin Fırat ve Dicle üzerinde yaptığı devasa barajlar ciddi bir susuzluk nedeni olabilir. Zaten devrime kadar olan süreçte iş gücünden, buğdayına, zeytininden, petrolüne kadar birçok bölge de aşırı kar hırsına dayalı bir sömürü düzeni esas alınmış, bugünde bildiğiniz gibi zeytin ağaçları kesiliyor, buğday tarlaları yakılıyor, petrol rezervleri üzerine uluslararası planlar yapılıyor.

Uluslararası güçler ulus devletleri kendi önlerinde engel olarak görüyorlar. Ortadoğu’da ulus devletler artık eskisi gibi yaşayamıyor, yaşayamayacak. Hem iç demokratik hareketlenme, hem dış baskılar, değişimi kaçınılmaz kılıyor. Hizaya gelmeyeni getiriyorlar. Askeri, kültürel ve ekonomik ciddi bir savaş var. Gerginlik hiç dinmeyecek gibi fakat sonuçta uluslararası güçler Suriye devletine karşı bir tutum aldı. Sezar yasaları da bunun somut politikası oldu. Onların ekonomisi iktidarla kucak kucağa olduğu için o silahla teslim alınamayacak bir güç yok gibidir. Rojava’nın farkı da burada, ekonomisi, ekolojik ve toplumsal karakter taşıdığından o biçimde dışarıya bağımlı değil, onlarda paranın esir alamayacağı bir güç yok. Rojava halkı kesinlikle böyle değildir. Belirttiğim gibi zorluklar dünde-bugünde var, muhtemelen yarın da olacak. Manevi açıdan, ideolojik ve siyasal olarak doyan toplum elbette ekonomik olarak da doymak, yaşamını idame ettirmek durumundadır. Fakat onların ekonomisi; kar hırları, sömürü düzenleri, bankaları ve ticaretleri…

Bu sistemin batması bizim için bir sorun olmaz, varsın batsın, tam tersine bu durum bizim için yeni kapılar aralayabilir. Bu da Rojava’daki demokratik sisteme, eko-ekonomi politikalarına, komünal yaşamına, çalışkanlığına, verimine bakar. Zorunlu maddi ihtiyaçlarımızı nasıl giderebiliriz? Temel sorun budur. Bu sorunun cevabı çok yönlü üretimden, var olan zenginlikleri doğru temelde değerlendirmeden, ihtiyaçlar için bazı ticaret kanallarını doğru siyasal adımlar atarak açarak, bu yolları iyi değerlendirmekten geçiyor. Suriye’nin bankacılık sisteminin durması, ticaretinin askıya alınması vb. yaptırımlar bizi ne kadar etkiler sorusunun cevabı; bizim duruşumuza bağlı, eğer yalan ekonominin oyuncağı olursan zorlanırsın ama gerçek halk ekonomisini kurarsan etkilemez. Ekonomik terörden kurtulmak için o ekonomik sistemin kurbanı olmamak gerekiyor. Toplumu ekonomik olarak yıkmak isteyenlere karşı kendi ekonomimizi inşa ederek korunabiliriz. Kendi ekonomisini kuramayan yıkılmaya mahkum olur. Kuşatılmış bir pazarda her şeye ulaşamayabiliriz ama açlıktan da ölmeyiz.

Eğer demokratik siyaseti yaratıcı bir tarzda kullanabilirsek önemli sonuçlar alabiliriz. Çöken Suriye ekonomisinden yeni bir karma ekonomiyle, dengeli bir ekonomik durum oluşturabiliriz. Kapanan kapıları, teslim alma çabalarını diplomasi ve siyasetle boşa çıkarabiliriz. Bu sistemde açılacak birkaç gedikle sadece Rojava ekonomisinin değil tüm Suriye ekonomisinin kalbi olabiliriz. Bunun zemini var. Önemli olan örgütlenmek, anlamak, doğru yapmak ve kendine güvenmektir. Esad rejimi dünya ekonomi sisteminden dışlanırken, Rojava için yeni siyasi, ekonomik fırsatlar elbette olacaktır. Esad bu zorlamayla siyasi sisteminde değişikliğe giderse tek tutunacağı dal belki de Rojava halkı ve Kuzey-Doğu Suriye toprakları olacaktır. Eğer bu değişime gitmezse O’nu bu topraklardan ideolojik ve siyasi olarak dönüşüme, demokratikleşmeye zorlayacak, tekçi-devletçi anlayışını söküp atacak yine aynı güç olacaktır.

Suriye rejiminin direnci kırılacak, acaba sonunda kime teslim olacak?

Herhalde onlar için en hayırlısı demokrasiye teslim olmak olacak.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.