Kalbin demokratikleşmesi
Forum Haberleri —

Öcalan/Newroz/foto:MA
- Sayın Öcalan’ın net tutumu, toplumsal zihnimizdeki "çaresizlik" hissini kırıp yerine sorumluluk alan, kararlı bir özne koyuyor. Bu, kolektif ruhun özgürleşme hamlesidir.
NİHAT KENİ
Yıllardır içimizde taşıdığımız o ağır, soğuk ve paslı zincirleri hayal edin. Her sabah onlarla uyanmanın, her cümleye o zincirlerin şakırtısıyla başlamanın yorgunluğunu en iyi bu toprakların insanı bilir. Bugün önümüzde duran 27 Şubat çağrısı, sadece siyasi bir yol haritası değil, aslında ruhumuzun derinliklerinde biriken o devasa yorgunluğu dindirme, zihinsel bir "helalleşme" davetidir. Sayın Öcalan’ın doğrudan iradesiyle çatışmanın bittiği, siyasetin ve pozitif inşanın başladığı bir dönüm noktasına dönüşüyor.
Bir psikolog olarak biliyorum ki; insan, ancak güvende hissettiğinde gerçekten çiçek açar. Yıllarca "negatif bir isyan"ın içinde, sadece hayatta kalmaya çalışarak, savunma yaparak ve hep bir tetikte olma haliyle yaşadık. Oysa hayat, sadece hayatta kalmaktan ibaret değildir. Hayat; görülmek, duyulmak ve olduğun gibi kabul edilmektir. Sayın Öcalan’ın bu süreçteki net tutumu, toplumsal zihnimizdeki o "çaresizlik" hissini kırıp yerine sorumluluk alan, kararlı bir özne koyuyor. Bu, sadece bir strateji değişikliği değil, kolektif ruhun özgürleşme hamlesidir.
Zırhlarımızı bırakmak
Şiddet, aslında dilin bittiği yerde başlayan bir çığlıktır. "Silahın anlamsızlaşması", artık çığlık atmaya gerek kalmadığının, kelimelerin ve kalbin hüküm süreceği bir iklimin müjdesidir. Bu iklimin oluşmasında Sayın Erdoğan’ın iradesini, Sayın Bahçeli’nin çağrısını ve Sayın Özel’in katkılarını birer "iyileştirici müdahale" olarak görmek gerekir. Her çaba, toplumsal travmamızın üzerine konulan şifalı birer eldir. Birbirimize taktığımız etiketleri yıktığımızda; geriye sadece evladını özleyen anneler ve huzurlu bir gelecek isteyen gençler kalır. "Kürtsüz Türk, Türksüz Kürt olmaz" tespiti, aslında bir kimlik meselesinden öte, ruhsal bir bütünlük ilanıdır.
Kadınlar inşanın kalbinde
Bu yeni yolculuğun en güzel yanı, kadınların bu inşanın kalbinde yer almasıdır. Anneliğin koruyuculuğuyla değil, kadının özgür iradesi ve dönüştürücü gücüyle şekillenecek bir gelecek, toplumsal travmalarımızın en büyük ilacı olacaktır. Şiddetin dilini, kadının o birleştirici ve sağaltıcı diliyle değiştirdiğimizde, sadece siyaset değil, sokaklarımız, evlerimiz ve yarınlarımız da iyileşecektir.
Artık kimseye kimliğini, inancını ya da dilini kanıtlamak zorunda olmadığı bir "ev" borçluyuz. Cumhuriyet ile zihnen barışmak, aslında kendi geçmişimizle, acılarımızla ve nihayetinde birbirimizle barışmaktır. Öcalan’ın zihnen şiddetten arınma vurgusu, bizi otoriter ve buyurgan seslerin hapishanesinden çıkarıp; "Seni duyuyorum, seni anlıyorum ve seninle beraber yürümeye hazırım" diyen o ortak akla davet ediyor. Sırrı Süreyya gibi bu yola ömrünü ve yüreğini koyanların mirası, bu barışın harcıdır.
Bu bir son değil, muazzam bir başlangıç. Eski bir kavgaya veda edip yeni bir merhabanın samimiyetine sığınma vaktidir. Barış, sadece bir imza değil, iki insanın göz göze geldiğinde hissettiği o derin ve güven dolu huzurdur.







