Türk devletinin saldırıp moloz yığını haline getirdiği Amed’in Sur’unu yeniden imar etmek için dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu, kendi boyundan büyük laflar ederek Sur’u Toledo gibi yapacağını söylemişti.

“Hafıza-i beşer nisyan ile maluldür” sözü tamda bu günkü durumu özetliyor. Bu günlerde yeni parti kurama çalışmalarıyla ismi sıkça zikredilen Ahmet Davutoğlu, hangi beklentiye cevap verecek türden bir parti kuracak?

tartışmalarını bir tarafa bırakarak, hangi tezi hayat buldu? Sorusundan başlamak daha iyi olacaktır. Stratejik derinliğinin ne kadar yüzeysel olduğu bugün daha iyi anlaşılmaktadır. “Komşularla sıfır problem” derken cumhuriyet tarihinde komşularla en kanlı bıçaklı bir dönemi yaşadık. Hatta daha da ötesine geçerek işgalci ve yayılmacı bir güç haline geldiler.

Osmanlı’nın yeniden şahlanışı için zemin ve zamanı kollamaya çalışarak kendince bir strateji belirlediler. Ahmet Davutoğlu, bu stratejinin akıl hocalığını yapanlardan biridir. Bu strateji tutar mı? Tutmaz mı? Bu ayrı bir konu.

Asıl üzerinde durmak istediğim konu: Sur içi gibi bir tarihi ve mimariyi yıkan zihniyetin, alay edercesine Toledo gibi yapacaklarına dair verilen sözlerinin arkasında gerçekleşen kayyum belediyeciliğidir.

Kürdistan halkının iradesi ile seçilen belediye eşbaşkanlarına görevden el çektirilerek yerlerine atanan kayyumlar, icraatlarıyla hükümetin Kürtlere ilişkin politikalarını gözler önüne sermektedir.

Vurgun ve talanın boyutları her geçen gün daha fazla gün yüzüne çıkmaktadır. Sadece zıkkımlandıkları baklavaları değil, Amed Büyükşehir Belediyesinde, Sur’da yaptırdıkları banyolar ve iç mekan düzenlemeleri düşmanlıkta sınır tanımadıklarını ortaya koymaktadır.

Bu sıradan bir harcama olarak görülmemelidir. AKP faşizminin saldırıları sonucu yıkılan şehirlerin ve bodrumlarda yakılarak katledilen gençlerin kanı üzerinde alçakça tepinmesidir.

Kayyumlarla, zorla el konulan belediyeleri zevk-i sefalarına göre yönetmeleridir. Halkın malına, canına göz diken bu kayyum belediyeciliği, yaptıkları ahlaksızlıkları ve işledikleri suçların yanlarına kar kalmasıdır.

Suriye’de ki kanlı senaryonun yazarı Ahmet Davutoğlu, Türkiye’nin ön görülmeyen savaşın içine itilmesinde belirleyici bir rolü olduğu unutulmamalıdır. Kürdistan şehir ve kasabalarının bombalanmasında da aynı role sahiptir. Aynı Davutoğlu, Toledo göndermesiyle Sur halkına yaşattığı insanlık dışı vahşettin üstünü örtmeye çalışmıştı. Toledo vaadinin arkasından Sur’a atanan kayyum tek marifeti, belediye binasına yaptırdığı kral banyosu ve arkasında bıraktığı yüklü borç listesidir. Sur’daki kayyum, savaştan arta kalan moloz yığını üzerinde yaptırdığı lüks kral banyosunda keyif çatması bu halka yapılacak en büyük kötülüktür. Acılı Sur halkının onuruyla oynamadır. Sorun sadece Sur değildir. Atanan bütün kayyumların gerçekleştirdikleri talan ve soygunları bir devlet politikası olarak uygulamalarıdır. Bütün belediyelerin içini boşaltarak, taşınmaz mal varlıklarına kadar her şeyi talan ederek iş yapamaz, hizmet üretemez duruma getirmesi devletin politikası gereğidir.

AKP-MHP faşist ittifakının ortak paydası Kürt halkına düşmanlık ittifakı olduğu bilinmelidir. 31 Mart seçimlerinin bütün usulsüzlüklerine rağmen Kürdistan’daki kayyumlar def edilmiştir. Bütün engellemelere, baskılara, korkutma ve tehditlere rağmen halk kendi belediyelerini geri almıştır. Fakat Faşist iktidar bu belediyeleri çalıştıramaz hale getirerek halkın gözünde düşürmeye ve tekrardan kayyumlara devretmeye çalışacaktır. Bir düşmandan ne beklenilirse devlet de onu yapacaktır. Halkımız devletten talan, soygun, gayri meşruluk, hukuksuzluk, bekleyebilir ama Toledo asla beklememelidir.

Kürt halkı kendilerine yönelen saldırıları bütünlüklü düşünmek zorundadır. Bir yerde yapılan saldırı her yerde yapılmış bir saldırıdır. Bir Kürde yapılmış saldırı bütün Kürtlere yapılmış bir saldırıdır. Devletin saldırıları bütünlüklü topyekün bir saldırıdır. Kürdistan’ın bütün alanlarında, dağdaki gerilladan tutalım sıradan köylüye kadar herkes hedefindedir. Anaların başındaki beyaz tülbentten tutalım Japonya’daki Kürtçe eğitime kadar her şey devletin hedefindedir. Bu zihniyeti iyi tanımak ve buna karşı mücadelenin yol ve yöntemini bulmak gerekiyor.

Bu faşist sistemin uzun süre bu şekilde sürdürülemez olduğu bilinmelidir. Topyekün saldırılarının nedeni topyekün kaybetme korkusudur. Faşizme karşı mücadelede kararlılık ve keskinlik, faşizmin erken çöküşünü getirecektir. Açlık grevleri ve bir üst aşama olan ölüm oruçları eylemleri hedefe odaklanmış kararlı ve keskin duruş eylemlerdir. Zindanların yükünü paylaşmak ve eylemleri kitleselleştirmek gerekir. Tarihsel bir dönemin arifesinde olduğumuzun bilinciyle faşizme karşı savaşta bütün gücümüzü, enerjimizi birleştirmemiz ve harekete geçirmemiz gerekir.