
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, Kürtler kendi demokratizasyonlarını sağlayarak tüm Ortadoğu’yu demokratikleştirmelidirler demektedir. Kürtlerin demokratik toplum haline gelmesine Ortadoğu açısından stratejik bir rol biçmektedir. Kürtlerin varlığının ve özgürlüğünün güvencesini Kürtlerin kendilerini demokratikleştirme temelinde tüm bölge ülkelerini demokratikleştirmelerinde görmektedir. Bu açıdan da Kürtlerin öz varlığını güvenceye alma ve özgürlüğünü sağlamada Ortadoğu’nun demokratikleştirilmesi stratejisine büyük önem vermektedir. Dolayısıyla Kürt Halk Önderinin ve Kürt demokratik hareketinin demokrasi anlayışı hem Kürtler hem Ortadoğu için tarihin en özgürlükçü karakterine sahiptir.
İşte bu zihniyetle başarılı bir birlik ve demokratik çözüm konferansı gerçekleşmiştir. Apo ve PKK karşıtlığıyla şekillenmiş ve bu nedenle hep Kürt birliği açısından engelleyici olan anlayışlar bu konferansla etkisiz kılınmıştır. Kürtlerin birliği ve demokratik çözümü için çok önemli bir adım atılmıştır.
Bu konferansın sonucunda Kürtlerin birliğini ve demokratik çözümünü gözetecek daimi bir komisyon kurulmuştur. Bu önemli bir adımdır. Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununun çözümünü dayattığı bir dönemde tarihi bir rol oynayabilir. Eğer sorumluluk duygusuyla hareket edilirse böyle bir oluşum Kürtlerin onlarca yıldır oluşmuş özgürlük ve demokrasi bilincini ve örgütlenmesini özgür Kürdistan’la taçlandırabilir.
Birlik ve çözüm konferansı büyük bir adım atmıştır. Bu konferans kendini daha da genişletmelidir. Kürt sorununun çözümünü hedefleyen birçok şahsiyet ve kurum temsilcilerini de içine alarak Kürt halkının iradesini Türk devletine dayatabilir. Türk devletinin çözüm için adımlar atması için çabalarını arttırabilir. Gerillanın sınır dışına çekildiği bu süreçte AKP Hükümetinin adım atması için zorlayabilir. Böyle bir tarihsel momenti ve fırsatı iyi değerlendirebilir.
Bu konferans ve oluşan daimi komisyon Türkiye’nin demokratikleşmesi konusunda duyarlılığını arttırmalıdır. Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununun çözümü için hangi adımlar atılması gerektiğini hem gündemde tutmalı hem de bu yönlü adımların atılması için Kürdistan ve Türkiye’deki demokrasi güçlerini harekete geçirebilmelidir.
Kürtlerin ne istediği netleşmiştir. Kürtler siyasi bir statü olmadan sorunun çözülmeyeceğine inanıyorlar. Konferansın en önemli kararı budur. Açıkça statüsüz çözüm ve barış olmaz demişlerdir. Bunun hem nedeni hem sonucu olarak Kürt kimliğinin anayasal güvenceye alınması, anadilde eğitim ve Kürtçenin Kürdistan’da resmi dil olması, yani kamu alanında kullanılması da bu konferansın temel talepleri olarak kararlaştırılmıştır. Bunlar tüm Kürtlerin talepleri olmaktadır. Konferansa katılmayan Kürtler de bu taleplerin hiçbirine itiraz edemezler, etmezler. Bu açıdan Kürtler ne istiyor bilinmiyor diyenler artık bu tür şeyler konuşamayacaklardır. Kuşkusuz Kürt Özgürlük Hareketi bu tür talepleri yıllardır dillendirmiştir. Ancak bunlar görmezlikten gelinmiş ve çarpıtılmıştır. Bu konferansla bu talepler hiç kimsenin görmezlikten gelemeyeceği biçimde ortaya konulmuştur.
Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununun çözümü için Mayıs ayında yapılan Ankara konferansıyla yakın ilişki içinde olmak gerekir. Ankara konferansı ve daimi komisyonuyla Amed konferansı ve daimi komisyonu arasında sürekli ilişki olmalı ve Türkiye’nin demokratikleşmesi konusunda ortak hareket etmelidirler. Kürt sorunu Türkiye’nin adım atması, yani demokratikleşmeyle çözülecekse bu ilişkinin sıkı ve sürekli olması şarttır. Zaten Amed konferansı çözüm konseptinin temel konferanslarından biriydi. Ankara, Brüksel ve Güney Kürdistan’da yapılacak konferanslar da Kürt sorununun çözümünde önemli rol oynayacak konferanslar olarak görülmelidir.
Kürt sorunu Türkiye’de demokrasi güçleriyle ortak hareket edilmeden çözülemez. Bu açıdan Ankara konferansı, bu konferanstan çıkan sonuçlar ve oluşan daimi komisyon Amed konferansının doğal bir parçası olarak görülmeli ve bu konferansla paralel bir çalışma yürütülmelidir.
Amed konferansı ve oluşan daimi komisyon Kürtlerle ilgili her konuda duyarlı olmalıdır. En acil olarak da gerillanın geri çekilmesiyle birlikte karakolların, askeri amaçlı yolların, kültürel soykırım amaçlı Kürdistan’ı insansızlaştırma projesi olan barajların yapımına karşı mutlaka aktif tutum koyabilmelidir. Koruculuğun kaldırılması hemen gündemleştirilmelidir.
Demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümü çalışması yapılırken baskılar ve tutuklamalara karşı hemen tutum konulmalıdır. Çünkü bunlar engellenmeden ne demokratikleşme ne de Kürt sorununun çözümü gerçekleşebilir.
Bu konferans Kürdistan tarihi açısından çok önemlidir. Bu nedenle bu konferansın aldığı kararların takibi yapılmalıdır. Her katılımcı ciddi yaklaşmalı, bu tarihi konferansın başarısı için üstüne düşen sorumluluğu yerine getirmelidir. Çünkü bu konferans yirmi bin civarında gerilla, yirmi bin civarında halkın yaşamını yitirdiği, on binlercesinin zindanlarda 10-15-20 yıl kaldığı, yüz binlerce Kürt’ün işkence gördüğü ve binlerce köyün yakılıp yıkıldığı, milyonlarcasının ülkesinden koptuğu ve daha birçok ağır bedellerin verildiği onlarca yıllık mücadelenin kazanımı olarak gerçekleşmiştir.