
1990 yıllarında aldığı yoğun göçün travmalarını henüz üzerinden atamamıştır. Bu nedenle siyasal abluka olduğu kadar, ekonomik ve sosyal ablukayı da yaşıyor. Son yıllarda sosyal ve ekonomik abluka siyasal ablukadan daha da fazla etkisini gösteriyor.
Kürdistan'ın tüm kentlerinde olduğu gibi, Amed'de de madde bağımlılığı birincil sorun halini almıştır. Kentin en kanayan yarası konumunda bulunmasına karşın henüz bu konuya ilişkin somut adımlar atılamadı.
Kentte ikinci önemli abluka ise kent halkının yararına kullanılması gereken tüm Hazine arazileri TOKİ üzerinden satılarak, birilerine peşkeş çekildi. Yerel yönetimlere devredilmesi gereken alanlar özelleştirildi. Sıra, tarım ve mera alanlarına geldi. Kentin can damarı ve soluk borusu olabilecek bu alanlar yapılaşmaya açılmak isteniyor.Bunlardan biri de Hevsel Bahçeleri.
Kentte yüzlerce yıl tarım alanı olarak kullanılan, günümüzde sebzecilğin yapıldığı önemli tarım alanlarından olan Hevsel Bahçeleri, birkaç gün önce toplanan İl Mera Komisyonu tarafından tarım alanı olan vasfı değiştirildi. Daha bundan 6-7 yıl önce buradaki sebze bahçelerinin temiz suyla sulanması için sulama kanallarının yapılmasını Büyükşehir Belediyesi ile birlikte sağlayan Tarım Bakanlığı'nın bu kararı, yeni bir talanın işaretidir.
Hevsel Bahçeleri, Amed Surları ile birlikte devam eden UNESCO Kültürel Miras sürecinin de önemli bir parçası.
Bu karar, Amed Surları'nın UNESCO sürecini de baltalayacak. Kent merkezi ve çeperinde Dicle Nehri üzerinde yapımı planan üç HES'in yapımı da bu süreçte hızlandıracak, diğer yandan kentteki tarım alanlarının yapılaşmaya açılmasının da önünü açacak.
Hevsel Bahçeleri aynı zamanda Amed'in kuş cennetidir. Gazeteci Selim Kaya'nın uzun emekler vererek çektiği fotoğraflardan anladığımız kadarıyla, 100'ün üzerinde kuş türü burada yaşamaktadır. Ne yazık ki, bilim insanları bu konuda bugüne kadar bir adım atmadı.
Kırklar Dağı'nın yapılaşmaya açılması, Çevre Bakanlığı'nın Dicle havzasını konut stok alanı ve rekreasyon alanı olarak ilan etmesi ve Hevsel Bahçeleri'nin tarım dışı alan olarak kabul edilmesi, zaten kum ocaklarıyla tahrib edilen Dicle Nehri havzasının katledilmesini de hızlandıracaktır. Sağlık Müdürlüğü bahçesine yapılan Hilton Oteli ile başlayan Hevsel Bahçeleri ve Dicle Nehri Havzası'nın talanı bu kararla bir adım öteye taşınıyor.
Kentte önemli bir başka yakıcı sorun da Kent Ormanı'dır. Fakat bu henüz hissedilmiyor. Kentteki STK'lar, meslek örgütleri, çevre örgütleri burada oynanan oyunun çok farkında değil. 650 dekarlık bu alanın bir kısmı belediyelerin mülkiyetinde fakat önemli bir kısmı da mera alanı. Çevre Bakanlığı burayı konut rezerv alanı olarak ilan etmiş ve bazı kamu kurumlarına da tahsisi yapmış bulunmaktadır. Yine Kent Ormanı olarak planlanan bu alanda sadece kamu kurumları değil, kendisini yurtsever olarak ilan edenlerin de bu talanın bir parçası olduklarını görmek gerekir.
Bu çevrelerin, bu mera alanlarının ektikleri için kendilerine tahsis edilmesi amacıyla çeşitli davalar açtıklarını da görmekteyiz. Bu konuda Diyarbakır Nöbetçi Asliye Mahkemesi'nde açılan bir dava kapsamında 4 Nisan 2014 tarihinde yapılan keşifte, "Taşınmazın büyük bir bölümünün boş ve taşlık alan, taşınmazın halen mera vasıflı olarak bulunduğu, yapılan incelemede 300 bin metrekaresinin Milli Eğitim'e okul için tahsis edildiği, kalan diğer kısmın ise Çevre Bakanlığı'na Konut Rezerv alanı olarak" tahsis edildiğine dikkat çekilmektedir.
Yasaya göre, mera alanları üzerinde hiç bir değişiklik yapılamayacağı gibi "mera alanları üzerinde zilyetlik üzerinden hak sahipliği iddiasında bile bulunulamaz" denilmesine rağmen, yaşı 90'ları bulan kişiler üzerinden açılan bu tür davalar kent yeşil alanlarının talanı için "oyun içinde oyun" oynandığını da göstermektedir.