Seçim notları AMED


Seçimlere bir ay kala Amed’deyiz. Amed’e geldiğimizi daha “havadayken” anlıyoruz. Tam inişe geçerken, pilotun yaptığı anons bize “Amed’e hoş geldiniz” sözünün “askercesi” oluyor. İnemiyoruz. Yarım saat havalarda dolanıp duruyoruz. Sebeb şu: Askeri uçaklar havalanmaktaymış... Önümüzü onlar kesiyor. Koca Amed’in bir “sivil hava alanı” yok. Anons Türkçe yapılmıştı. Turistin biri sorup da havada dolanmamızın nedenini öğrenince panikliyor. “Savaş mı çıktı?” diye soruyor. Hostes ne yanıt vereceğini bilemiyor.

Amed’de seçim kampanyası her geçen gün hızlanarak sürüyor. Adaylar çalışıyor. Parti örgütü de. Ama buralarda seçim kampanyaları pek öyle “eğlenceli”, “şenlikli” olamıyor. Öyle yapılmak isteniyor ama bir türlü olmuyor. Çünkü hemen hemen üç, dört günde bir Şengal’den, Rojava’dan şehit cenazeleri geliyor. Barış’ın asıl meyvesini “Fırat’ın Batısı” yemekte. Hiç kimse üç yıldır şehit cenazelerine göz yaşı dökmüyor. Kürdistan ise Kobanê savaşından bu yana, yani son yedi ay içinde 620’yi aşkın şehidini toprağa verdi.  

Amed’e ayak bastıktan sonra biz de Şengal’den gelen sekiz şehidin cenazesini karşılamaya gittik. Binlerce Êzîdî göçmen kamptan çıkıp Çınar yolu boyunca sıralanmış; kendilerinin özgürlüğü için can veren gerillaların cenazelerini ellerinde bahar çiçekleri ve sloganlarla karşıladılar.

Vaktiyle Kürdistan topraklarında yaşayan, sonra diğerleri gibi neredeyse yok olan Êzîdî halkı, tarihin garip bir oyunu sonucunda, DAİŞ canavarlığı yüzünden yeniden Kürdistan’a geldi. Halkların zenginliği bakımından yoksullaşan Amed, şimdi Êzîdîlerin göçüyle yeniden “zenginleşti”. Biz de Amed’de bu zenginliği, seçimlere yansıyan yanıyla vermeye çalıştık. Êzîdî aday Feleknas Uca’yı son anda yakaladık. Müftü’yle Hz. Süleyman türbesinde buluştuk. Sonra Ermenilerin kilisesinde Vakıf Başkanıyla ve Kilise Zangocuyla konuştuk. Oradan Türkmen Acı Köyü’nde Alevi Türkmenlerin Cem Evi’nde Dede’yle söyleştik. Bir de bunlara aday listesinde yapılan “ittifakın” bir temsilcisi ile görüşmeyi ekledik.

Yıkılan kilise yeniden yapılmıştı. “Gizlice” sürdürülen tekkeler “yasallaşmıştı.” Hz. Süleyman Türbesi’nde bir Müftü, bütün din ve mezheplere elini uzatmıştı. Burada “uygarlığın rönesansı“ başlamıştı. PKK Önderi’nin Demokratik Ulus ideali yolunda adımlar atılıyordu. Aynı zamanda Kürt ulusal demokratik birliği adım adım kuruluyordu.

Haklı olarak soruyorsunuz: İyi de seçimlerde ne olacak?

Gültan Kışanak’la “arka kapıdan” girerek “gizli” bir görüşme yaptık. O “gizli” görüşmenin sonucunu burada açıklayalım: HDP Amed’de yüzde yetmişi aşacak. HDP il yöneticileri de aynı iddiayı paylaşmakta. Biz şüphelendik. Şehri dolaştık. AKP’ye pek rastlayamadık. Haydi hayırlısı...


El Ezher’den TBMM’ye


Nimetullah Erdoğmuş, HDP Amed adaylarından... Herkes onu “Müftü” diye tanıyor. Kendisiyle Hz. Süleyman’ın türbesinde buluştuk.

Onunla konuşmamızı özetlemek gerekirse, bu konuşma, bir süredir hem Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hem de Başbakan Davutoğlu’nun HDP’ye karşı yürüttüğü “dini kendi menfaatine alet eden” kampanyasının “tekzibi” oldu.

Nimetullah Erdoğmuş, hemen hemen her Kürt’ün “kimliğinde” rastlanan ünlü “1 Ocak” tevellütlülerden. Resmi doğum tarihi böyle: 1.1.1960... Yani “halktan bir insan...”

Babası Medrese müderrislerinden. Kendisi de Medrese eğitimi almış. Söylemese de “icazetli” olduğu müktesebatından anlaşılıyor. Ama daha önemlisi, İlahiyat’ta yüksek öğrenimini bitirdikten sonra Mısır’da El Ezher’de iki yıl okuyor. Sonra değişik illerde müftülük yapıyor. Derken geçtiğimiz Şubat’ta “emekliliğini” istiyor ve aday oluyor. Aslına bakarsanız, “emekliliğini” istemesi gerekmediği halde böyle yapıyor. Yani “adaylığı” kabul edilmese ya da “seçilemese” yeniden müftülüğe dönmesi mümkünken o, “siyasete atılan” bir din adamına yakışanı yapıyor. Adaylığı kabul edilmeyecek olsa da, seçilemeyecek olsa da, artık yeniden müftülük makamında bulunmayı doğru bulmuyor. Biz buna “ahlaki ilkelilik” diyoruz. Ve Müftü’yü inşallah TBMM kürsüsünden bazılarına “ahlak vaaz ederken” görmeyi umut ediyoruz.

Bu arada hatırlatalım: Nimetullah Erdoğmuş’un ağabeyi de müftü imiş. Ve o da ANAP’tan seçilerek meclise girmiş. Şimdi HDP’de, ANAP’ın “demokrat” geleneği de Nimetullah Erdoğmuş ile temsil edilmiş olacak...

Müftü Erdoğmuş, El Ezher’de 2 yıl okudu. Fotoğraf Kahire’de El Ezher Üniversitesi’nin önünde çekilmiş. Fotoğrafta soldan sağa doğru Erdoğmuş 5. sırada görülüyor. Aynı fotoğrafta, El Ezher’de “doktora” yapan Prof. Dr. Muhammed Gezni de hemen Erdoğmuş’un yanında yer alıyor. (Uzun boylu, siyah cübbeli) Genzi daha sonra Güney’de, Talabani döneminde Vakıflar Bakanı oldu, geçen yıl vefat etti.  


Diyanet topluma emanet

Nimetullah Erdoğmuş’a soruyoruz: Başbakan’dan Cumhurbaşkanı’na kadar AKP, Diyanet konusunu HDP’ye ve Demirtaş‘a karşı demagojik bir kampanya konusu yaptı. Siz bu konuda ne diyorsunuz?

Müftü’nün zihni açık. Tane tane anlatıyor:

“Diyanet meselesine ben yapısal yaklaşıyorum. Biz Diyanet’in idari yapısını sistem olarak yetersiz buluyoruz. Diyanet mevcut hali ile kalmasın, özerk bir Diyanet olsun. Diyanet İşleri Başkanı seçimle gelsin. Diyanet içerisinde en fazla kabul gören tartışmadır bu. Diyanet İşleri Başkanlığı, özerk olsun. Başkanımız dahil olmak üzere yöneticilerimiz, müftülerimiz seçimle iş başına gelsin. Oturup bunu tartışacağız. Onlar, yani Diyanet İşleri Başkanlığı bize diyebilir ki, ‘Biz Diyanet’in özerk olmasını istiyoruz.’ Biz de deriz ki, ‘Bizim daha radikal bir çözümümüz var. Diyanet kurum olarak bir devlete hizmet eden araç olmaktan çıksın. Biz dini devlete emanet edeceğimize, topluma emanet edelim. Sivil topluma emanet edelim. Toplumun  dindarlığına da karışmayalım.’”

Müftü, “Diyanet’in kaldırılmasından” söz etmiyor. Bugünkü “halini” eleştiriyor:

“Biz şunu söylüyoruz: Mesela yargı bağımsızlığını tartışmıyor muyuz bu ülkede? Yargı bağımsız mı bugün? Peki biz yargı bağımsız değil, sistemin, hukukun önünü açmak için, hukukun bağımsızlığı için biz bu sistemi oturalım tartışalım ve bir bağımsız yargı nasıl olur onu tartışalım dediğimiz zaman, bu ülkede hukuk olmasın mı diyoruz?”

Bu güçlü akıl yürütme, AKP’nin HDP’ye karşı “dini araçsallaştırma” taktiğini yerle bir ediyor.

Müftü, “Kur’an kaldırma” konusunda Erdoğan’la Mele Muhiddin’i kıyaslıyor. Ona göre, Sıffin’de bile “Kur’an göstermek” bir savaş hilesi olmakla beraber yine de “ortak bir ahlaka” işaret ediyordu. “Kur’anı hakem yapmak”, İslam’da en büyük “çözüm yöntemlerinden” biri. Müftü, Erdoğan’ın “Kur’an kaldırmasını” eğer hakemlik için yapılmışsa “kabul etmeye hazır” olduğunu dile getiriyor. Ama biliyor ki, buradaki “Kur’an kaldırmada” amaç “barış” değil. Ona katılıyoruz: O, Kur’anı savaşa alet ediyor. Oysa özellikle Kürtlerin arasındaki çatışmalı durumlarda “ezan” okunduğu zaman ya da taraflardan biri “Kur’an kaldırdığı” zaman ve nihayet saçlarının telini göstermeyen kadınlar başlarını açıp tülbentlerini ortaya yere attıkları zaman, “ateşkes” gerçekleşir, kan akıtılmaz. Barış sağlanır. Müftü, “Mele Muhittin’in amacı barıştı” diyor.

Nimetullah Erdoğmuş, “dini siyasete alet etmenin” en büyük günahlardan biri olduğunu söylüyor. “Bu” diyor, “şirktir ve kul hakkı yeme günahı ile birlikte bu günahın affı yoktur.”


Kiliselerden cemevlerine


Ermeni Soykırımı’ndan önce Ortadoğu’nun en büyük kilisesi olan Ermeni Surp Giragos Kilisesi’ne gittik. Ermeni Soykırımı’nın suç ortağı olan Almanlar, bu kiliseyi Birinci Dünya Savaşı’nda askeri karargah olarak kullanmış. Cumhuriyet Türkiyesi ise Sümerbank deposu haline getirmiş. Şimdi Kürt Özgürlük Hareketi’nin Amed’deki varlığı ile kilise, yeniden doğmuş.

Kilise Vakfı’nın başkanı Abdulgafur Türkay’la (vaftiz ismi ise Ohannes) konuştuk. Kilisenin yıkılmış resimlerine baktık ve şimdiki muhteşem halini hayretle seyrettik. Büyükşehir Belediyesi’nin önemli yardımları ve Ermeni Cemaati’nin çabalarıyla kilise, yeniden orijinal haline getirilmiş.

Abdülgaffur’a, “Neye ihtiyacınız var?” diye sorduk, “Papaza” dedi. Tam “Hayret, papazlarınıza ne oldu?” diyecektik ki, aklımıza Stalin ve Molotof’un 1943 yılında yeniden rehabilite edilecek olan Ortodoks Kilisesi’nin sürgünden getirilen papazlarıyla yaptığı konuşma geldi. Stalin onlara, “Neye ihtiyacınız var?” diye sorar. “Papaza” cevabını alınca, “Papazlarınıza ne oldu?” der. Papazların çoğu kurşuna dizilmiştir. Stalin bunu bilmezden gelir. Metropolit, şöyle yanıtlar: “Biz onları eğitip papaz yapıyoruz, sonra onlar kılıç kuşanıp mareşal oluyorlar.” Sırtında askeri üniformayla Stalin güler: “Doğru” der, “Ben gerçekten de papazdım...”

Kilise şimdi, “Kürtçe bilen bir papaz” talep ediyor. O da gelince Ermeni Kilisesi yeniden canlanacak.


“Tekkeler” cemevleriyle canlanıyor

HDP’nin “adayları” Mezopotamya uygarlığını yansıtıyor. Şafi Kürt nüfusun içinde küçücük bir ada gibi varlığını koruyan Türkmen Acı Köyü’nde Hasan Dede’yle buluştuk. Bu köyde Türkmen Aleviler yaşıyor. Ve nasıl Ermeni Kilisesi yeniden kuruluyorsa, burada da “yasaklanan tekkelerden” sonra ilk defa cemevi kurulmuş. Henüz açılışı yapılmamış. Büyükşehir Belediyesi’nin önemli katkısı olmuş. Hasan Baykut, Alevi dedesi. Birlikte yemek yedik. Sonra elinde sazıyla oğlu Cumali geldi. Kız kardeşi Songül’le birlikte bize Türkçe, Kurmancî, Zazakî Alevi nefesleri dinlettiler.

Hasan Dede, Sur Belediyesi 40’lar Barış Meclisi üyesi. Bu Meclis’te, “uygarlığın bütün özneleri” yer almış. Müslümanlar, Ermeniler, Süryaniler, Keldaniler, Êzîdîler, şeyhler, dedeler, imamlar, ve erkeklerle kadınlar...

Hasan Dede, “Biz geleneksel olarak CHP’liydik. Şimdi köyümüzün büyük çoğunluğu HDP’yle kader birliği yaptı“ diyor.

Türkmen Aleviler, bu seçimde HDP’yle birlikte barajı aşacaklar...


DDKD-HDP ittifakının adayı


DDKD... 1970’lerde Dr. Sait Kırmızıtoprak’ın (Şivan) devamcıları tarafından kurulan önemli bir Kürt örgütlenmesi. Son yıllarda DDKD, HDP ile ilkesel bir ittifak kurmuş. Ve İmam Taşçıer, şu anda Amed’de HDP’nin vekil adayı. İmam Taşçıer, seçim çalışmasını eşi Seher ile birlikte yürütüyor. Onlar Kürdistan’ın kanlı trajik günlerinde kaderlerini ortak etmişler. 1993 yılında kontralar tarafından silahlı saldırıda ağır yaralandı. Yanındaki iki arkadaşı hayatını kaybetti.

“Barajı aşarız” diyor. Soruyoruz: “Ya aşamazsanız?”

Tereddüt bile etmeden şöyle diyor: “Alternatifsiz değiliz, Kürdistan’da halkın yüzde yetmişlik oyunu alanlar, öyle bir durumda kendilğinden alternatif bir meclisin üyeleri olurlar.”


VEYSİ SARISÖZEN