Mazlum MAMXURÎ

Kürdistan tarihten günümüze her karış toprağında savaşın her türlüsünü yaşadı ve halen de yaşıyor. Kürdistan tarihinde birçok direniş de yaşandı, yaşanıyor. Tarihimizde yaşanan direnişler bizlere miras kaldığı kadar, katliamlar da tarihsel intikamın nasıl alınacağını göstermiştir. Direnen, acı çeken, gözyaşı döken tüm halkımızı saygı ve minnetle anıyoruz. Halkımızın başına örülmek istenen çorapların şişlerini kırıp paramparça edeceğiz ve özgür yaşamın koşullarını yaratmaktan bir adım dahi geri durmayacağız. Yine tarihten dersler çıkarıp fillerin savaşında ezilen çimler olmayacağız. Kimliksel savaşı vereceğiz, kimseyi evimize misafir edip evimizi onların kirli savaşlarına kurban etmeyeceğiz. Ne kimseye yurdumuzun kendi hedefleri için arenaya dönüştürmelerine izin vereceğiz, ne de tarih benliğimizi unutup kaybedeceğiz. Burada Başkan Apo’nun "nerede kaybettiysek oradan başlayacağız" sözü tarihsel yaşanmışlıklara ve güncele dair tam yerinde bir söz olduğu bir kez daha kendisini kanıtlamıştır. Evet halkımız nerede ve nasıl kaybettiyse oradan başlamalı ve halkımızın aleyhine dönen çarka çomak sokmasını bileceğiz. Bu yüzden tarihsel sınavdan güçlü bir şekilde çıkacağımızı göstereceğiz.

Son zamanlarda Ortadoğu'da eski konumlanmaların değişim gösterdiğine tanıklık etmekteyiz. Bu değişime ister yer değiştirme diyelim ister yeni planın bir sonucu olarak ele alalım ama pozisyon değişikliğinin olduğu artık kendisini yavaş yavaş göstermekte. Özellikle gerek bölgesel gerekse de kimi uluslararası güçlerin bölgede yeni konumlanmalara doğru evrildiği yeni konjonktürün nasıl ve hangi düzeyde olacağını hissettirmekte. Bunun en bariz örneği ABD'nin son zamanlarda Irak'taki konumundan Güney Kürdistan'ın belli bölgelerde pozisyon alma kararı kendisini daraltıp bu nedenle de dar ve sonuç alıcı bir planı yürütme taktik değişim kararı aldığını gösteriyor. Buna benzer Afganistan'dan da güçlerini çekeceğini tartışmaktadır. Tüm merkezi konumlanmasını yeni hegemonik hesaplar dahilinde yaptığı ve yapacağını aldığı kararlar ile gözlemlemekteyiz. Bu şekliyle az zarar ile daha sonuç alıcı hesabı içerisinde olduğu görünmektedir.

Burada bir parantez açmak ve sormak gerekirse sistem yeni bir yol ayrımında mı veyahut yeni arayışlar içerisinde mi? Bu soru insanın sistemin taktiksel manevraları nedeniyle şaşırtmasının amacı mı taşıdığı sorulabilir. İran faktörü hesaba katıldığında Irak'taki eski konumu kendisine şüphe ve kuşku yaratmakla birlikte olası bir İran müdahalesinde Irak'a güven duyması da kendi içerisinde tartışılıyor olması muhtemel. Güney Kürdistan'ın hâli hazırdaki duruşu ABD'ye kısmi de olsa güven vermiş olacak ki asli ve çekirdek gücünü buraya kaydırmış olması bu gözlemleri görünür kılmakla birlikte haklı çıkarmakta. Ortadoğu özgülünde uluslararası müdahale düzeyinin bizler tarafından hangi doğrultu ile ele alınacağı ve bu müdahalenin Kürdistan çıkarlarına ters düşme -ki muhtemel öyle olacağı kesinlik kazanma durumu olacağına benziyor- durumda bu müdahalenin etki gücünü süzgeçten geçirip çıkar ve menfaatlerimize uygun şekilde buna karşı konumlanma gerektiğini tarih bizlere zaten göstermiş bulunmakta.

Halkımız arasında yeni kutuplaştırma yaratılmak isteniyor. Özgür Kürt kişiliğini ortadan kaldırıp kendilerine mutlak hizmetkarlar yaratma yolunun daha kolay açılabilmesi için yeni yöntemler deniyorlar. Bunun da etkisi olacak ki kimi partilerin pozisyonu ihanet kimliği yaratma amacından başka bir anlam ifade etmemektedir. Son Güney Kürdistan'da Zînî Wertê'de yapılmak istenen ve amaçlanan tablo hiçbir şekilde Kürdistan davasına hizmet etmeyen yaklaşımlardır. Burada bir diğer önemli nokta ve çizilmek istenen resim ise muhtemel çıkabilecek bir savaşın iki parti arasında olacakmış gibi gösterilmek istenmesidir. Ancak şunu belirtmekte fayda var, muhtemel bir çatışmanın veyahut savaşın iki parti arası değil de Kürt ve Kürdistanî cephe yani özgür direngen ve kurtuluşçu çizgi ile TC-uluslararası güç- işbirlikçi çizgi arasında olacağıdır. Zira oluşabilecek bir savaş ‘birakujî’ olarak ele alınamaz. Yaratılmak istenen savaş, Kürdistanî değerlere ve özgür Kürt kişiliğine karşı bir savaştır.

Halkımız günlük siyasal gelişmeleri gayet iyi bir şekilde takip edip analiz yapabilecek güçtedir. Kürdistan'ı kendi arka bahçesi halkı da amaçları doğrultusunda kendi ordusu olarak görmeye çalışanlara halkımız gereken cevabı vermekten çekinmez. Kürdistan’ı sömürge halinde tutmak isteyen güçler, halkımızın bu tür kişilerin kuyruğuna takılmasını istemektedir. Ancak halkımızın ait olduğu tek ve yegane çizgi direniş özgürlük ve kurtuluş çizgisidir. Halkımız ne eski konumundadır ne de şimdiki koşullar eski koşullardır.

Bilindiği gibi Kürt müziğinde geçen "Ez Xelefim" şarkısı var ve halen kültürel anlamda halkımızın hafızasında canlılığını korumakta. Botan serhildanında olumsuz rol oynayan ve aynı zamanda ihanet kimliğini temsil eden Ezdîn, Botan isyanın da Osmanlı ile işbirliği yapıp ihanet eder. Bu ihanetten dolayı Xelef onunla bir meydan savaşına girer. Xelef Kürt halkı Ezdîn ise işbirlikçi sınıftır ve halk Xelef'in söz ve davranışlarını benimser. Xelef şimdiki Kürt özgürlük mücadelesinin sentezi haline gelen PKK ve Önderliğidir. Şimdiki Ezdînler ise günümüzün ihanetçi ve işbirlikçi çizgiyi temsil edenlerdir. Bu nedenle bir kez daha yineliyoruz ki 21. yüzyılın Xelefleri halkımızın gönlünün derinliklerinde yerini alacak ve aynı şekilde özgürlüğü ve kurtuluşu kazanacak. Ezdînler de bir kez daha halkımızın dilinde ve hafızasında lanetli profilini kazanacak ve aynı şekilde  yenilmekten kurtulmayacaktır. Kürdistan 21. yüzyılın Ezdînlerini kaldırmaz. ‘Tarih tekerrürden ibarettir’ sözü Kürdistan özgülünde geçerliliği kalmamıştır. Halkımız özgürlüğe muhtaç durumdadır ve bu nedenle bir kez daha belirtiyoruz ki halkımız bu kişiliklerden dolayı var olan kanserli uzuvları keseceğine kimsenin şüphesi olmasın. An bu hakikatin mücadelesini verme anıdır. Bu yaşatılmak istenene karşı ulusal birlik ruhu ile cevap olmanın halkımıza kazandıracağı su götüremez bir gerçeklik.

Ortadoğu kaynamaktadır, bir yandan hastalık ile mücadele ederken diğer yandan ise savaşın merkezi olmaya devam ediyor. Var olan ve köhnemiş olan iktidarlar sadece kendilerine yeni ve mutlak hizmetkarlar oluşturma amacındadırlar. Ortadoğu'ya müdahale tarihinin başlangıcından günümüze değin ve bu nedenle müdahaleden nasibini almış olan tüm yerlerde şu anki trajik durumlarını görüyoruz. Ortadoğu halklarının yegâne amacı kurtuluş, özgür yaşam arzusu ve bu yaşam için yaşamını şekillendirme olmalıdır. Bu kadim coğrafyada sadece Kürt halkı değil, tüm halklar kendi öz iradeleri ile özgürlük mücadelesini vermezse, boyunduruk aldında kalmaya mahkum olmaya devam eder. Halkların önünde bu konuda artık kaçınılmaz ciddi bir seçim vardır. An bu coğrafyaya yeniden ve bununla birlikte halkalara yaraşır ve yakışır bir şekilde Kurtuluş tohumlarını serpip özgür yaşamın koşullarını sağlamaktır.