BİRCAN DEĞİRMENCİ/AMED

5 günde tam 65 çocuk fotoğraf, drama, mim, kukla ve sanat atölyelerine katılarak üretimler yaptı. Festivalin hem sanatçısı ve hem de izleyicisi olan bu çocukların tamamına yakını bu tür etkinliklere ulaşma şansı olmayan çocuklardı. Suriçi’nden, Bağlardan gelmişlerdi.

Bugünlerde Diyar Galeria’da bulunan Amed Şehir Tiyatrosu’nun olduğu mekan cıvıl cıvıl çocuk sesleriyle doldu. Bu yıl ‘Elim Sende’ sloganıyla ilki gerçekleştirilen Amed Çocuk Festivali’nde çocuklar günlerdir mim, resim ve sanat, fotoğraf ve drama atölyelerinde hem yeteneklerini keşfetti hem de doyasıya eğlendi. Atölyeler; Derya Sağlam, Mehtap Alişan, Serdar Uğurlu ve Kibar süvari tarafından verildi.  Atölye çalışmalarını yürütmek için İzmir’den gelen Mehtap Alişan ve Serdar Uğurlu ile çocuklarla neler yaptıklarını ve deneyimlerini konuştuk.

Mehtap Alişan geçtiğimiz yıl bir grup kadın arkadaşıyla birlikte İzmir’de dezavantajlı çocuklara dair neler yapabileceklerine ilişkin kafa yorduklarını ama istediklerini yapamadıklarını söyleyerek, neden Diyarbakır’ı tercih ettiklerini şöyle anlatıyor: “Savaş sonrası travma görmüş çocuklarla bir şeyler yapmaktı derdimiz. Mülteci çocuklar da vardı ve çok fazla vardı. Orada zaten yapılan şeyler vardı. Daha sonra ilk aklımıza gelen yer Diyarbakır oldu. Amed Şehir Tiyatrosu ile irtibata geçtik. Çocuklarla sanat çalışması yapmak istediğimizi söyledik. Çünkü sanatsal çalışmalara bu kadar ket vurulurken ve maddi boyutu olmadan yapılamayacağına ilişkin bir algı var. Biz biraz da bu algıyı kırmak adına başlamıştık.”

Pisklet Çocuk

Yaklaşık 8 yıldır Bisiklet Çocuk adı altında çalışma yürüttüklerini ifade eden Alişan, “Her çocuğun bisiklet hayali vardır. Burada da yerel ağızla söylenen ‘pisklet çocuk’ olarak geldik. Cebimizde beş kuruş olmadan, kendi yaptığımız takıları ve çantaları satıp, konser düzenleyerek oradan bir bütçe çıkarttık. Burada ortak bir çalışma çıkartmış olduk. Mayıs sonu Haziran başında çalışmaya başladık. Sinema, heykel, geri dönüşüm, orf, drama, sosyal yaşamı destekleme ve kukla atölyesi gibi. 5 arkadaşla geldik ve çocuklarla çalıştık” diyor.

Amed’deki çocuklar daha farklı

İzmir ve Diyarbakır’daki çalışmaları arasındaki farkı ise Alişan şöyle aktarıyor:  “İzmir’de geçirdiğimiz süreç çok daha başka. Aynı oyunları oynuyoruz ama buradaki etkiler çok farklı oluyor, arada epeyce fark gözüküyor. Orf müzikte kullanılan bir teknik. Orf tekniğinde belirli enstrümanlar var, bunlar doğal sesler çıkartan enstrümanlar. Masal, müzik, beden, doğaçlama, drama gibi hepsinin bir arada toplandığı bir teknik. Orf atölyesinde ocuklara gök gürültüsü sesini dinletiyorum. Bu seslerle bir hikaye yazıyoruz. Bu sesi açtığımız zaman çocuklar bunun bomba sesi olduğunu söylüyordu. Füze, silah, tüfek sesi diye tanımlıyorlardı. Çünkü yıllardır savaşın içinde. Bunlarla çok zorlandık, bize çok ağır geldi.”

Beden dilini kullandık

Dille ilgili de dönem dönem problem yaşadıklarını söyleyen Alişan bununla ilgili çözümlerini de şu şekilde ifade ediyor: “Bazı çocuklar hiç Türkçe bilmiyor. Ama bu aramızdaki iletişimi daha da güçlendirdi. Beden üzerinden bir iletişim kurmaya başladık. ‘Anlamıyorum’ diyor ama ben elimle kolumla anlatmaya çalışıyorum. O oradan bir şeyleri çözmeye çalışıyor. Keyifli, güzel  zamanlar geçirdik”

Geçen yıl yürüttükleri atölyeler sonrasında bunu bir şenliğe çevirip festival yapma fikrinin doğduğunu söyleyen Alişan, “Amed Şehir Tiyatrosu öncülüğünde festivali gerçekleştirdik. Bu dönem mim, drama ve sanat ve resim atölyesi yaptık. Geri dönüşüm ve atık malzemeleri kullanmayı tercih ettim. Bu atık malzemeleri başka bir şeye dönüştürmenin sihri çocuklarda inanılmaz bir heyecana dönüştü. Kapaklar ve mandaldan bir araba yaptık mesela. Onu bir türlü oturtamadılar kafalarında, sonrasında yapınca çok heyecanlandılar.”

Çocukları dinginleştiren bir çalışma

Birçok çocuğun dinleme becerisinin zayıf ve çok agresif olduğunu aktaran Alişan, “Sürekli yüksek sesle bağırma halinde. Bizim yaptığımız çalışmaların bir dinlendirme özelliği var. Dinleniyor, dinliyor, ses yumuşuyor, beden yumuşuyor. Hareketler biraz daha anlaşılır hali geliyor. Birbirleriyle olan iletişim kısmında da öyle. Yaklaşık 70 çocuk katıldı.  Daha önce bu tür bir çalışmaya temas etmemiş, bu kadar ayrıntılı ve farklı çalışmaya ilk kez katılan çocuk sayısı çok fazlaydı. 4 gün boyunca yapılan etkinliklerde o keyfi gördük. ‘Bak seneye yine geleceksin ha, bekliyoruz ha’ diyorlar.”

Nusaybin, Cizre’ye de gideceğiz

Alişan, çocukların kendilerini ifade etme becerilerini gün yüzüne çıkartmak ve dezavantajlı bölgelerde çalışmanın birincil öncelikleri olduğunu söylüyor.

Diyarbakır’ı bırakmayı hiç düşünmediklerini belirten Alişan, “Bir buçuk yıldır buradayız. Kurumlarla hala temas ediyoruz. Festival olmasa bile eğitmen eğitimi çalışma talep edildiğinde gelişlerimiz oluyor. Takip edebildiğimiz ve var olabildiğimiz kadarıyla burada var olmaya devam edeceğiz. Nusaybin, Cizre gibi yerlerde de alan bulabilirsek gitmeyi istiyoruz” diyor.

Aynı yetişkine maruz kalıyorlar

Drama atölyesini yürüten Serdar Uğurlu’nun ise Amed’de ilk gelişi. Çocukların her yerde aynı yetişkinlere maruz kaldığını ve dolayısıyla aralarında bir fark olmadığını ifade eden Uğurlu, “Yoksulsan hangi dilek ve taleplerin gerçekleşebileceğinin ya da olmayacağının farkındasın. Ama dışarıda da daha renkli bir dünya var. Herkesin arzularını tetikleyen bir dünya var bu çocuklar için de geçerli. TV ve internetin olduğu yerde bundan kaçış yok. O baskıyı yaymanın dağıtmanın yolu olarak bağırmayı ve gürültüyü buluyorlar. Kendi seslerini duyurmak istiyorlar. Dünyayı bizden farklı bir şekilde algılıyor. O gürültü pratiği, ‘beni bir duy, benim bir fikrim var’ anlamına geliyor. Dinlendiğini fark ettiği anda dinginleşiyor. Gürültü varsa sesin bana ulaşmaz. Bunun işaretini vermeye çalışıyorum” diye konuşuyor.