Ana dil katliamları insanlık suçudur
Forum Haberleri —

❏
- Türk devletinin, Kürt dili/kültürü üzerindeki inkarı/yasağı çağımızın koca bir ayıbı olmasının çok ötesinde günümüzde işlenen bir cinayettir. Bu cinayete ortak olmayan herkesin açık tavır alması gerekir. Bunun Kürt ya da Türk olmakla bir alakası yoktur.
Ali DAĞDEVİREN
Öncesi bir yana, son yarım asırdır Türkiye Öğretmen Hareketi (TÖB-DER/EĞİTİM-SEN ve Almanya GEW/NRW-TÖB) olarak Anadili’de Eğitimin temel insan hak ve özgürlüklerinin vazgeçilmez ilkesi olduğunu ırkçı, inkarcı, imhacı, faşist zihniyetlerin taşlaşmış beyinlerine sokma savaşımı devam ediyor.
Bu Evrensel ilke, sıradan bir buluş değildir. Bilim insanlarının uzun deneyimi ile onur uğruna savaşan insanlığın ağır bedeller ödeyerek ulaştığı somut bir olgu ve bir kazanımdır. Bu kazanım Evrensel olması nedeniyle, hiçbir suretle ihlal edilmeyecek olan "Dokunulmaz Haklar/Doğal Haklar" olarak Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi (mad.1/4) ile teminat altına alınmıştır. Sözleşmelere imza koyan ülkeler bu taahhüde uymak durumundalar. Türkiye de bu ve benzeri sözleşmeleri imzalamıştır.
Saray sultanı başta olmak üzere AKP kurmayları ve sistem partileri, yurtdışında bu sözleşmelere Türkçe açısından atıfta bulunarak asimilasyonu ’insanlık suçu’ olarak dillendiriyorlar ama mesele Kürt ve Kürtçe olunca o insanlık suçunu bir madalya gibi boyunlarında taşımakla gururlanıyorlar!
İnsanın zulüm ve baskıya karşı son çare olarak ağır kayıpları göze alarak ayaklanmak zorunda bırakılmaması için kurulan ’Uluslararası Hukuk Düzeni’ adına saray-sultan adaletini dağıtan/talimatına uyan sözde yargıçları da, 50 milyonluk Kürt halkını ve dili Kürtçe’yi aşağılayarak ’bilinmeyen dil’den söz ediyorlar.
'Bilinmeyen dil' Kurdistan’ın inkar edilmesi ve Kürtlerin katliam fermanının seslendirilmesidir. Dil halkların varlığıdır. Dil halkların dokunulmaz/tartışılmaz doğal hakkıdır. Dil varsa halklar vardır. Yoksa halklar bitmiştir.
Kürtçe’nin inkarı Kürt halkının varlığının inkarıdır. Bu politika, öncesi bir yana, Şeyh Sait/Seyit Rıza direnişinden günümüze dek planlı bir şekilde yürütülmektedir. ‘Anayasa’nın ’değiştirilemez’ hükümleri’ bu soykırımı esas almaktadır. Ancak Kürt halkı da varlığına kasteden hiçbir engeli artık tanımayacak.
Yunanca Jenosid/Genosit sözcüğü için ansiklopediler: "Aynı ulustan, soydan, ırktan, ya da dinden olan insanların oluşturduğu bir topluluğu bilinçli ve planlı bir biçimde yoketme, ortadan kaldırma" tanımını yapıyor. Bu kavram ilk olarak, Naziler tarafından işgal edilen Avrupa’da yaşayan Yahudiler’e 1933/45 arasında yapılan işkencelerin ve toplu kıyımların ortak ismi olarak ortaya çıkmıştır.
Kurdistan’da Türk devletinin hayata geçirdiği soykırımda birçok yöntem kullanılıyor. Sistemli bir biçimde toplu öldürme, geleneksel geçim kaynaklarını toprak ürünlerini/hayvancılığı yoketme, toprak alanlarını, mezra/köy/kasabaları boşaltarak işletmez hale getirme, alkolizmi ve fuhuşu teşvik, kasten mikrop bulaştırma, zehirleme gibi yöntemler hep Kürtler üzerinde uygulana geldi.
Soykırım sözcüğü hukuka, 9 Aralık 1948’de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun soykırım suçunun önlenmesine ve cezalandırılmasına ilişkin sözleşmenin oybirliğiyle kabulünden sonra yürürlüğe girdi. Türkiye bu sözleşmeyi 23 Mart 1950’de imzalayarak resmen taraf oldu.
Anılan sözleşme: Ulusal, etnik, ırksal, ya da dinsel bir grubu tümüyle ya da kısmen yok etmek amacı ile girişilen eylemleri şöyle sıralıyor: a) Topluluk üyelerini (Kurdistan’da olduğu gibi) öldürmek, b) Topluluk üyelerinde (Kurdistan/Diyarbakir zindanında) ağır bedensel, ya da zihinsel zarara yol açmak, c) Topluluğa bütünüyle yada kısmen yok olmasına yol açacak yaşam koşullarını kasıtlı olarak dayatmak, d) Topluluk içinde doğumları engellemeye yönelik önlemler almak, e) Topluluğa bağlı çocukları (Dersim’in kayıp kızları gibi) başka bir topluluk içinde yaşamaya zorlamak… İşte onlarca yıldır Kurdistan’a uygulanan budur.
Kendini sultan ilan eden Erdoğan bu soykırımı devam ettireceğini açıkça söylüyor. Bunu, kapısına bağladığı, onuru ile birlikte vicdanını kaybetmiş, siyasi korucu ’Kürt’ kardeşlerinin alkışları arasına hayata geçiriyor. Sonunu getiren Kürt direnişini gördükçe geriliyor. Kölesine öfkelenen efendi gibi verip veriştiriyor. Utanmadan ve yüzü kızarmadan ahlaksızca aşağıladığı bu insanlara ’Kürt kardeşlerim!’ diyor. Zulme direnen Kürtler de bu sahtekarlığın yüzüne tükürüyor.
Türk devletinin, Kürt dili/kültürü üzerindeki inkarı/yasağı çağımızın koca bir ayıbı olmasının çok ötesinde günümüzde işlenen bir cinayettir. Bu cinayete ortak olmayan herkesin açık tavır alması gerekir. Bunun Kürt/Türk olmakla bir alakası yoktur. İnsanlık vicdanını taşımakla alakalıdır. Renkler bahçesi güzelim Anadolu’yu anadiller mezarlığına çevirerek çoraklaştıran katliamcılardan lütfu/merhamet beklenemez.
Kürtlerin de her halk gibi evrensel hukukun çeşitli anlaşma/sözleşmelerle belirlediği “Tüm halkların yazgılarını belirleme hakları vardır. Bu haktan ötürü, siyasal statülerini özgürce saptayarak ekonomik, toplumsal ve kültürel gelişmelerini özgürce gözetebilirler” hakkını kullanmak için yürüttükleri mücadele bir onur savaşıdır.
Yeryüzünde ve tarihte hiçbir sömürgeci, zorbalık ve zulümle ele geçirdiği kanlı iktidarını kendi rızasıyla terk etmemiştir. Onun tahtını/saltanatını sarsan altüst eden bedeli ağır onurlu direnişlerdir. Bu meşru direnişlerden biri olan Kürtlerin hak, hukuk, adalet, özgürlük ve demokrasi arayışı Türkiye halklarını da özgürleştirecek gerçek bir demokrasi mücadelesidir. Bedel ağır ama zafer kaçınılmazdır.







